Pulsuz Mars mı Olduk Ne?!

Mars’a ekim biçim işlerine geçilecekmiş. Ben yıllarca tavla oynayayım, milleti Mars edeyim de Mars olmayayım. Şimdi Mars olsun yeni memleket! Eyvah! Maviden sonra Kızıl gezegen mi yani..? Torun torbaya şöyle mi diyeceğiz? “Ah çooocuuummm. Biz gezegen vardı… Masmaviiii. Adı da zaten Mavi Gezegendi. Dünya denirdi kısaca… Siz tabi o güzel dünyayı göremediniz.. Siz dünyaya gelmediniz çoocummmm siz Mars’a geldiniz(!)” Bir kabus oldu sanki bu diyaloğ!

Gerçi hani dünyanın sonu geldiyse de yani… Bir kaçış noktası var ise buna da şükür denmeli…

Vay be! “Seni Mars’lar kadar seviyorum!”, “Bana Mars’ları verdin!” Hiç de olmuyor dile vallahi… Sahi neden tavlada Mars denmiş o bedevinin akıbetine?:) Mars.. Mars olmak. Gezegen kızıl da ondan mı? Hani yenildin, kızardın, bozardın manasında? Yenildik o zaman biz dünyaca…. Hadi bakalım, dünyaya bunca eziyetten sonra, doooğruuuu Mars’a… Hepimiz Mars oluyoruz kısaca….

Habersiz kalma hakkımı kullanıyorum gerçekten…

Haberler sürekli bir Elm Sokağı son baskı kıvamında. Ben küçükken herkes haber seyrederdi haber saatinde. O zaman da sevmezdim haberleri. Derlerdi “Haber izle de dünyadan haberin olsun!” Ve eklerlerdi, “Büyüyünce sen de haberleri izlemekten keyif alacaksın. Şimdi hoşlanmaman normal, anlamıyorsun.” Ya haber işte. Ne zaman güzel haberler verdi ki sanki o spikerler? O zamanlar anlamıyordum olanı biteni ama sizlerden anladıklarım yetiyordu Anne, Baba…. Suratlar beş karış! Arada da söylenmeler hani… Neresi güzel ne anlayacakmışım haberleri…

Haberleri sevmeyecektim başım te göğe erse de!

Sevmedim:) Şimdi anlıyorum diye hatta daha da sevmiyorum bu olanı biteni. Marsmış! Ya zor bu gelişmeler hakkaten. Dünyaya ayak uyduramayanlar var daha aloooo! Dünyalığını yapamayanlar… Dünya evine giremeyenler ya da çıkamayanlar(!) Dünya gözüyle birbirlerini göremeyenler… Dünya bu ya… Hatta her insan bir dünya… Mars mı yani her insan bundan sonra?

Sabah sabah nedir bu Mars’la gözümü açıyorum di mi ama:) Daha erken kalkınca işte:) Evet bu sabah dahaaa daha da erken kalktım oh! Alâââ!

Bu sabah da güzel. Henüz dünyadayız:) Gerçekten kıymetini bilsek iyi ederiz çünkü bir sürü şeyler söylüyorlar. Manyetik alan falan.. Dünya duracakmış. Biz alacak kuşağında kalacakmışız. Bu da yaşanabilir demekmiş.. Yani işte öyle tak duracakmış dünya. O kadar şarkılar söylendi vaktiyle. Alın, durdu dünya! Kim inecekse insin bakalım şimdi…:) Üffff:) At kendini dışarı arkadaş at. Dünya bizi atıyor yavaştan sırtından…. Batan dünyanın ganimetleri bunlar! Masmavi gökyüzü! Yemyeşil ormanlar! Rengarenk çiçekler! Yaşa yaşayabildiği kadar!

Dışarıda mis gibi bir Eylül var! Sen hangi mevsimdesin a Mars yolcusu…?!

Kahvaltı sonrası kahvemi içeceğim. Severdim gerçekten de güzel mekanlarda kahveler içmeyi. Zaten şımarmaktır kahve içmek. Ne güzel de şımartılar kahve servisiyle o güzel yerler insanııııı aaayyyy! Bu sabah! Çok şey istiyor canım. Her sabah yürüyüş sonrası kahvaltı evde Ya hani. Buna da şükür tabiii amaan!

Evrene yansımayayım aman çağırmayalım beter enerjiler amannnn(!)

Hani şöyle bir kokar havada da onu takip eder arabanın lastikleri. Hani burnunda tüten o börekçide alırsın soluğu! Aman kilo yaparmışmışmış deyip de götürürsün hani yanında poğaça bile! İşte öyle öyle şeyler çekiyor canım bugün:) Yürü, git ye istediğini vicdansız tarafından:) Hunharca ye ama ooofff! Vallahi evde olmuyor o börekler de… Zaten evde iyi ki olmuyor. Duvarlar arası yaşıyoruz. Mümkünse sığalım o duvarların içine(!)

Dışarda yiyorsun bir porsiyon. Evde olsa yiyeceksin bir tepsi!

