BALIKÇININ YENİ HİKAYESİ

İstanbul boğazı kışlayınca, balıkçıların nefesleri boğazda tütmeye başlar soğuktan. Arabayla geçerken yanlarından, hayranlık duyarsın bu av merakına. Dersin içinden, “Başka şey yapacağına, bak gelmiş ne güzel zaman geçiriyor.” Öyle bir sıralanırlar, balıkları kovalarında öyle bir çoğaltırlar ki, imrenir, onlardan biri olmak istersin hatta.

Ben oltamı 2006’da aynen de böyle almıştım.

O gün, yoğun bir iş günü. Bir baktım boğazda balıklara olta sallayan ahesteler var. Sanki bana duruyorlar hepsi orada. “Amaaaaan Arzu be. Al bir olta, fırlat deryaya. Koy oltanın ucuna yem diye bütün sıkıntılarını. Yutsun bu mavilik seni yoran her duyguyu, bir hafifle!” der gibiler koro halinde. Karaköy’den geçiyorum, gözlerime trafik sıkışmış ama zihnimin ekranında boğaz ve balıkçıların dinginliği duruyor. Bende manzara takılmış yani. Yan tarafa gözüm ilişiyor. Algı seçiyor tabi. Psikoloji, Algıda Seçicilik demiş buna. İlgili olduğun her şey, farkındalığın kapsamındadır halinde, fark ediyorum oltaları! O trafikte sağa sığdırıyorum kendimi, park edip, fırlıyorum arabadan dışarı. Dükkanlardan birinin kapısındayım!

“Hey balıkçı malzemeleri satan üstad! Bana bir olta lütfen.”

Has acemi yazan alnımda, şaşkınlık, bıkkınlık, sabırsızlık da var… Üstad okuyor beni. Tam da bana göre olan her şeyi bir güzel bagaja kadar taşıyor. Arkamdan su dökecek ben giderken neredeyse. Kısa ticaretimizdeki hoş sohbetimiz bu kadar alıştırıyor bizi birbirimize. Beni anlayan bir üstad bulmuşum ki lezzeti anlatılmaz…

Anlaşılmak…

Bazen seni sokaktan geçen biri anlıyor da başka kimseler anlamıyor…. Öyle bir günüm yani… Annemin güzel sözlerinin bana battığı zamanlarım… Hırsla attığım kariyer adımlarıma anneciğimin meraklarını dizmişim bileğime boncuk boncuk. Sanıyorum onlar bana kelepçe. Konuşuyor yorulmayayım diye. Ben anlıyorum, sadece motivasyon harabiyeti… Anlamıyorum yani… İş ve her şey beni en sonunda boğazın serin sularına getiriyor vesselam. Toplantılar yapılmış, tüm gün Anneye izahatlar verilmiş, gün hala da bitmemiş… Bense gayet bitmiş…

“Dön geriye Arzu!” manevrasıyla, balıkçıların yanına doğrultuyorum rotamı.

Kova bile almışım! Park ediyorum arabayı. Açıyorum bagajı ve taşıyorum malzemelerimi kıyıya. Nasıl güzel bir serinlik var yine. Kış soğuğu değil bu. Ferahlık serinliği. Hani esenlikler dilenir, hani serinlesin yüreğin falan denir. Öyle bir havası var olta çevresi alanın. Belki de aynı yerde sadece yürüyenler, üşüyor olabilirler ama biz ferahlıyoruz. Bundan eminim…

Balık tutmamakla bile sevinen ben, balıkçıları gülümsetiyorum.

Her balıkçı destek verdi o gün. Olta atmak, balığın ağzından iğneyi çıkarmak falan hep o gün öğrendiklerim. Bir kaç balık da yakalayıp, evime döndüm. Nasıl güzel bir akşamdı… Yanına güzel bir bardak ve emeklerimin balıklarıyla afiyette bir gece. Lakin ertesi gün yine bildiğim hayat devam etti. İşler ve ikilemler. Boncuklu kelepçe ve ardı arkası kesilmeyen toplantılar. Çok güzel sonuçlar ve mutlu bir ben. Annesinin merakı dışında her şey yolunda…

Oltam uyudu yıllarda…

Evet, yıllar yıllar geçti aradan. Bir de baktım, benim yine balık tutmam lazım:) Bir serinlik gerek sanki!!! Bu defa vaktim daha bir çok. Anneciğim artık sessizlikte… Ebedi istirahatinin dilerim cennet mekanında… İnsana annesi karışıyor bir tek bu dünyada. Başka da kimse o kadar bunaltamıyor yani umursamıyor seni… Anlamak için kaybediyor insan illa. Ben yazayım da dileyeyim üstüne, henüz kaybetmemiş olan birileri için bir farkındalık olsun…

Neyse…

Harika balıklar var yine denizde! Balıkçılar o kadar çok ki sahillerde! Yine mutlu, heyecanlı doldum sahile. Neredeyse olta atmaya yer yok! Saflar sıkılaşmış. Kimse kimseyle konuşmuyor mu? Aaaaa! Hani o eski balıkçılar? Hani oltaya yem diye sıkıntılarını takıp da huzur bulan güzel ruhlar? Vay be… Annemle birlikte gitmişler sanki….

