İŞARET EDİYORUM!!!

Dünyalar güzeli bir 5 Mayıs gelmiş, huuuuu! Sen farkında mısın peki? Bak evren sana sırf bunu fark et diye şu an harflerimi ulaştırdı. Okumaya devam et lütfen. Merhaba. Nasılsın bunca kuş sesi ve çiçek kokusunda? Şehirde misin? Sinirli misin? İnsan mısın? Hım bu iyi haber:) İnsanım dedin değil mi? İnsan olmak demek, hepsiyle var olmak demek tabi. Şehir, kasaba, okyanus adaları, uzay ne bileyim işte hala ruhun bedeninin içindeyse, insan olarak yaşıyorsun vaktin dolana kadar. Robot değilsin diye de duyguların var. Bu duygular bazen senden hayatı kaçırabilir. Odaklandığın yer sadece hissettiğin yer olursa, kendini kaybetmezsin. Bilirsin ki sen bir sebepten böylesin. Geçince o sebep ya da sebepler, düzeleceksin. Bak burası çok çok amaaa çok önemli. Derdin varsa, ona odaklan. Üzülüyorsan, sebebini bil.

Neden bu kadar önemli?

Çünkü insan bazen öyle bir kaos yaşar ki duygular birbirine iyice girer. Sonra bu süre o kadar uzar ki insan neye üzülüp karıştığını unutup, hissettiklerini, olduğu gerçek kendisi zanneder. Bu da depresyon ya da daha fazlası bir şeyler eder.. Oysa konu sadece bir şeylere bozulmak. O bozulduğun şeyi görsen ve savaşsan onunla, unutmasan bozulduğun o şeyi, tümden çöp olmayacak, kendini kendinden atmayacaksın. Ki zaten çöp de olmuyorsun ya sadece sanıyorsun… Sanmak… Zannetmek… Önemli…

Ve sen unuttuğun için ilk bozulduğun yeri, dünyalar bir araya gelip sendeki travmayı bulma çabasına giriyor…

Bulunuyor mu? Bulunuyor illa ama zaman alıyor. Peki her travma da farkındalıkta mı oluyor? Hayır elbette. Kendini hatırlamadığın zamanlar, en kök travmaların zeminleri… Lakin işte o kökleri canlandıran yani tetikleyen de hatırlayabileceğin bir olay genelde. Yani her halükarda sen, neyi neden yaşadığını fark edersen, bu iyi bir şey. Şimdiiii, başa dönelim hadi.

Bugün nasılsın? Kuş sesleri, bahar, 5 Mayıs senin için nasıl şeyler?

Hayattan zevk alıp almadığına iyi bakmalısın. Bazıları küçük şeylere sevinenlere deli gözüyle bakarlar. Tanıdık geldi mi bu okuduğun? Sebep de bunun saçma olduğunu düşünmeleri. Peki küçük ya da büyük şeyler olması neden önemli? Mutlu olmaya odaklanmak varken… Demek burada bir dört işlem uygulanmaya çalışılıyor. Muhasebelik bir vaka var ortada. Neye ne kadar sevinmek gerektiğinin payları biçilmiş. Peki ne ara bu birikim oluşmuş? Paylar, gerçekler mi? Neye ne kadar mutlu olunacağının hesabını yapmanın altında, acaba hangi duygular var? Küçük şeylerden mutlu olunan devirlerde, bir hasar mı var? Mutlu olmak acaba insanı azıcık zayıf mı kılıyor? Mutlu olmak acaba kişiyi azıcık güvenli alanından çıkarıyor mu? Zaten eskiler ne diyorlar? “Ayaklarımı yerden kesiyorsun sen mutluluktan.” Ah nasıl güzel bir tabirdir bu. Ayaklarımı yerden kesen, beni havalara uçuran bir duygu… Nasıl güzel bir duygu. Mu acaba? En son ayaları yerden kesilmiş biri, acaba hızla irtifa kaybedip, yerin yedi kat dibine çakılmış olabilir mi? Ve bundan sonra acaba ayakları yerden kesilen birine, pembecik, mavicik, neşeli, şık şıkırdak bakabilir mi?