Valla işte böyle niyetleri bozup sonra da harcıyorum bozukları yürüyüşlerde yaktığım kalorilerin yanında… “Ah beee…” diyor işte insan. O kahvenin yanında bir dilim pasta olamıyor ya! Bu sabah iştah bir başka açık bunu anladım:) Allahtan mutfakta asla zararlı şey bulundurmuyorum. Mesela ekmek yok evde, ASLA! Yani ne varsa dilimde:) Çeneme vurdu bu sokak köşe gezemeyişlerim, yiyip içemeyişlerim.. Hepsi bu:)

Ormanda hepsi geçer geeeçeeer……! Geçti:)

Bugün perşembe. Neler var yaşam menünde bakalım? Arada dilerim “Sana ne be!” demiyorsundur:) Sakın! Perşembe günü özellikle asla denmez böyle şeyler:))))) Ne güzel iş bu batıl inançlar ama. Birini ya da birilerini etkisizleştiriyorlar anonim bir şekilde:) Kim dediye gidiyorsun, kalıp büzüşüyorsun yerinde:) Perşembeleri öyle şeyler denmez:)! Demeeee…. 🙂

40 Perşembe çamaşır yıkayan, zengin olur!

Duyan var mı bunu daha önce? Gerçekten böyle bir rivayet var. Ama ben hiç sormadım, paraya yön veren dünya zenginlerinin ailesinde acaba büyükler, perşembeleri mi yıkıyorlardı çamaşırları(!)?

İnanmak mı sihir? Yoksa sihir var mı?

O zamanlar lisedeyim. Bir ğeğlence gecesi. Hani biletleri satılır falan. Yardım gecelerinden birindeyiz ailece. Arkadaşlarım ve aileleri de oradalar. Bu yardım gecelerinde klişelerdendir ya çekilişler. Sepetlerle gezindiler, herkesi sakızdaydılar o gece de:) Genelde sakız falanla satılır o çekilişlik numaralar. Bizimkiler aldılar işte avuçla. Maksat yardım:) Aaaa büyük ödül altın kooolyeeyyymiş:)))) Yaaşaaasııınnn!:) Umurum değil yahu:) Ama işte bir miktar numara da benim elimde.

Biz harika eğleniyoruz! Abim geliyor “Hadi Arzucum kalkıyoruz.”

Kulağıma fısıldıyor centilmen abim. Bağır çağır dese mesela “Annem gel diyor Arzu:))”. Ailenin gestaposu canım Annem… Başımızın tacı.. Sultanım….. Neyse işte benim niyetim yok ama kalkmaya. Çok eğleniyoruz yaaaa, ne işimiz var evde! Hep gittiğimiz yer işte ev! Bir ay yüzü görmüşüz gecede:) Çaktırmadan da masada bir şeylerden birazcık, yudum bazlı da götürüyoruz arkadaşlarla:) Büyük olay o yaşlarda bir şarabın tadına bakabilmek. Her şey o haliyle güzel belki de… Yasaklı ve eser miktarda….

Ben de aynı şekerlikle abime diyorum ki; “Abicim, büyük ikramiye bana çıkacak. Beklemeniz lazım.”

Niye öyle diyorum? Çünkü en son kolye verilecek çekilişte ve zaten gece de böyle bitecek:) Abim anlıyor, çok eğleniyorum. Gidip anneme izin kağıdı imzalatma çabasına girişiyor, canım benim:) Biz tabi devam ediyoruz eğlenmeye. Ve çekiliş:) Masada çığlıklar, azıtmalar falan:) Büyük ikramiye çekiliyor. Numara okunuyor. Aaaa aaaa:) Altın kolye kime geliyor sence? BANA:)) Umurumda mı muhteviyatı? Materyal altın? İyi:)) O zaman onstan haberim mi var benim! Bana ne:) Gece uzadı! Bir deeee dediğim oldu:) Bizim masa yıkılıyoooor:)

Büyük ikramiye, gecenin sonuna kadar orada kalmaktı benim için… Ne güzeldi “Kalk hadi eve, hadiii!!!” diyenler varken bayat.. Bazan birileri sana karışsın istersin büyüdüğünde. Özlersin o sorumsuzluğunu. Mantıklı olmak, hiç eğlenceli değildir çünkü.. Anlarsın… Anlatacakların, hak vereceklerin, gitmiştir yanından…

O kolyeyi hep sakladım…

Masanın cadısı oldum o gece:) Ve şunu anladım daha o yaşta. Eğer bir şeyi çok istersen, bunun olması mümkündür. Daha uzun bir süre kalmak istedim o masada. Ve oldu. Daha uzun süre yaşamak isteyelim bu dünyada ve olsun! O büyük ikramiye kime çıkacak bilelim. Hatta o kadar bilelim ki bunu söyleyelim herkese! Ve gelsin o büyük ikramiye ömrüne. İnan. Çünkü ancak inanırsan oluyor…

Bugün çok İnan!

Bugün çamaşır yıka ve gelecek 39 yıkama için perşembelerini takvimine işaretle:) Bugün dünya gözünü sev! Dünda da gözün de geçici çünkü… Bugün canının çektiğini ye! Alamıyor musun? Olabilir. Herkeste jeton aynı sayıda değil ki.. Jeton yani genelde buna para diyorlar:) Ben jeton diyorum. Sadece oyunda kalmayı sağladığından… Öyle ya jeton varsa, o börek gelebiliyor masaya.. Yani can, eğer paran yoksa, gerçekten bir gün daha fazlasının olacağına İnan! Çünkü olacak. Gerçekten. O börek o masaya konacak! Zaten şu an covit var:) Kimse de yiyemiyor, senin de içinde kalmıyor.. Kim bilir? Belki de covit, adaleti sağlıyor…?

Güzel bir güne doğ olur mu?

Gülümse aklına geldikçe. Seni gülümsetecek koca bir dünya hala var. İçinde de mucizeler dopdolu. İyi baktığın herşey sana geliyor. Bunu asla unutma. İyi bakmak. Öfkesiz, kavgasız, kendinle evrenle barışık… Zor tabi ama tek kurtuluş bu. Yoksa hep aynı hikayelerde gezinip duracaksın… Silkelen bugün lütfen. Eline bak, avuçlarına… Boş mu? Ben varım be! Bak harflerim ömründe… Tüm yüreğimle…

Günaydın…..

Şununla etiketlendi: