Farkına Var! Asla Yok Değil:) Fark Var!

Hey şanslılar! Uyandık mı? Benim sistem açıldı, yaklaşık 30 dakika kadar önce (yani 06:00). Biraz telefonumla güzelleştim ve şimdi gülümsesin hayat! Ben yeniden dünyaya geldim! Uyku mini bir ayrılmadır ya hani bu boyuttan, ondan her sabah yeniden doğuyoruz. Burada hemen Matrix’i hatırladım yine. Ne filmdi ama! Ne zaman böyle konular açılsa, şüpheye kapaklanırım boylum boyunca:) Gerçek acaba rüya tarafı mı yoksa bu taraf mı? Ama sabah sabah da tabi hiç gerek yok ne bilimi kurmaya ne de başka kuruntulara! Kurmuyoruz yahu kurmuyoruz güzel sofralardan, güzel hayallerden, yaşamaya dair saatlerden başka hiç bir şey!

Günaaaydııınnnnnn! – Sesimi duyuyor musun harflerimde?:) Mesela ben senin gülümsediğini görebiliyorum bazı bazı:) Farkında mısın gülümsediğini?:)-

Şimdi kalkıp nerelere gitsem diyorum güne başlamadan önce? Daha doğrusu güne başlamak için. En üşenilesi saatler aslında günün en muhteşem saatleridir. Üşenmeden diyorum, bu sabah güneşi nerde yaksam?:)Mucizeler dağılır günün erken vakitlerinde evrene. Doğa uyanırken, nasipler paylaşılır büyük bir adaletle. Görünenin harici bir adalet, hep işler. Bu sayede rüzgarlar eserken birbirleriyle itişmezler, “ Önce ben eseceğim!” diye…

Annem… Sen harika bir insansın… Her iki cihanın değerli ruhu….

Sabahları bereketleri çağırırdı Annem, erkenden uyandığında. “Bereketler içeri, kötü her şey dışarı.” derdi. Daha önce böyle bir şey duymuş muydun? Sabah erken saatlerde kalkıp da pencereleri ve muslukları açmak -azıcık açılacak o musluklar ama. Öyle şaldır şaldır değil(!)- ve bu sözleri söylemek, güzellikleri davet etmekmiş güne. Annem gerçekten de inanılmaz şanslı, bereketli bir insandı.. Mağazaya girince dolardı orası.

İster mini bir butik olsun, ister dört katlılarından olsun hiç farketmezdi. Kuyum, otomobil, peynir yani ne alırsa alsın, o yere birileri hoooop gelirdi anında:) Çok da güzel yüreklim, ilgilenmesini söylerdi satıcıya yeni gelenlerle. Kendini bilirdi, şansını, bereketini… İsterdi ki o yer iş yapsın bol bol. Annem zaten alacak, diğer müşteriler kaçmasın, gitmesin beklerken… Tanısın, tanımasın o iş yeri için böyle güzellikler barındırırdı yüreğinde. Hadi kapılar pencereler! Açıl susam açıl!

Buyrun bereketler içeri, kötü her ne varsa dışarııııı!

Hayatlarımıza havadar bir detoks! Oooh! Tabi evde ya da işte kötü enerji jeneratörleri varsaaaa, kapılar pencereler zor biraz onca enerjiyi atsın dışarı, çeksin iyi şeyleri içeri(!) İyi enerji artık dikkatli kullanılası bir değer. Çünkü tükendiiiik! Bundan dolayı da iyi ruhları koruma altına alıp, kötü enerji emicilerden bucak bucak kaçmak gerek! Evrene mal oluyorlar evreneee! Mesele bir hayli büyüdüüü! Gargameller dışarı, buyrun güzel yürekler içeri!:) Aaamiiin!

Neyse:)

Bu sabah oksijen alırken gülümsemeyi de unutma sahi:) İyi enerjileri adımlarında çağır. Küçük bir çocuk gibi oyna kendi kendinle. Şanslıysan biriyle de oyna tabi:) Yani güzel bir yol arkadaşın varsa ne alâ. Ama yoksa da yok. Takılma! Seni mutsuzluğa çekmeye çalışın o dikenli çalılara yaklaşma!

Erkenden kalk! Sihirli bir sabah bul yastığında…

Bir işin olsun ya da olmasın. Hayat sadece görev değil ki! Görevleri yerine getirecek insan, o ayrı. Varsa, sorumluluklarının sahibi olacaksın. “Eve lazım olan, camiye haramdır.” demişler yine bu bizim eskiler. Doğru söylemişler. Ama bitti sorumluluklar diyelim. Belki sen şu an yaşamın en güzel çağındasın? Büyüdün öbürlerinden daha çok? Ne şans büyüyemeyenlere göre…

Hani okuldu, işti, aşktı, çocuktu derken torun zamanın şu an belki? Belki o zamandasın ama kimsen yok? Hiç evlenmedin? Ya da hepsi gitti? Neyse ne! Olamaz mı? Herkes o turnanın gözüne isabet ettiremiyorum belki! Emeklisin yani her şeyden. Biraz oyun dışısın… Olabilir. Erken uyan yine de. İşe gitmesen de çocuk büyümüş olsa da hayat sana “Tamam kestik. Sen geç şöyle kenara, kadraj dışına.” dese de. Sen erken kalk! Sen parfüm sür! Sen güzel ol! Sen yakışıklı ol! Sen her yaşta değerlisin ve asıl görevin zaten yaşamak! Sen ol! Sen! Hey sen!:)

Yaşam yolunda rollerimiz bazan çoğalır bazan eksilir. Hepsi bu. Ama yaşarız biz. Bir şeyleri kaybetmenin tek güzel yanı vardır, o da seni sana yaklaştırması… Başkalarına karşı sorumlulukların azaldıkça, kendine olan sorumluluklarını fark etmen gerekir. Yolunu kaybetmen değil…! Yani yaşa! Yalnızsan da büyüdüysen de halsizsen de yaşa! Yalman gerekmeseydi, zaten nefesin olmazdı ki… Demek ki hala yapman gereken şeyler var. Hayatta hiç bir şey nedensiz değil. Fark et!

Erken kalk:)

Topla şu kısmetleri dağıtıldığı anda. Ama bunu çok içinde hissederek yap. Aç camı. Çek içine o mucizeyi, nefesini… Ne kadar güçlü olduğuna bak. Gülümse. Ne halde olursan ol, kendine yet! Sen çok değerlisin ve hep daha güzel olan gelip seni bulacak. Güzeli çağır. Ona İnan! Sen hakediyorsun mutlu olmayı. Ne kadar hata yapmış olsan da hak ediyorsun yaşamayı. Emek ver kendine. Yüzdür şu gemiyi hadi! Hisset kendini. Yüzüne suyu vururken avuç avuç, su zerrelerinin dokunuşları gıdıklasın o suratını. Fark et yüzünü yıkadığını… Her ne yaşarsan, farkederek yaşa. Dans et kendinle, yüzünü kurularken. Eğlen işte! Hayat sana ait ve sen sırf bu yüzden çok zenginsin! Fark et!

Fark etmez demesinler sana:)

Bir tercih esnasında “Fark etmez!”ciler vardır. Allahım nasıl sevmem bunları ben. Neden fark etmez? Yemeğe gideceksin, “Ne yiyelim?” diye sorarsın. Cevaba bak;”Fark etmez”. Ben fark eder miyim peki? Öyle ya o fark etmez bu fark etmez o zaman fark etmez yani git kendin yemek ye! Ben yemekten daha güzel şeylerle beslenmek istiyorum çünkü! O yemek güzel olacak, canımın istediği olacak, manzarası olacak, muhabbeti olacak yani bir özeni falan olacak, bir inceliği olacak. Fark yaratacak hep, bir öncekine göre. “Fark etmez”! Fark eder canım! Ay!:) Erken kalmak fark eder:) Yaşamak ve her şey! Fark eder! Fark ederek, farkına vararak yaşamaktır aslolan yaşamak…

Böyle dost ve akrabalardan uzak olunacak, aman:)

Bu sabah elbette geçti. Ama yarın sabah için kendine fark yaratacak bir şeyler kat lütfen. Göreceksin, çok şey fark edecek…:)

Şununla etiketlendi: