Canım Öğretmenlerimize… En Derin Saygı Ve Sevgilerim İle…..

Dün Öğretmenler Günü’ydü. Çok değerli aydınlıklarımıza adanmış, çok özel bir gün. Klişe olan şeyler, anlamsızlaşır. Rutinde yaşananlar, heyecanından yitirirler çünkü. Alışılır olurlar. Özel günler de böyledir, “eğer yüreğinde hissetmezsen” o günü. Eğer hakkını vermezsen. O güne özelliğini katanı, ruhunda anlamazsan…

Öğretmenler Günü gelir her 24 Kasım’da.

Şiirler, fotoğraflar, mesajlar, öğretmenler için düzenlenen yemekler, çiçekler, hediyeler… Bu rutinlerin bazıları, eksik kaldı tabi pandemi dolayısıyla bu sene. Aman biz eksik kalmayalım, budur asıl mesele… Peki sen ne hissedersin bu gün? 24 Kasım öğretmenler için çok güzel bir gün. Peki öğretmen olmayanlar için 24 Kasım nasıl bir gün? Robotik olarak güne uymak mı? Yoksa şöyle bir durup da hissetmek mi hayatına dokunmuş tüm öğretmenleri..? Hatırlar mısın öğretmenlerini? Senin için neye benziyorlar bugün, o güzel emekçi ruhlar? Zamanın içindeyken sadece göz görürüz, saç, boy. Yani eşgali iyi kavrar algılarımız. Zaman geçer, unuturuz şekilleri… İşte o zaman gerçek kalır geriye. Kişinin detayları kaybolur, hissettirdikleri kalır yürekte…

En güzel öğretmenin kimdi, kimlerdi?

Sence hatırlanmaya değmezler miydi? Böyle şanssız biri de olabilirsin elbette. Herkes yaşadığını bilir ve kimsenin kimseyi kınamaya hakkı da yoktur. Bu hüzünlü deneyimleri de ele alırız bir gün. “Şimdilik” kenara bırakıyorum, sadece “şimdilik”. Çünkü bir öğretmenin ne kadar güzel olduğunu anlattığımız gibi, nasıl olmaması gerektiğini de anlatmamız ve de anlamamız gerekiyor. Eğitim şart diyoruz ya hani. Evet, eğitim şart, eğitimci için de eğitim şart. İyi bir eğitmenin, iyi bir eğitim almış olması çok gerek, çok şart. Hem anlatacakları zengin olmalı öğretmenin, hem de yüreği kocaman olmalı. Öğrenci ruhundan anlayabilmeli öğretmen dediğin. Kalp kırıp öcü olan değil, empati kurup öğrencisiyle yol arkadaşı olabilmeli “gerçekten” öğretmen… Bunlar aşırı önemli….. Bunun için de öğretmenin bütçesi, eksileri görmemeli.. İnsanın önce cüzdanıyla kalbi ferah olacak elbette. Yoksa nasıl gülümseyecek ki?!

Öğretmenler çok bilmeli! Çok gezip göre’bilmeli…

Gelişmiş dünyada öğretmenler gezdikleri gördükleri ülkeleri anlatırlarken, ülkemizde bu böyle değil. Ne anlatanı gidip görebilmiş ne de dinleyeni… Oysa öğretmenin özellikle bir şeyi anlatabilmesi için o şeyi deneyimlenmiş olmasına son derece değer veriliyor gelişmiş ülkelerde. Bizde durum öyle değil.

Bu da hiiiiiç iyi değil… Ya sınıfların öğrenci sayısı???

Öğretmen başına düşen öğrenci sayısında OECD 2019 verilerine göre Hindistan ve Endonezya’dan sonra geliyoruz. Verilen eğitim 30 kişiye yetiyor mu aynı sınıfta??? Üst Sınıf sayısı 30 idi covit öncesi devlet okullarında…Öğretmen butik eğitim veremez ise o öğrenci nasıl öğrenecek? Özellikle de İngilizceyi…? Şimdi bu devenin neresini düzeltmeye başlasak acaba?????

Öğretmenim, canım benimmmm!

Kutlamalar harika. Ama kutlamaların ilk önce huzurlu bir ruha ihtiyacı var. İçinde huzur yokken sen nasıl duyacaksın davul zurnayı? Anlamak için sivrisinek sazı, huşu gerekli, öyle değil mi?

Covit ortamı da üstüne tüy dikti tabi…

Şimdi alkışlarla kutladığımız öğretmenlerimiz, ana sınıfları dolduran bebekler için de kendileri ve aileleri için de endişeliler! Çünkü çalışan Anne ve Babalar için ana sınıflar açılmak zorunda kaldı. Öğretmenler de işlerinin başına geçmek zorunda kaldı. Bu bir domino taşı meselesi işte. İşe gitmek zorunda kalmak… O ilk domino taşı nerede düştü? Onu bulmak gerek belki de.. Yanlış anlaşılmasın, bu domino taşı, küresel olarak böyle düşüyor… Dünya, sokağa çıkma yasağını kaldıramıyor, bu artık çok bariz görünüyordur umarım hepimize(!) Yoksa yapılacak iş, tam izolasyon! Ama olabiliyor mu? Sokağa bakmak, cevabı bulmaya yetecektir… Ya da sokakta yürüyor olmak……..:

24 Kasım Öğretmenler Günü adına, tüm öğretmenlerimin ellerinden öpüyorum…

Ben çok değerli öğretmenler tanıdım eğitim hayatım boyunca. Şanslıyım! Ya da benim zamanımda öğretmen olmak da öğrenci olmak da daha kolaydı??? O zamanlar kapı önlerinde sadece simit satarlardı mesela. Bugün olduğu gibi bağımlılık yaratan maddeler değil…..

Öğretmenler Günü’de bunlar da konuşulmalı, evet!

Çünkü şimdilerde öğretmenlerle öğrenciler birbirine girebiliyorlar. Kötü maddeler de işin içinde girdiğinden, akıl fikir yok artık o güzel sınıflarda…. Herkes tehlikede! Buna çok ama çok DİKKAT lütfen… Çok değerli İNSAN… Satan da satmasın… Alan da almasın… Şu dünyaya yakışalım masmavi… Kıymayalım ne kendimize, ne de çevremize… Birlikte toparlanalım bir an önce….. Şu domino taşı artık, doğru taş ile başlasın diğerlerini devirmeye…..

En güzel aşkların mektuplarını yakalayanlar da öğretmenlerindi, kırık notlar verenler de…

Tebeşir tozlu elleri, yıllar sonra özlenir olur… Gözlerinde dolarlar, yüreğinde coşarlar sessizce…. Büyüdüğünü anlarsın, aynada öğretmenlerin kadar görmeye başladıkça kendini:) Ah bizim güzel öğretmenlerimiz:) Siz öyle değerlisiniz ki! Şartlar ne getiriyor ne götürüyor hep tartışılıyor bunlar. Her dönem de bu dönem de tartışma bol. Ama belki de en zor şartta başarabilmektir, gerçekten başarmak. Buradan bakınca siz, kahramanlarımızsınız! Atamalardan başlayan maceranızla, sonuçlarda verdiğiniz emeklerinizle sizler gerçekten başımızın tacısınız!

Dilerim nice nice Öğretmenler Günü görelim hep beraber!

Bu günlerde malum, en değerli şey sağlık:) Ben de her bir öğretmenimize önce sağlık diliyorum. Sağlıkla birlikte tüm güzellikleri diliyorum her birine. Ellerinden öpüyorum saygı ve sevgilerimle. Baş öğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü de bu anlamlı gün adına en derin saygı ve sevgilerimle anıyorum huzurlarınızda… Veeeee elbette ki Anneler, Babalar! İlk öğretmenlerimizin de ellerinden öpüyorum elbette en derin saygı ve sevgilerimle…

Annem….

Benim, 9 ay içinde olmak üzere, şimal yıldızım oldun… Aydınlığın, karnında hissettiğim ışığınla hep yaşam verdi bana. Şimdi sadece ruhunda sarılı sevgin. Dokunamadığı boyutunda, senin her bir zerrenden öpüyorum sevgimle, saygımla… Benim ilk öğretmenim, benim yaşam boyu öğretmenim, benim her boyutta öğretmenim… Senin de Öğretmenler Günün Kutlu Olsun Neziha Öğretmenim….

Nice güzel günlere hep birlikte ulaşmak dileğiyle benim yürekten sevdiğim canım Öğretmenlerim…..

Çamlar Bardak Olmadan! Süsle Onları! Hadi!!!

Noel ağacı sever misin? Ya da Yılbaşı Ağacı? Ya da Nurdogan Ağacı? Ya da Çiçilaki Ağacı??? Ohooo daha ne isimler var:) Çeşitli dönemlerde çeşitli ritüellerde ağaçlar süslenmiş. Dilek ağaçları da var mesela 365 gün süslü püslü dururlar:) Üstlerinde çul çaput:) Kim ne isterse, gider asar üstüne. Bekler olsun diye niyetleri. Umut dünyası bu dünya. O yüzden de rengi mavi…..

Sen nasıl bakıyorsun bu mevzulara???

Ağaç süsler misin? Yeni yıl sana nasıl gelir? Şimdi başlama klasiklere! “Para mı var?”, “Ben hristiyan mıyım?!”, “Covit var ne yeni yılı?!” Belki de çok sevdiğin birini kaybettin…? Benim gibi… “Nerden çıktı şimdi kutlama..?” Bunlar klasikler ama. Bir kere de boşversene her şeyi! Adetleri, parayı, elemi kederi….. Yeni bir yıl geliyor. İçinde kim bilir neler var..?

Biliyor musun yeni sene sana neler armağan edecek ya da senden neler götürecek..?

Biliyor musun sevdiklerin eksilecek mi çoğalacak mı? Sen mesela. Seneye olacak mısın bu dünyada? Bu kadar sağlıklı, mutlu, harika ya da tam aksi olacak mısın??? Nedir bunca şekil şemal hareketler..? Yeni bir yıl geliyor. İçinde güzellikler gelsin değil mi? Hep bunu isteriz. Peki nasıl çağırıyorsun? Nasıl sesleniyorsun mucizelere? Bir kere öncelikle sen, mucizelere inanıyor musun? Bekliyor musun onları? Açtın mı kapılarını, pencerelerini onlara..? Açtın mı kilitlerini…?

Kır şu kalıplarını! Bugün!!!

Cinsiyetini, inançlarını, parayı, zamanı lütfen unut bugün. Yazımı okuduktan sonra lütfen olduğun yerde bir dur. Bir kapa gözlerini. Bu saydığım şeyleri unut. Lütfen. Kimse bilmeyecek ne yaptığını. Kimse seni ayıplamayacak, komik bulamayacak. Sadece kendi iç dünyanda 5 dk kal. Kapa gözlerini ve hayal et. Nasıl olurdu? Mesela kadın ya da erkek değilsin. Yani ne evin direği olmak zorundasın ne de namusunu korumak zorunda. Ne ağlamak ayıp sana ne de çoook kahkahalarla sokak ortasında gülmek. Ne güçlü olmak zorundasın ne de hamarat. Düşün! Nasıl hissederdin? Daha çok ağlar ve gülerdin mutlaka. Daha rahat yaşardın. Zorlanmalardan kurtulup, daha içinden geleni dökerdin adımlarına. Adreslerin daha bir doğru olurdu illa ki…

Merdiven altından geçince, şanssızlık seni bulmasaydı???

Batıl inançlarımız vardır mutlaka. Şeytan kulağına kurşun da deriz, kara kediyi de pisssstleriz sokakta:) Ayna kırıldı mı aman ödümüz kopar! 7 yıl şanssızlıklar sıralanır kapıda hemen… Ohooo daha neler neler var. Nasıl peki bunlarla yaşamak? Merdivenin çevresinden dolaşmalar, kara kedilere gıcık kapmalar, aynalar kırılmasın diye ihtimamlar…

Kalp kırılsa 7 yıl şanssızlık seni bulmaz ama… Ömür boyu o ah senin yakanda kalır, düşünmezsin, di mi..?

Ya olmasaydı hiç biri? Daha mı huzurlu olurdun? Hııımmm? Ben daha huzurlu olurdum:) 20 tırnak birden kesilmez derler mesela. Ben el ve ayak tırnaklarımı aynı anda kestirmem sırf bundan:)) İlla küçük tırnaklardan biri kalır:) Manikür pedikür yapan arkadaşlar nasıl gülerler arkamdan bilmem:) Saçma ama işte. Öğretmişler bana, böyle de gidiyor yani:) Komik di mi? VALLA KOMİK!:)

İÇİNE yaramayan her duygudan kurtulmalı insan!

Düşünsene! Para olmasaydı hiç. Almak, vermek olmasaydı. Öyle bir dünya düşün. Herkes içinden geleni yapsaydı. Elmalar mesela, daha tatlı olmaz mıydı? Doktor daha şifacı, terzi daha yaratıcı, ressam istediği kadar ressam olmaz mıydı..? Şimdi her meslek sadece parası kadar anlamlı. Kimse seve seve yapmıyor işini. Para kazanıyor ama kaynak fakir. Zorlana zorlana kazanılan paradan hayır mı gelir?? İnan gelmez.

Hayatın özüne sevgiyi koymazsan, huzur olmaz, mutluluk olmaz yani fakir olursun.

Sanma ki zengin demek, altında en iyi arabası, ayakkabısı olan. DEĞİL. Zengin demek, seven demek, sevilen demek, sabaha ve geceye huzurla, umutla doğabilmek demek. Bak bakalım sen de şimdi kendine. Cüzdanına değil ama! Yüreğine bak bir. Ruhuna bir bakın. Ne kadar zenginsin??? Para sadece bir jeton. Oyunun içinde kalmak adına o lazım. Bir yerden bir yere gitmeye, doymaya, giyinmeye, sağlık için falan, eğitim için tamam. Bunlar için lazım. Benim bahsettiğim şey, ZENGİNLİK. İlla malikane gerekmiyor mutlu olmak için. Benim anlattığım bu. Hemen çöpe atmaya kalkma dediklerimi:) İnan, zenginlik sevgidir. SEVGİ!

Hadi şimdi zamanı da unut.

Yaşını unut evet. Çok genç ya da geç kalmış olma. Zamanın engelledikleri var tabi. Mesela doğa kadına Anne olmak için bir zaman vermiş. Zamanın dışına çıktın mı Anne olmak mümkünsüz. Aslında dünyanın düzenine göre zaman önemli gibi duruyor. Mesela eğitim zamanı belli. İşe gitme ve kariyer yapma zamanı belli. 50 yaşında yeni bir iş için bir şirkete başvursan, hem çömezsin hem de büyümüşsün. Seni işe almazlar. Evet bunlar dünya düzenine göre işler. Ama şimdi bunları bırak. Zaman yok. Bu düzen hiç yok. Nasıl hissederdin? İşe giremeyeceğini bilmesen, içinde azim olurdu değil mi yeni bir eğitim için? Aşık olurdun belki yeniden, zaman denen şey kafanda olmasaydı? Koşmaktan da vazgeçmezdin, büyüdüğünü düşünmeseydin.

Hepsini topladığında, eğer kalıp inançlar olmasaydı, daha özür hissederdin, değil mi?

O zaman özgür hissetmek için engellerini fark ettin şu an:) Seni yaşamak istediklerinden alıkoyan her şeyi kendi dünyanda biraz düzenlesen, nasıl olur? Çok iyi olur. Dener misin bu hafta gereksiz olanlardan arınmayı? Lütfen!

Ağaç dedim, nerelere geldim di mi?:)

İşte, ağaç süslemek de böyle bir şey:) İnançtan süslemek var bir de içten gelip süslemek var:) İnançtan süsleyenler belki de çok zorlanıyorlar? Belki de benim kadar zevk almıyorlar. Çünkü onlar zorunluluk hissi ile yapıyorlar. Ama ben sadece yeni bir yıl geliyor diye, O’na doğum günü hazırlığı yapmak için süslüyorum ağacı:) Hem yeni yıl doğuyor hem de ömrüme yepyeni bir yıl armağan oluyor. Bundan daha güzel ne olabilir ki? Koskoca güpgüzel bir yıla daha “Merhaba!” demek! Herkesin şansı değil…

Geçen sene Annem yanımdaydı…

Hastalığı dolayısıyla yürüyemiyordu Annem.. Ayağa zor kalkıyor, ayakları üstüne basamıyordu son günlerinde… Biz her sene yeni yıla girerken, sarılırdık birbirimize ayağa kalkıp. Zıplardık sarmaş dolaş. Müzikler çalardı… Her sene hep çok güzel olsun diye uğraşırdım ben. Altı üstü yeni yıldı işte. Herkese göre böyleydi. Ben bizim evin “Boş işler müdürüydüm” hatta… Oysa ben büyük işler müdürüydüm… Anları ölümsüz kılmanın çabasında bir emekçi… İşçiliğim de hep dillere destandı evde, o ayrı:) Herkes önce bir söylenirdi, sonra da herkesten teşekkürler yağardı yeni yıl sabahı… O zamanlar karlar da vardı sahi… Kar taneleri, mutluluklar kadar, Mutluluklar, çığlar kadardı…

Ah güzel günlerimiz..

İyi ki güzel emekler verdik birbirimize… Bu yoklukta, onlar yanıma yar oluyorlar şimdilerde….. Canım Annem de severdi özel günleri, özellikli şeyleri… Mutlu olmayı ve mutlu etmeyi… Biz severdik Annemle hediyeleri.. Küçük bir Kiz çocuğuyken Annem, halasının masallarından en sevdiği, paket paket hediyelerin geldiği masalmış mesela.. Ömrüm boyunca Anneme, paket paket hediyeler vermek istedim hep bu yüzden… Küçük kız çocuğunun hayalleri gerçek olsun istedim… Benim hayallerimin peri kızı hep layık oldu buna.. Benim iyilik meleğim, Annem, hiç üşenmedi biricik Kızına….

Sevdiklerimle birlikte her yeni yıl benim için bir mucizeydi yani. Çok güzel, en kocaman hediyeydi…

Annem için de benim için de Noel Baba vardı:) Işıklar ve renkler bizimdi…

Geçen sene evdeydik…

Televizyonun karşısındaydık… Saatler 00:00 olmak üzereydi. Canım annemin kollarına girdik… Önünde de yürüteci… Kim bilir nasıl zordu saniye kadar ayakta durmak bile onun için. Ama canım Annem… Ayaktaydı… Zorla… En güzel yeni yıl hediyesiydi belki de yüreğinde bu çabası.. Evlatları mutlu olsun isteyen bir Annenin, en son çabası… Son defa sarılmışım meğer Anneme, yeni bir yıl merhabasında…

Dışardan görünen hüzünlüydü elbette…

Manzara son derece acıklıydı… Ama benim yüreğim yine de coşku doluydu. Çünkü yeni yıla birlikte girmiştik. Ne olursa olsun büyük kıymetlim de yanımdaydı. Ve mucizeler her zaman vardı… Belki bu defa olmadı… Ama belki de bilmediğimiz bir mana vardı ve Annem artık gitmek zorundaydı.. Allah’a inanmak var yürekte… O verdi canı.. O aldı… İçimde ise koskoca özlemi kaldı…

İşte böyle…

Şimdi yeni bir yıl daha geliyor. Bu defa Annem yanımda değil… Zorla da olsa kollarına giremem. Saniyelik de olsa ayağa kalkamaz. Artık bu odada değil… Beterin beteri hep var yani. İşte insan bunu öğrenince, yaşadığı ana da şükretmeyi öğreniyor. Ve ben bu sene yeni yıla oğlumla girmenin mucizesine gülümsüyorum… Yanaklarım bir hayli ıslak…

İçin üzülsün diye değil yazdıklarım!

İstiyorum ki yaşa! Ağaç süslemek, eve bir neşe katıyor. Geçen sene bu zamanlar hep hastanelerdeydik… Annem alışıktı benim yeni yıl hazırlıklarıma. Yıl başı ağacı süslememe… Bir gün hemşirelerin olduğu alana gittim yine bir şey soracağım. Baktım bir bebek ağaç. Hem de ışıklı. El kadar. Çok rica ettim. “Annemin odasında durabilir mi..? Lütfen…! “ İzin verdiler. Getirip odaya koydular. Hastane odası ışıklandı. Annemin gözbebekleri neşelendi hemen.. Eve dönünce büyüğünü de süsledim. Güzeller güzeli Annem.. Baktı öyle.. Sustuk… Korktuk… Son defa olabilir miydi bu ağaca birlikte bakışlarımız…? Olamazdı ki.. Anneler ölmezdi ki.. Ben daha büyümemiştim ki…

Artık büyüdüm…

Ve daha ne duygularla bu sene ağacımızı süsledik oğlumla….. Annemin bakışları yanıyor şimdi yeni yıl ağacımızda.. Oğlumun neşesi.. Benim büyümüşlüğüm.. Yeni yılın mucizeleri…

Yani diyeceğim şu ki elinden gelenin en iyisini yaşamaya bak şu hayatta.

Yeni yıl geliyorsa süsle ağacı. El kadar da olsa, yak bir ışık. Bakma kimin inancı falan diye. Bakma çok para tutar diye ya da kaç yaşındasın falana! Bakma ona da buna da bana da! Yaşadığın her anı özel kıl. Öyle yaşa ki geriye dönüp baktığında, için sevdiklerinle dolabilsin. Çünkü gidiyorlar bir gün.. Ya da sen gidiyorsun onlardan… Hayat bu kadar faniyken, neşene neşe katabilecek her şeyi al, kat ömrüne!

Ben hep özellikli şeyler sevdim. Hala da öyleyim:)

Bazan yanlış anlaşıldım sırf bu yüzden. Sanki şaşa sever gibi göründüm. Evet. Severim:) Doğallık da bana ait ihtişam da. Her şey yerine göre. Köyde bir tas ayran da servet bana, en güzel yalının rıhtımında bir fincan çay da. İnsan sonsuz güzellik dolu. İçinde her anlama yer var. Ben sadece kısıtlamıyorum hayattan bana gelecekleri. Sen de sadece aç kollarını, sarıl ömrüne. İçinde her ne varsa, iste hepsini. Bu güzel çünkü. Bu hatalı değil. Bu harika. Bu çok zengin bir menü:) Hepsini işte, sana gelene şükret. Hayat işte dediğim gibi. Ne yaşarsan, yanına kâr kalan bir şey… Yaşa, içinden geldiği gibi.

Ne para olsun engelin ne de ne derler diye düşünmelerin!!!

Sana muhteşem bir hafta diliyorum. Ruhunun ne kadar zengin ve özgür olduğunu fark edebildiğin bir hafta. Yeni yıla girerken, sevdiklerin hayattaysa hala, ne kadar şanslı olduğunu görmeni diliyorum. Cennetekilerin fazlaysa şayet, henüz dünyada olduğunu fark etmeni diliyorum. Paranın satın alamayacağı her şeyi kalbine ve ruhuna koymanı diliyorum. Sağlık hep var. Eğer sen kendini iyi hissedersen, o sende olacak zaten. Sana sağlığın için de farkındalıklar diliyorum. Öyle çok yaşa ki sağlığın sende kalsın! Sağlık, ancak yaşamak isteyende kalan bir şey çünkü!

Hayata neşe katmak, anları süslemekle mümkün canım. Bil bunu. Anlarını da her zaman süsle. İçinden gelmese bile..

Hadi! Bir el atalım anlarımıza! Süsle ağacını:) Süsle evini. Işıklar yak, mumlar yak hayata. Neşelen. Dans et bol bol. Deli diyen kendine desin deli diye. Asıl delilik yaşamamak bunca hayatta!

İyi haftalar ola! Hatta; O laaaa laaaaaaaa:)

CAMIN KIYISI YOSUN OLUR BAZAN…

Yağmur tanelerinde çocuk sabahım

Ne vakit soğuklasa dünya

İçimdeki sobanın çocuğu ısıtır beni

Kestane kokusunda bayramlarım

Giydirir mutluluğu, sarar sevdiklerimi üzerime

Camın kıyısına öylece tutunmuşum yine

Manzaralar ıslak ıslak sallanıyorlar dışarıda

İçime bakıyorum

Hava da aynı, manzara da……

Kaça”ma”mak:))

Haftanın son günü hop yine gelmiş! Eeee nasılsın? Koca haftanın son günü çalışıyor olmak, maraton koşucusunun kurdeleyi gördüğü yer gibi değil mi?:) Akşama saatler kalmış oh ne güzel. Bu gece de şöööyleeee bir ev keyfi yapılır, miiisssss:))) Aman ne olacak canım:) Çok lazımsa cuma gecesi aktivitesi, yap evde:) Deeee ama nasıl??! Aktivitenin evde yapılanı vaaaar, yapılamayanı var(!)

Covit’in iyi tarafları da var! Yani kimine göre tabi:)

“Salgın kıyametin ne iyi tarafı var yaaa?!” diyenlerim bol, bildim ben:) Ah ben:))) Şimdi yaşam tarzına bir bak bakalım. Bir yokla kendini. Sen kendi hikayenin, neresindesin? Bu çok önemli. Kaçıncı sayfadasın ve de kitabın bu kısımlarında hangi karakterler var?:) İnsan doğar, büyür, okul, iş, evlenir, çoluk çorbalak sonra da işte torun tombalak:) Hikayemiz budur:) O kadar abarttığımız her şey buncacık:) Güneşte uzayan gölgen gibi bak mesela. Orta yaşta tam tepede güneş:) Ne o tarafa ne bu tarafa uzamıyorsun :))) Daha çok kendin olduğun dönem yani. Hem kendine yettiğin maddi manevi, hem de kendi istediklerini özgürce yapabildiğin dönem. Yani hem paran var, hem özgürlüğün hem de aklın fikrin. Saçmalama ihtimallerin bitmiş:) Hepsini yapmış yemiş yutmuşsun:) E bu da seni korkusuz canavara dönüştürmüş azıcık:)

Bırakıyorsun artık onlar korksun:)))

Orta yaştan öncesi zaten çocuksun. Hayata boş bakan ama çok bilen. Yapacaklarını izinle yapabilen ya da yapamayan. Zaten para da yok, ya işinden ya ailenden ya eşinden bir yönetim altında eriyorsun işte. Akıl fikir tam tecrübelenmemiş:))) Ben mesela lisede çok tuhaf bulurdum ünlü birinin öyle eski bir dostunu gördüğünde ya da çocukluğundan bir hikaye anlatıldığında ağlamasını. Meğer bu canlar çoook görmüş geçirmiş canlarmışlar. Hayat içlerinde çok birikmiş, akıl fikir bayağı gelişmiş(!) İncelmişler maneviyattan… İnceldikçe koptukları yerlerden ağlarmışlar bunlar meğer…

Çocukluğunu düşünüp ağlamak, özlemekmiş meğer hem kendini hem de artık bu dünyada olmayanlarını…

Annem anlattığında bebekliğimi, çocukluğumu, öyle mutlu olurdum ki… Göz göze, bazan elleri saçlarıma değerek, bazan çenemden öperek anlattığı günlerde çocukluğum, çooook mutluydu… Ne vakit Annem gitti bu dünyadan, o vakitten beri çocukluğum dahil tüm eskilerim, yüreğimden gözlerimi doldurur oldular… Hadi biri bana bir anlatsın şimdi çocukluğumdan bir anı, ben de gülerek dinleyebileyim, eskisi gibi… Nerdeeee….? Zaten kim anlatsın..? Anlatıcım gitmiş… Kim öyle hissedecek??? Kim zaman ayıracak insana, Annesi gibi….? Ama işte biri anlatsın sıkıysa… Mesela şimdi ben bir stüdyoda olsam, bana bir kaç anımı hatırlatsalar falan programın formatı gereği, ağlarım!

Neden mi?

Çünkü insan yol aldıkça, uzaklaşıyor “ salt kendi” olduğu zamanlardan… Sonrasında ne yaşıyorsa, ona göre birileri çıkıyor, insanın içinden. Yani insanın en kendi hali, değişmeden önceki hali. Kendini bulmak falan diyorlar ya hani. Bana göre şaka bu:) İnsan aslında kendini kaybediyor tam da orada. Bir mücadele içine giriyor, savaşmalar, yorulmalar gırla gidiyor. Sonra bir bakıyor kendine… Orada diyor ki “Hah! Kendimi buldum!” Yahu zaten sen sendin. Sonra hayat curcuna verdi sana yüksek doz. Şuurun bir gitti geldi. Zannettin kendini buldun. Tabii kendini buldun. Ama nasıl? Nerde? Kiminle???Sen, eski sen misin peki o buluşta?! Bak bir bakalım… Ya da bakma:) Belki de bakmasan daha iyi(!) Hani yüksek bir yerden geçerken aşağıya bakmamak gibi:)

Düşme aman!:)

Yani büyürken, içimize, yaşam hikayemize kattıklarımız çoğalırken, bir taraftan da eski benlerimizden bir şeyleri eksiltmiş oluyoruz, unutarak… Zaman içinde insan hep bundan değişiyor işte. Diyorum ya her sabah başka bir sen uyanıyor güne. Evet doğru. Her sabah yeni bir sabah. Yeni anılar ekliyorsun o hikayeye o yeni günde. Başkalaşıyorsun an be an. Bildiklerin artıyor, bilmediklerin azalırken. Ve bir gün, bilmediklerini özlüyor buluyorsun kendini. Çünkü çok bilince, çok temkinli yani çok tatsız kalıyorsun o yaşam yolunda….

Hep mi böyle yahuuuu?

Hep böyle… Pozitif olmak başka, farkında olmak başka mesele. Pozitif bakınca işte, bu gerçeklere karşı kalkanın oluyor. Şansın artıyor, daha da tatsızlaşmamak adına. Olaylara başka pencereler açabiliyor, “eski ben” özlemini böylelikle kandırabiliyorsun bir miktar. Önemli olan da zaten, mutlu bir yaşam sürebilmek. Başar da nasıl başarıyorsan işte! Ama olan bu mu? Bu! O güneş tependen baktı mı iyi. Yoksa güneş doğarken de batarken de o gölgen uzuyor ya hani, çok komik oluyorsun:) Şekil şemal ortaya kadar kendini anca buluyor, ortadan sonra da bulduğunu kaybetme çabasına giriyor:) Cuma Cuma da aman ne güzel iç açtııımmmm:))))

Şimdi bak bakayım sen sayfa kaçtasın?:)))

Covit buna göre ne kadar yararlı ne kadar zararlı bakalım hep birlikte:) Bir film var hani, “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar”. Bizimki o misal:) Evler kimine çok dar kimine çok bol bu dönemde:) Metrekare değil burada dar ya da bol olan. Sen o eve ne kadar sığıyorsun? Ne kadarın evin dışında kalıyor? Madden ve manen eve girebiliyor musun? Bunlar önemli. Covit yokken herkes canının istediği gibi yaşayabiliyordu. Bekarı eşini dışarıda bulabiliyor, evlisi bekarlığa kaçabiliyordu kapıdan çıkınca. Yalnızı dostlanabiliyor, kalabalık olanı ıssızlaşabiliyordu gaza basıp yollar aşınca…

Şimdi böyle!

Şimdi herkes kendi hikayesinin resmen içinde:) Kaçış yok!!! Covitin iyi tarafı da işte bu:) İnsanlar bu dönemde ne kendini ne de yaşam sayfasında bulunan karakterleri ALDATAMIYOR:) Evet, aldatmak! Tabi hiç bizde olmayan işlerden biridir bu aldatma meselesi(!) Diziler, filmler, gündüz programlarında falandır bu işler(!) Kaaatttt aaaaaa bizde böyle şeyler yooookkktur, yok! Bal gibi de vardır:) Ve bu bal gibi varlar, şimdi ne haldeler işte:) Evet, covit denen şey çok da harbileştirdi insanları. Herkes olduğu gibi olmak zorunda olunca, film gayet değişti:) Şimdi tüm filmler tür olarak “Aile” ya da “Korku” türünde:) Aksiyon, Romantik, Komedi falanlar taze bitti:))))

İnsan uzun süre rol yapamaz!

Özgürlük kısıtları sadece ekranlarda ilan edilmiyor bu dönemde. Özgürlükler işte saydığım ve daha da sayamadığım bir sürü hallerde kısıtlı, hem de uzun bir süredir. Böyle olunca da artık yalancıların mumları üüüffff olduuuu yatsıdan önce:))) İyi ki doğduuunnnn dürüstlük, alkışlıyoruzzzz:) Bu alkışlar acaba kime nasıl geliyor??? Protestodan da alkışlar yükselir göğe, saygıdan, sevgiden de. Söylesene, sen hangisini hak ediyorsun yatsıdan sonra??? Hım:)?

Covit, alkışlatıyor!!!

Nasıl manşet ama:)? Bakmış olduk covit kime nasıl yansıdı. Covit sadece bildiğimiz gibi bulaşmıyor yani. Bir de felsefi boyutu var bu covitin. Covit, aldatanlara, yalnızlara, mutsuz evliliklere, sevgisiz yapılan işlere, işsizlere, vasıfsız çalışanlara, maddi durumu zaten bozuk olanlara, psikolojisi çoktan bitmiş olanlara, hava atmadan yaşayamayalara, her şeyin para demek olduğunu sananlara çok pis bulaştı felsefi boyutta. Akla kara seçilmiş oldu yani:))

İyi mi oldu?

EVET! Lisede yazdığım sözlerden birini paylaşayım bu duruma örnek olarak.

“Yalanlara kanmanın mutluluğunu yaşamaktansa, gerçekleri görmenin acısını çekmeyi yeğlerim.”

Vay be! Daha lisede işte böyle atalık sözler peşinde koşarmışım… Heyhat! Ne kadar da doğru yaparmışım:) Oh bana:) Bugünkü yazım, takkeleri, külahları önümüze koyduğumuz bir yazı oldu. İçimden yine esti, harflerim özgürce böyle dökülüverdi. Belki bu mesaj sana??? Kafan karışık, hayat alıştığının çok başka halinde akıyor şimdi. Sana evrenden gelen ses şöyle diyor;

“Sana bir şans verdi hayat. Zorlanmaktan vazgeç. Bir virüs gelir, hayat değişe. Yalandan kaleler, kumdan kaleler kadar güçlüler. Kendine ait gerçek bir dünya olsun. Her kimsen, herkes seni öyle tanısın. Buna izin ver. Bırak, o köprüler yıkılacaksa yıkılsınlar. Zorla ayakta tuttuğun o köprülerin, o kalelerin ağırlı ruhunda Nasır, bak. Ruhunu sevgi doldur, at yüklerini içinden. Kanma, kandırma, olduğun gibi yaşa. Hissettiğin yoldan yürü. Pahası neyse de öde. İnan, ödenecek bedeller kadarın her zaman hem cebininde hem de ruhunda var. O güç hep sende var. Hesabı kapayınca da yeni bir hayat var sana vaadedilen. Sadece sen olduğun gibi yaşa. Sonrası kendiliğinde çözülecek. Ve sen artık gerçekten yaşıyor olacaksın… İnan…”

Hepimize çooook güzel, çoooook kendimiz, çoooook mutlu, çoooook sağlıklı bir haftasonu diliyorum… Çoooook sevgilerle:)

Uyanan Güzel Masalı:)

Günaydın günlerin Perşembesi. Sokakta havlayan köpeklere günaydın. Akan zamana, ruhuma dokunan hayata, günaydın! İçinde çikolata olsun bugün gün! Sever misin bilmem çikolatayı? Sen ne seviyorsan günün o dolsun ya da oyalanmayalım günün mutluluk dolgusunu seçerken:)

Günaydın sen!

Yepyeni bir güne hazır mısın? Henüz aydınlanmamış göğün güneşini yaktın mı içinde? Sokaklardan geçmeye topladım mı gücünü? Kahvaltı denen öğününü kattın mı bünyene? Öteye bile geçtin mi hatta? Kahveni içtin mi yoksa şimdiden?

Yapmadığım şey değil sabahın 07:35’inde kahve içmek.

Ofise erken gittiğim zamanlarım oldu. Çok erken başlayan işler ve metropol, nasıl da birbirine uymaz! İş yerine yakın bir evde oturuyor olsan da, trafik denen şey içinde nereye gittiğini unuttuğun sabahlar yaşarsın işine giderken(!) İşine de gidersin, bu havaya uçan zavallıcık zamanlar, gücüne de gider aynı anda.. Neyse, erken ofis günlerimde kahvem daha da aciliyetle içilirdi yani:)

Kahve…

Kahvenin de mesaisi, kişinin mesaisine göre değişiyor pek tabi ki:) Höpür köpüklü olanını muhabbetle, şöyle huzurlu bir sakinlikle içmesi var, sabah ayılmalık kupalara dökülmüşünden yana yana ve de karşında duran bilgisayar ekranına baka baka içmesi var, hatta üniversite zamanlarında özellikle de finaller denen o geceli gündüzlü çabaların içinde neredeyse kaşık kaşık yutulması var!:)

Ben mesela:) Artık kahve yapmaya üşenirdim iyice:) Kahve kavanozundan kahveyi kaşıkladığımı çooook bilirim finallerde:)))

Hayat nasıl da tersinedir di mi bazan?! Çay içersin gözlerin fal taşı olur, kaşık kaşık kafein yutarsın yine de uyuklarsın o ders çalıştığın masada… Bizim öğrencilik de kolay değildi gerçi. Çizimlerle uğraşmak sabahlara kadarı buluyordu arada. Gündüz gezince biraz:)) Ama öğrenci de gezecek az! Zaten zaman denen şey geçerken insan kaç defa gerçekten öğrenci olacak ki şu hayatta…?

Hep bunu hissettim.

Yani olduğu şeyi, tek seferlik yaşayabildiğini insanın. Kim ne derse desin, yaşadığın mevsimler, tek. Her mevsim güzel mi? Elbette evet. Zaten diyorum ya ne yaşarsan, o anlam o ana özel.

Ah öğrencilik zamanları… Daha içindeyken özlediğim güzel anlar…

Öğrencilik döneminde bunalanlar hep vardır. Bilirsin. Bir an önce mezun olmak isteyenlerle doludur okullar. Ben de istedim tabi mezun olmayı, istedim de içinden geçerken zamanın, anı biriktirmek gayretim hep oldu. Annem kızardı bana arada. Önce ders der ya hani ebeveynler. Derdim Anneme, “Annecim, ben yağmurda yürümezsem, ne hatırlayacağım geriye dönüp baktığımda? Sadece dersleri mi???”

Sonra Annem çoook kafama kaktı gerçi yürüdüğüm yağmurları:) Her hoşuna gitmeyen şeyde, “Yürüdün ya sen yağmurlarda!” demeyi asla ihmal etmedi…. Ne dese başımın üstü güzeller güzeli Sultanım… Cennetim……

Annem de haklıydı tabi. Zaten insan büyüdükçe, aynı anda herkesin haklı olabilmesi denklemini çözmeye başlıyor:) Tabi bunu empati denen şeyi bilenler yapabiliyorlar. Formül bilmek gerek problemleri çözebilmek için. Yol iz bilmek gerek ilerleyebilmek için. Anlamak gerek yani içini, dışını… Kendini ve evreni tanıman, öyle önemli ki…

Seni anlamadığını düşündüğün insanlara bir bak.

Kendisiyle arası nasıl? Kendi dünyası için faydaları ne kadar? Yani kişinin kendisine hayrı var mı bir bak. Acaba kendisini ne kadar anlamış? Hayatı ne kadar anlayabilmiş??? Yalnız, kişinin kendisine bakması, sadece bilinen ihtiyaçlarını karşılayabiliyor olması değil hayırlı biri olmak:) Hani bakarsın birine uzaktan, yediği, içtiği, giydiği, gezdiği yerindedir. Bunlar madde boyutu. Manevi boyutta haberler nasıl peki? Aile hayatı? Yüzündeki harita? Gözlerindeki fer meselesi? Bunlar nasıl asıl?

Mutsuz biri seni mutlu edemez!