Balık malzemeleri satan birileri hep var sahilde.

Onlardan biriyle ticaretimiz çok heyecanlı ilerliyor. Abi takıyor oltaya yeni seti, Arzu dolandırıyor, taktırıyor bir şekilde defaten para ödemeye can atıyor! Bu sırada elbette ki susmuyor:) Balık malzemeleri satan abiye diyorum “Maşallah ne kalabalık. Balık çok diye herhalde?” Malzemeci abinin bakışlarından tüm balıklar kaçıyor birden. Öyle bir donuyor yüzünün ifadesi. “Kalabalık bu aralar” diyor. Çok efkar içeriyor tonlama. Neden ki?

Çok olta, çok para demek oysa?

Kalabalık yerde elbette malzemeci abi daha çok satıyor ama sevinçli değil. “Bunlar” diyor “Balık koyuyorlar sofralarına. Balık tutup doyuyorlar yani. Bir kısmı, daha çok tutabilenleri yani, iyi paralara satıyorlar balıklarını.” Anlıyorum o anda, kimsenin kimseye bakacak vakti yok… Bir tatlı huzur bulmaya gelmiyorlar demek artık ne Kalamış’a ne de başka bir balık kıyısına… Devam ediyor malzemeci abi “Çok pahalı oldu artık hayat. Şanslılar suya yakınlar diye. Gecekondudan geliyor bunların çoğu. Eskiden de vardı ama şimdi artık iyice izdiham oluşmaya başladı sahilde. İş çıkıyor bana tabi ama eski neşe yok…”

Kendimi suçlu hissediyorum…

Sanki onların tutacağı balıklara ortak çıkmışım gibi, garip duygularla karışıyorum soğukta. Evet artık soğuk. Serinliği kaçırıyor bazı gerçekler. Yanlarından geçerken hepsi avlanıyorlar zevk sefayla. Boğazdalar sonuçta… Oysa evlerine ekmek götüremeyenler, balık götürüyorlar… Hikayenin aslı bu… Bir dönem gerçeği! Bir şeye seviniyorum. O da balık çok bol ve sağlıklı besleniyorlar bir sebepten. Ekmek zaten kilo aldırıyor…

Tabi oğlum aşırı mutlu bol bol oltaya koşan balıklardan.

Anne Arzu’nun her balık dolu oltada attığı sevinç çığlıkları, insan Arzu’nun hissettiklerini geçiştiremiyor. Bir yan bahar bahçe diye bir mırıldanıp maviye karşı, gün bildiği yoldan devam ediyor. Mis gibi balıklarımızı, mis gibi yiyoruz. Yine balık tutacağız coşkumuz ceplerimizde. Anne oğul sahilde aşk dolu anlar katıyoruz ruhlarımıza. Bu harika.

İnsan olmak, böyle bir şey…

Annesine kızan yaramazlıktan çıkıp, manzaraları anlayan akıllıya dönüşürsün. Sorumlulukların seni güldürür, süründürür, yalnızlaştırır ya da istemediğin kalabalıklarda güçlenirsin içine dışına… Sahnede bulursun kendini! İyi bakarsan, olduğun yer sahnedir. Hayatındakiler değişirken, sen yol alırsın tarihlerde. Ona buna sevinip üzülürken, balıkçıların hikayeleri değişirken, sen boncuktan kelepçelerini yitirip, başka muhteviyatta başka engel ve o engelleri yıkan donanımlar sahiplenirsin.

Adına HAYAT derler.

Bu gece, tüm harflerimi özlemişliğimle, sahillere vuran tüm soğukla, oğlumun balıklarca mutluluğuyla, anneme hasretle ve özgürlükle ve içinde acı tatlı her şeyler aktım sana. Hani boncuktan bilekliğin varsa ona iyi bak diye. Hani sahillerce ekmeksizlere denk gelebilirsin, belki de fark edersen sen de iyi yönde bir şeyleri değiştirebilirsin diye. Hani denizin iyi geldiğini haber veresim geldi diye. Olta balığı lezzetli bu arada, üşenme sen de biraz hareket et de biraz balık tut diye! Yazmayı çooook özlemişim diye…

Amaaa çoook özledim!

23:05 şu an burada saat. Bilgisayarımın ışığıyla tuşları bulan bakışlarıma yavaştan uyku gülümsüyor. Herkese tatlı rüyalar diliyorum gecede. Günde, rüyadan öte anlar…. Arayı açmadan görüşmek dileğiyle… İyi geceler…

BALIKÇININ YENİ HİKAYESİ” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s