Aslında bakabilmeli… Ama zor mu? Evet, zor.

Her tecrübeyi yük olarak almak, kabul etmek, hepimizin yaptığı bir hata. Oysa bir tecrübe, karanlık bir yoldaki aydınlık da olabilir. Yola bir engebe ya da göz gözü görmeyen bir kaos karartması olmak zorunda değil senin ya da birinin tecrübesi. Hatalardan insanın canı elbette yanıyor. Ama dediğim gibi o canın yandığı ana iyi odaklanmak ve olayı iyi anlamak, onu yenmek demek. Neye üzülüp neye sevindiğini bilmek demek. Kaos yaratacak gereksiz köklenmelere izin vermemek demek. Hazmetmek demek hatayı. Tecrübeyi insan böyle giyindiğinde, zırhlanır gerçekten de. Bu zırh ki insanı ne yaşamaktan alı koyar ne de başkalaştırır varlığını.

Yaşadıklarımız bize katılmış bir lezzet olsun.

Bizi bizden alan, bizi başka biri yapan şeyler değil yaşadıklarımız. Biz öyle zannediyoruz. Ya da yanlış yoldan gittiğimiz için gerçekten de başkalaşıp, 5 Mayıs’ı gören gözlerimizi oyuyoruz. Yaşadıklarımız, tıpkı kokteyl hazırlanırken nasıl renkler katılıyor o bardağa? Aynen de öyle renkler, lezzetler katabilir ruhlarımıza. Bu gerçek. İnan bana tecrübe konuşuyor…

Annemden sonra çok başkalaştı her şey…

Annemden önce ben “sade Arzu” olmayı hiç bilmemişim. Çok güzel bir sistemimiz varmış. Annem sistemi… Ve bu sistemde ne güzel de dönüyormuşum… Geleneksel bir sülalemiz var bizim. Aile büyüklerimiz baş tacımız. Bunu çok seviyorum ve oğluma da bunu öğretmeye çabalıyorum. Çok değerli oluyor çünkü dünler insanın ömründe. Zor anlarda insan bu güce yaslanabiliyor yani kocaman, sevgiyle dolu kalbine. İnsanı sevmek ve sevilmek, hep güçlü kılıyor.

Evet, geleneksel sistemimiz, annemin birden gidişi ile talan oldu 1 Nisan 2020’de…

Güzel canım, ilk geceydi… Eve döndüğüm ilk gece. Annemi defnettik, o gece dayımda kaldık. Ertesi gün annemle son günleri yaşadığımız eve döndüm. Evde birileri var. Herkes kendi şokunda. Oğlum henüz 7 yaşında. Herkes uyumuş. Öylece oturdum koltuğa. O anı hiç unutmuyorum. Ne yapacağımı bilemediğimi fark ettim o an… O kadar alışık olduğum bir akış vardı ki hayatımda o geceye kadar. Neden uyanacağımı, uyanınca ne yapacağımı biliyordum. Ve çoğu şeyi de otomatik yapıyordum. Otomatik…

İnsan otomatik pilota bağlamamalı…

O an şunu sorguladım. Ben ne izlerim geceleri? Sabah olunca ne yerim? Ben neredeyim? Neden buradayım? Ben ne iş yapıyorum? Neden bu işi yapıyorum? Ben hayatın neresindeyim? Hani insan elini ayağını nereye koyacağını bilemez bazen. İlkokul müsameresidir burası ya da çok geniş bir amfide konuşma yapıyorsundur ya da sahneye çıkmak üzeresindir ya da birini terk edeceksindir birazdan. Yani seni zorlayan bir andır işte ve o ellerin sanki ağırlaşır, göze batar, sana fazla gelir… Ondandır insanlar tedirgin olduklarında, ellerini ovuştururlar… Ben de bu hareketi yapıyordum o gece… Ellerimi ovuşturuyordum… Kimsesiz gibi… Çok tuzlu bir geceydi elbette. Şimdi böyle anlatabiliyorsam, masamda kahvem, bu duyguyu dibine kadar yaşadığım için… 2 yıl….. Hala da geçmedi. Çünkü bazı kayıplar, asla geçmezler. Ama sen kontrol edebilir olabilirsin o hüznü. Budur değişen.

Ve fark ettim can. Ben kendimi hiç yaşamamışım o tarihe dek…

İnsan çok sevdikleri üzülmesin diye pek çok şey yapabiliyor ya da yapmayabiliyor hayatı boyunca. Bendeki de bu olmuş. O gece herkes kendi dünyasına dalınca ve annemin nefes almadığını anladığım bir dünyada bulunca kendimi, çok üşüdüm… Ama çok… Soğukken bir şeyler giyersin. Örtünür ve sıcak bir şeyle ısınabilirsin. Ama ruhun üşürse, sarılamazlar sana. Ruhuna dokunamaz ki madde… Ancak hissederek ısınırsın… Bu yüzden hissetmek, yaşamak demek. Ve ben o gece ve sonrası hep çok üşüdüm… Oğlum ısıttı beni ve harflerim bir tek. İyiki’lerim… Oğlum, benim güzel sistemim:) O kadar önemli ki insanın ruhuna ait şeyleri yaşayarak nefes alabilmesi…

Yazmaya böyle geri döndüm.

Can, bu sabah sana bunları anlatmamın önemli bir sebebi var. İçimi dökmüş gibi oluyorum tabi bir miktar ama asıl konu, sistem. Sen hangi sistemdesin? Kimin sisteminde dönüyorsun? Yaptıkların ruhuna aitler mi? Ve sistem çökerse sen ne yaparsın? Bu sistem bazen doğduğun güçlü ailene aittir, bazen işine, bazen kurduğun yeni ailene. İnsan bir sistemde dönmeyi sever. Buna huzur da denir. Ama işte burada sistemin adaletli olması, kişinin dengede kalması çok önemli. Yani bir gün o sistem dağıldığında, sudan çıkmış balık gibi kalmak da var. Peki ne yapılmalı?

Hangi sistemde olursan ol, kendin olmayı unutma!

Doğru iletişimlerle insanlar birbirine bir şeyleri tanımlayabilirler. Evet hayatın gerçekleri zorlayıcı olabilir. Bazen herkesin medenice kendini ifade edeceği yerleri bulması, bir hayalden öteye geçmeyecek kadar anlamlı kalabilir. Bu noktada yapılacak şeyler de var ki onları da yazılarımda paylaşmak istiyorum parça parça. Önemli olan birbirimize güç olabilmek değil mi? Şu an belki de hayatının en önemli anına denk geliyor yazdıklarım. Belki de bu işaretler senin için bu sabah? Çünkü ben inanıyorum ki tesadüf diye bir şey yok. Her detay, hayatımızda bir sebepten var. Önemli olan bu gizemleri görmek ve çözmek.

Şimdi başla gizemleri görmeye ve onlara gülümsemeye… Çünkü ancak gülümsersen, bir şeyleri yapmayı daha çok isteyebilirsin.

5 Mayıs bugün. Diyorlar ki gül ağacına para as, suya dilekler yaz ve at, iyilikler yap, ısırgan bu,l ye ve onunla yıkan, kırmızı mum yak falan. Yapsana! Belki gerçekler, belki saçmalıklar. Ne fark eder? Değişik bir gün yaşamak, seni gülümsetecek ya da seni günden, gündemden bir miktar uzaklaştıracak. Baharın gelişini, güzel sihirlerle, gülümseyerek kutlasan? Güzel olur bence. Ateş yakmak ve üstünden atlamak, o sene çok sağlıklı olmayı garantilermiş mesela. O zaman ormanları tehlikeye atmayacak bir ateşçik yak da atla bugün üstünden. Git bir A4 bul ve yakıp üstünden atla! Bir şeyi yapmak istemek önemli. Bahane bulma, bir yolunu bul!

Bazen saçmalıklar, hayatına değer katan en güzel hediyelerdir.

Saçmalık da sorgulanmalı. Kime göre? Neye göre? Şamanlara göre saçmalık değil mesela bu ve benzeri şeyler. Aslında dediğim gibi, bir şeyin doğruluğunu ölçmek, zaman kaybı. Sadece yapmak, değişiklik katmak hayata. Bugün bunlar var menüde, yarın da ağaç dikebilirsin mesela? Gidip bir sessizlikte çığlık atabilir ya da çıplak ayak ormanda yürüyebilirsin. Sokakta sek sek oynayan çocuklara katılabilir ya da at binme günü ilan edebilirsin kendine o günü. Gidip bir tezgaha rica edip bir pazarda, hiç tanımadığın birinin satışına destek olabilirsin? Neden olmasın? Başka bir şey yapmak, her zaman tazeler ruhunu. Ruhuna uyan şeyler yapmak, her zaman ömrüne ömür katar, çünkü seni mutlu eder o yaptıkların. İyilik yapmak, iyi hissettirir sana. Sana minnetle bakan o insan gözbebeklerine gülümserken, yeniden doğarsın.

Bugün 5 Mayıs!

Sen kimin için yaşıyorsun? Otomatik pilotun kapalı olduğundan emin misin? Aşık mısın? Değil misin? Sağlığın yerinde mi? Canın en son ne istedi? Ve sen istediğini canına sunabildin mi? Hey! Bugün ve her gün gerçekten yaşa! Lütfen… Sistemler önemli. Birini üzmemek değerli. Ama yaşamayı da atlamamak gerekli. Bil ki sen gerçekten harika bir hayat yaşarsan, seni sevenlere en büyük hediyeyi vermiş olursun. Zaten uyumsuzların da varsın sevinmesinler canım:) Dünyada herkes herkesle birlikte olmak zorunda da değil.

Şimdi gül suyu ile kokmalı her yer!

Birazdan her yere gül suyu dökeceğim. Ve bir kaç ritüel hazırlığı. İşler akacak elbette. Hepsine de yetişeceğim. Otomatik pilotumun kapalı olduğuna da eminim. Canımın istediği güzel şeyleri duyacağım. Kendimce doğru olanlarını onaylayacağım. Bazen de bu can dediğimiz şey zıvanadan çıkabiliyor! Ona da dikkat:) Sistem derken hani birden bire kendi sistemimizde son derece başımız da dönebilir(!) Denge, buradaki anahtar kelime. Dengede kalarak her güzel şeye onay var! Dengede:)

O zaman hepimiz için harikalar dolusu bir gün olsun!

Gülümsediğimiz bir gün! Ruhumuzun sımsıcacık ısındığı bir gün. Nice 5 Mayıs’lar görelim ve yaşayalım. Nicelerini paylaşalım niceleriyle. Yaşadığımız yanımıza hep kâr kalsın. Unutmayalım, ” Hayat, takvimde akan sayıların toplamı değil, hissederek yaşadığımız anların toplamı kadardır.” Arzu’nun bu sözünü çok seviyorum:) Dilerim sen de seviyor ve her şeyden önemlisi uyguluyorsundur.

Baharımız kutlu olsun canlar!

Sevgilerimle…

İŞARET EDİYORUM!!!’ için 7 yanıt

  1. Ama yaşamayıda atlamamak gerekli . İşte bu söz bu yazıda en dokunan oldu bundan sonra her sabah bugün kendine ve çevreme nasıl güzel iyi şeylere yaşatabilirim diyeceğim ve yapacağım . Teşekkürler ve selamlar ruhu ve yüzü güzel kadın

    Liked by 1 kişi

    1. İşte bu🙏🏻👏🏻👍🏻 Hayatta bir güzel iz olmak kadar anlamlı ne var ki? Ben teşekkür ederim bu duyguyu bana yaşattığın için güzel yürekli Güner🥰🙏🏻

      Beğen

Arzu için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s