Baktın ki mutsuzluk abidesi biri var karşında, KAÇ! Sakın uğraş edinme onun mutluluk ülkesi olmayı. Bil ki eksilirsin onu bütünlemeye çalışırken. Belki günün birinde o bütünlenir? O zaman da sen kalırsın o mutsuzluk abidesi halinle evrende. Ve muhtemelen bütünlediğin de kaçar senden:) E hazır tamamlanmış, hayata dönmüş, neden uğraşsın seninle? Filmi başa saracak değil ya EGOSİST! Alır ona verdiklerini, geçer suyun öte tarafına. Sen de dalar gidersin suya… Su akar… Sen, akmazsın artık hayata…

Bekle ki biri seni öpsün, sen de o cadının büyüsünden kurtulup, hayata dön!

Masal olsa keşke hayat ama işte değil:) Yani tam olarak masal değil:) Yoksa cadılar var:)))) Cadı bu, erkeği de var kadını da:) Bilenler bilir:))) Prens ve prenses kısmı biraz sorun:) Hele ki mutsuzluk abidesi oldun mu işler çok yaş:) O zaman ne yapıyor muşuz? Kendimizi son zerreye kadar tüketmiyormuşuz. Bugün bu farkındalık düğmemize basıyormuşuz ve olanlara olmayanlara bir de bu gözle bakıyormuşuz:)

Kim bilir? Belki de o cadının büyüsünden kurtarmak üzere geldim ben:) Bu niyetle de harflerimce hepinizi ruhlarınızdan öpüyorum:) Uyandık mııııı?! Hadi kaç şimdi o zaman cadıdan!

Günaydın aydınlığı salına salına büyüyen gökyüzü! Günaydın serin hava! Günaydın yollardaki su birikintileri! Nerden bakarsan bak, her şeye güzel bak bugün olur mu? Yaşadığın mevsimin hakkını ver. Mutsuzluk abideleri reyonundan uzak dur! Kendini tüketmeden yaşa hayatı. Hataların, senin doğruluk yolundaki aydınlıkların. Hatalarını da sev bu yüzden. Kimse sana senin verdiğin dersleri veremez çünkü. Sen, kendi yaşam hikayenin en güzel öğretmenisin, bil. Ve öğretmek için yaşıyorsun her ne yaşıyorsan. Kendine ve seni anlamak isteyen herkese…

Gün! Öyle bir kucakla ki beni, korkularımı ve her istemediğim duyguyu sık benden, gitsin!

Süzüleyim taze günde tertemiz, yepyeni. Ferahlayayım içimden attıklarımdan. İçime katacaklarıma yerim olsun hep. Yaşama sevincim büyütebilsin içimde. Gün! Öyle sar ki beni, öyle kal ki hiç üşümeyeyim, yalnız olsam bile….

Gün, hepimizi sarsın bugün! O kadar dedik daaaa:) Elbette ki sardı bile:) Hisset yeter. Gerisi, günde!

Hadi hepimize muhteşem bir gün olsun o zaman!!!! Çok sevgiler hep:) Çok cadısızlıklar!!!!

“Ol” “Um” lu Düşünceler:)

Güzel bir hafta ortasından merhabalar. Yıl sonuna doğru koşan zaman içinde, nasılsın? Tuhaf bir şekilde eskidi bu yıl. Öyle ki gelecek yıldan korkuyor herkes. Diyorum ya bir sürü haber adında stres dolaşıyor iletişim görevli platformlarda. Hiç bilmiyorum, bildiklerimden fazlasını bir süredir. Daha mı iyiyim? Daha iyiyim! Suyun akışını izliyorum öylece. Ne de olsa su akıyor yolunu hep kendi bula bula. Boşuna telaşlar bunlar. Her şey olacağına varıyor. Kocaman gülümsememi asıyorum suratıma ben de:) Değiştiremeyeceğim şeyleri boşveriyorım. Yok sayıyorum. Ooohh!!! Bakıyorum yaşamaya!

Yaşamak! Ruhumu görünen zerrelerime yapıştıran mucize! Ben bu mucizeye elbette hayranım!

Yaşamak! Islanmak hayallerde! Bir kahve fincanında tütmek belki! Hiç gidilemeyen sahillerde güneşlenmek… Aşk olmak yüreğinin atışında, o güzel gözlerin ruhunu okşamadığı anlarda bile… O güzel gözleri henüz bulmadığın zamanlarda bile…

Belki bugün?

Hayatına istediklerin dolar ne dersin? Bakınca, istenenler sanki olamaz gibi. İstenmeyenler de sanki hemen kapı ardında bekliyor. Aman kapıyı açma(!) Halbuki olasılıklar aynı. Ne var ki? Sevgi seni bulur da bulmaz da. Neden olumsuz olan sanki daha güçlü? Bunun cevabını ben biliyorum!

Çünkü mutluluk veren şeyler çabuk unutulur. Ama mutsuzluk acıtır ve acıtan şeyler korkutur. Korkmak, güçlü bir duygudur. Mutluluktan kaçıran öcüdür çünkü korku…

Bundandır işte o sütü üflemedik diye ağzımız yanınca, yediğimiz yoğurtların bunca üfürüklenmesi:) E üşeniyor da insan yeri geliyor. Üflemek yerine, yoğurdu yemekten de vazgeçiyor… Hayat, böyle böyle kaçıyor elden… Elde ne kalıyor? Kocaman bir SIFIR”… “Elden ne gelir?” denir ya hani. Doğru. Bazan elden bir şey gelmiyor. Çünkü elde sıfır kalmış kala kala. Tükenmiş varlıklar. Bundan hep başarısızlıklar…

O zaman hayatı ele almanın tam vakti!

Hastalanmak isteyen SIFIR noktasında kalabilir elbette. Covit ve her türlü hastalık, elden bir şey gelmediği anda peydahlanıyor! Ara ki bulasın failini… Kimin yüzünden bu hale düştün sen sahi? İşini kaybettin, aşkını, kendini, sağlığını, hayallerini…. Kim yaptı bunları sana? Git git gerilere! Ne kadar melankolik olabiliyorsannol!!! Bak o elindeki sıfır, nasıl da düşüyor EKSİlere!!!

Gitme!

Hayatı ele almak için, ne geri ne ileri! Sen ŞİMDİne bak. Failini de boşver. Sadece barış. Kendinle, hayatla, olan ve olmayanla BARIŞ! İnan barışınca, kalbin sakinleşecek. Ödenmeyen faturalar, yıkılan hayaller, aşk acın, hastalığın yani şu an hangi enkaz halindeysen işte, boşver. Şunu bil ki SEN VARSAN, HER ŞEY VAR! Dert de deva da sen varsan var. Ararsın devanı, bulursun. Yeter ki sen dertten vazgeç. Her olumsuzluğa rağmen, kapa gözlerini ve en güzel anlarını bul ruhunda. O anlarda dirilt kendini yeniden. İnan, sen yaşamak istersen, yaradan sana ömür verecek. Ve İnan o faturalar da ödenecek, o aşk da yüreğinde tazelenecek. Sen ruhunla iste yeter ki!

Bir gün…

Öylece oturuyorum. Ohoooo! O tarih hayatımın akışındaki konular işte. Bana göre en önemli şeyler… Bazan insanın bir sürü cephesi olur savaş verdiği. Nereye gidecek, nereyi konuta edecek, şaşırır…. İşte öyle bir dönemdeyim… Yürüyorum km’lerce. Bana öyle iyi geliyor ki çoook ama çok yürümek. Sanki yürüdükçe, kendimden kaçıyor gibi ve hatta kendime geliyor gibi ola ola! Yağmurda, karda… Yürüyorum. Bana iyi gelen şey o dönem, yürümek. Ama çooook yürümek. Kulaklarımda şarkılar….

İşte tam da o günlerde bir gün….

Bir arkadaşımla, işi icabı gittiği bir yere, ben de gitmiş bulundum. Kafamda bir sürü fikirler uçuşuyor ama. Yurt dışına mı gitsem? Yeni bir sektör mü düşünsem? Kalp hayatım tatilde:))) Lütfen bir süre kalsın orada hatta:) Kendimi işe vereyim de kalbim daha kırmızı olsun… Azıcık bulutlu… Sisler dağılsın… Ama nasıl bir iş? Kendi işimden başka bir iş olmalı! Çünkü hayatımdaki her şey değişmeli! Çünkü ben değişmek istiyorum….

Böyle böyle uçuşuyorum içimde işte:)

Gittiğimiz yerde, birden ne istediğimi buldum o gün. Kurabiye kokuyordu mutfak. Sıcacıktı ev. Huzur doluydu tüm eşyalar. İçimden istedim. Huzur, sakinlik ve kurabiye… Sanki çıkasım gelmedi oradan. Ama çıktık tabi:) Bu bende kaldı. Hiç bir şey paylaşmadım arkadaşımla. Bir tek Annemi aradım günün sonunda ve anlattım… Yürümeye devam ettim. Bu arada ne istediğimi bulduğumu aslında o anda bilmiyordum:))) Ben sadece yürümeye devam ediyordum.

Her şey beni istediğim şeye götürmek adına çalışmaya başladı!

İnsan, hayatındaki akışları, tarihler sonra görebiliyor. Yaşarken “Ne, neden oldu?” kısmı karışıyor. Bunları, yüreğimin istediği şeyi bulunca anladım mesela:) Yürümeye devam ettim. Sonra gerekli insanlarla karşılaştım. Sonra tesadüfler birbirini kovaladı ve kurabiye kokusunda kahvemi içiyordum işte! Arkadaşımla gittiğim o yer, bir zaman sonra benim gerçeğim oldu. Başka bir adreste, başka isimlerle ama bana ait olan bir hayat, yeni bir hayat, bana armağan edildi, içimdeki istek ve inanç sayesinde. Yaradan, hissettiklerime gülümsedi ve OL dedi. Her şey birden OLDU.

İNAN! Mucizeler her yerde. Sana gelmesi için, yüreğinin o mucizeyi çok istemesi gerekiyor sadece.

Ama öyle çırpına çırpına istemekler değil! Yüreğinde var kabul edip istemekle oluyor tüm “OL”lar… Şimdi kendi mucizenle aranda, sadece kendi inançlarının olduğunu biliyorsun. Artık istediğin hayatı nasıl çağırman gerektiği hakkında bir fikrin var. Bugün dener misin lütfen? Bunaldığın yerden bir, kalkar mısın lütfen? Yürüyemeyen bir hasta olsan dahi, iyileşme inancınla bir kalkar mısın ruhunla ayağa bugün lütfen?

Seni kurtarabilecek tek kişi SENSİN! Seni, kendinden kurtardın mı gerisi çok kolay! Sana olumlu ve olumsuz her şeyi sadece sen hissettiriyorsun! Aradaki olaylar ve kişiler sadece varlar. Değişmeyen ve asıl güç, sensin.

Emin ol bu böyle.

Bugün denersen, yaşayacaksın. Eline alacaksın hayatı. Sıfır noktasından kaçtıkça, hayatın tadı yerine gelecek. Hareket hep var. Ne tarafa doğru olacağına, sen karar vereceksin. Pozitif? Negatif? Ne tarafa hemşerim?:)))

Kahveni içtin mi?

İçmediysen, üşenme hadi. Güzel bir kahve kat anına ya da bir bitki çayı ya da su ya da ne bileyim? Sana iyi gelen keyiflerle bezen. Sana ve çevrene zarar vermeyen keyiflerinle güzelleş anlarında. Gerektiği her an böylelikle, elinden bir sürü şey gelsin. Hayat hep elinde olsun! Hayat hep içinde olsun!

Sana bunları yazarken, yüreğim coşuyor biliyor musun?

Sadece sana dokunmak, ömrüne bir gülümseme katmak, benim ruhsal şifam çünkü. İyilik, bulaşıcıdır. Ve ne mutlu ki bulaşması korkutucu değil bu iyilik denen şeyin:) Bulaşalım böyle hep bulaşalım!!! Bütün evrene bulaşsın iyilik!

Öyle güzel yağıyor ki şu an yağmur. Adımlarım beni çağırıyor sanki bu sesle hareketlenerek. Arınmanın en güzel halidir yağmurda ıslanmak.

Tabii hasta olma boyutuna geçmeden:))

Bugün mucizelerin her zerremize dokunduğu çok güzel bir gün olsun! Ben kahvem sonrası dışarı kaçıp, yağmura dokunup öyle devam edeceğim işlere güçlere. Hissedeceğim her güzel duyguyu tüm evrenle, paylaşıyor olacağım. Yapman gereken tek şey göğe bakmak ve ilk gördüğün buluta gülümsemek. Gülümsemeni oradan alacağım ben:) Ben zaten hayat fırlattım göğe:) Sen gülümsedikçe, hayat yağacak her zerrene…

İyilikler, gülümsemeler, mucizeler şifamız olsun o zaman!!!! Olsun!:)

Şiir Pazar 1 :)

Pazar günü, şiir günü olsun mu?:) İçimden geldi. Bu yağmurlar, ruha kafiye….

Anneme

Kışlık göğün bulutlarından,

Soğuk yağıyor ha bire…

Sıcağından uzak sessizlik öyle sağar ki

Duymuyorum hayatı…

Sırılsıklam kış olmuşum,

Adı pazar denen şeyde…

Sokaklar yapraklarla dolu

Adımların ediyor hepsi,

Benim sensizlik matematiğimde……

Sevimli Hayal Et:)

Haftanın son günü, artık daha da hızlı geliyor sanki. Bana mı öyle geliyor? Sana göre nasıl? Genel bir hızlanma var bence. Yakında sabah uyanıp aynı anda uykuya dalacakmışız gibi! Şaşırır mıyız? Ben şaşırmam. Artık hiç bir şeye şaşırmıyorum:) Ve zaten de ilgilenmiyorum:) Hayallerim ve ben, pembe bulutları yapmışız uçan halı:) “ Oooh! Gel keyfim gel!” hallerindeyiz:) Zaten hayaller de bünyede yaşanmışlık hissi yaratmıyor mu sanki???? Hımmm? Düşün bir?

Bence gerçeklik, hayal etme gücüne bağlı olarak netleşiyor.

Beyin zaten fotoğrafı çağırarak duyumsuyor her şeyi. Yani ben dondurmayı düşündüğümde, dondurmanın tüm detaylarını beynim hissettiriyor bana. Tadı, kokusu, görüntüsü, soğukluğu, hatta sesi geliyor beynime hooop diye:) Sesi mi var dondurmanın ki? VAR! Belki reklam müziği, belki Maraş dondurmacısının çıngırağa vuruşu belki de paketin açılırken çıkardığı sesini duyarsın dondurma dendiğinde. Peki fark eder misin? Hayır:) Sadece dondurma denen şeyin ne olduğunu bildiğini fark edersin. Detaylara bakmazsın. Ama beyin bakar, beyin görür! Peki görünce ne olur? O dondurmayı yemiş kadar olursun:) Yani yeterince konsantre olursan, inan o dondurmanın fayda ve zararı dahi yansır bedenine de ruhuna da!

Beyin böyle çalışıyor! Yani sen bilmiyorsun, Beyin biliyor:))))) “Ben bilmem, begim bilir” bu işte:)))))

O zaman kandırırım kendimi, giderim Bahamalar’a, ne var yani?! Mümkün mü??? Mümkün! Yeterince detaylı hissedebilirsen, evet Bahamalar’a gitmiş, ferahlamış, zenginleşmiş olursun. Zenginleşmek? Ceplerle ilgili değil bu zenginlik:) Gerçi hayalen gidilen yer masrafsız olduğundan, ceplere de faydası yok değil:) Neyse!

Zenginleşirsin!!!

Ruhunda toplanan hazların, senin asıl zenginliğindir çünkü. Bu zenginlik senin şansındır, sağlığındır, başarındır. Ne kadar zenginse ruhun güzelliklerle, o derece yaşam enerjisi dolarsın evrende! O zaman değemezler keyfine:) Keyfinin kahyalarının hepsini atarsın işten:) Keyfine diyecek olmaz:)

Şimdi ben Karadeniz’deyim!

Bilir misin Karadeniz’i? O rüya bulutlarından salınan sislerin içinde cilvelenen manzaralara karşı, mis gibi çayımı yudumluyorum ben şimdi. Yeşil, deli yeşil, zır deli yeşil! Her tonu başka güzel yeşilin burada. Yeşilimsi değil… Taştan canavarların aralarına serpiştirilmiş yeşil değil buralardaki yeşil. Hava soğuk, dalgalar uzaktan bile devasaaaa boyutlarıyla, ne kadar hırçın olduklarını anlatıyorlar sahillere. Kıyılarda duran güzeller güzeli kayalar, seve seve aşınıp, karışıyorlar sevgilisi kara denizlerine. Deniz, sevdanın karasından almış adını bu tuzda, bu hamside, bu mercanda… Karadeniz’deyim işte, dolabildiğim kadar doluyum aşkla….

Ruhumda kemençeler, tulumlar çalıyor….

Sallıyorum kaşığımı şekerli makarnaya:))) Kavrulmuş fasulyem eksik değil soframda. Mısır ekmeğimi de doğrarım azdan yoğurduma… Sabah kahvaltımı da yapmışım mıhlamamla! Uuuuuuuyyyy kesulayımm saaa aaaa Karadeniz uuuuuuuy! Huzur doluyum şu an. Karnım tok, ruhum pek… Masum Karadeniz dağları, can kokuyor. Çekiyorum içime tertemiz yaylaların havasını. Ruhuma, can geliyor. Gözlerimin ferini yakıyor bu sadelik. Yanağımı pembeye boyuyor. Uyuyarak uyanıyorum. Hiç uyumamışım gibi kalktığım sabahlara doğmuyor güneş. Güneş, gerçek sabahlara nur oluyor burada…

Keşanım omuzlarımda….

Bilir misin Keşan nedir? Hani Karadeniz’e özgü bir örtü vardır, kadınlar başlarını örterler. Bele de sarılır bu yöresel güzel şal. Kırmızı, siyah, kahverengi renkleriyle, kendine has bir motifi vardır keşanın. Montumun üstünde duruyor şu an. Omuzlarımdan sarılıyor bana hayat… Tüm sevdiklerimmişçesine hem de… Rüzgarda sevdiklerimin kokusu… Keşan, sıcacık ediyor ruhumu, özlediklerimin nefesleriyle… Sevdiklerim burada, hala yaşıyorlar…..

Ben de bir Karadenizli oldum her halimle işte!

Azıcık şive, biraz da fıkra, tamamdır:) Nasıl da severim fıkralarını anlatışlarını buranın güzel insanlarının… Ama bu covitte şimdi hayalime komşu almayayım:)) Hissettiğimizi yaşıyoruz sonuçta:) Aman!

Bir gün her şey eskisi gibi normale dönerse ki elbette dönecek, sözüm olsun, harflerimi tam da Karadeniz’in bir yaylasında paylaşacağım seninle!

Komşularım da çevremde:) Tazeden gelen fıkrayı da yayına vereceğim o tarih. Söz! Tabi nasipse. Aklımda neler neler var. Dağ tepe durmadan gezmek istiyorum dünyayı. Şimdilik hayalleriyle idare ediyorum hareketin:) Harflerimi, dünyayı gezerken aktaracağım o gün geldiğinde. Bir bakmışsın, Ay’dayım bile:))

Hissettiğin kadar var her şey. Kendin bile…

Nasıl? Bir nebze gittik mi Karadeniz’e? İnan ben toprağın üzerindeki otları bile hissettim. Uzaklarda pişen kahvenin kokusunu aldım, dudağımdaki tertemiz yağmur tanesine hayran olurken… Göğe bakarken, gözkapaklarımı kapamaya kıyamamayı hissettim iliklerime kadar… Huzur doldum gerçekten.

Bazan olduğumuz cenneti göremeyiz, bazan olmayan cehennemde yanarız?

Ruhuna dokun. Yaşadığın her ne varsa, kat zerrelerine. Karış ana. Karıştır kendini tüm zamanlarla. Hareket edemiyorsan, hareketin tam da kendisi ol. Hayal kur! Yaşa! Sadece bir hayaldin sen. Doğmadan önce… Unutma!

Son noktada da sadece bir hayal olarak kalacaksın zaten. Ancak seni düşündüklerinde, var olacaksın…. Ama bunu unutabilirsin:))

Yaaaa.) İşte böyle:) Bugün cuma. Gidilemeyen yerler ıssız. Tıpkı gidemeyen bizler kadar. O zaman hayal et! Buluştur ıssızlığı hayallerle. İnan, sadece hayal edenlerin gerçekleri hayal kadar güzel olur. Hayal edemeyenlerin gerçekleriyse hep acı…

Hayallerimiz kumdan kalelerimiz değiller!

Gerçeklerimizin temellerine harç onlar. Temellerimiz olacak ki şu dünyada, yıkılmayalım di miii? Diiii:) Hadi gülümse. Gerçekten gülümse ama. En güzel gülümseme, hiç gülecek halin yokken olanıdır:) Gülelim ağlanacak halimize, ne var yaaaa!:) Cumaları da çıkmayalım dışarı, ne olmuş? Hayat var hayat! Damarına kadar hayat var! Kirpiğinin ucuna kadar hayat var! Hayat, sen dışarı çıkınca olan bir şey değil. Hayat, zaten var! Olması İçin tek şey gerekli. O da SEN!

SEN varsan, HAYAT var!

Sen de kendi hayalini kursana. Hadi yaylaya gel, yanıma. Ya da sen başka bir coğrafyada ol. Hayal ettiğin meslekte ol belki de? Hayal ettiğin yaşta? Hayal ettiğin gelecekte de olabilirsin. Hayalin en güzel tarafı, hiç bir sınırının olmaması! Sınırsız bir gücümüz var hepimizin. Bu gücü sadece, farkında olanlar kullanabiliyor:) Söylesene, ne kadar güçlüsün???

Hayaller yağsın gerçeklerimize. Öyle bir yağsın ki gerçekleri örtülsünler iyice!!!!

Tıpkı kar gibi… Nasıl ki hani kar yağınca mikroplar kırılır, öyle… Hayaller tutsun etrafı. Gerçekler kırılsın. Covit ve her olumsuz inanç, paramparça olsun gücümüz kuvvetimizle! Hayallerimizle…

Görüşürüz o zaman:)

Güzel Ve Çirkin:)

Kim engel olabilir ki aşk dolu bir kahvaltının hazırlanmasına??? Hangi eksiklik, hayatın önüne şet çekebilir ki sen buna izin vermedikçe!? İddia ediyorum, evrendeki eeeen ama ennnnn lezzetli, aşk dolu kahvaltıyı ben hazırladım bu sabah:))) Ve de “oooh” keyfiyle, sadece mideme değil ruhuma da sindirdim lokmalarımı da yudumlarımı da. Öyle önemli ki maddi ihtiyaçların maneviyata dokuna dokuna giderilmesi… Çünkü ancak manevi boyutta haz duyuyoruz.

Maddi tarafımız sadece aracılık yapıyor:)

Burdan bakarsak, ruhunla hissetmediğin hiç bir şey aslında yaşanmıyor tarafından. Oysa önce sen yaşamalısın. Tıpkı uçakta hayatta kalma eğitiminde anlattıkları gibi. O oksijen maskesini önce, kendine takmalısın. Unutma ki kendin için hissederek yaşayacağın her şey, senin nefesin… Hissetmediklerin de ömründen çalınanlar…

Bu sabah başka bir sabah!

Çünkü bugün yeni sen uyandı! Daha eskisin bu sabah dün sabaha göre:) Belki de daha yenisin??? O artık senin kendine yaptığın güncellemelere bağlı:)) Yepyeni uygulamalar indirmek istiyorsan, uyumlanman gerekiyor versiyon olarak:))) “Nasıl olur ki? İnsan kısmısı akıllı telefon mu ki öyle tuşa bassın da güncellensin?! Peeeaaahhh:)” Oluyor valla mirim hem de baaal gibi oluyor!

Sadece her sabahın içindeki yenileri bul!

Uyandığında radyonu aç. Yeni bir şarkı duy ve mırıldanmaya çalış. Dans ederek yürü evde ve yeni figürler yap mesela. Düşmeden tabi:)) Balkon, pencere, bahçe artık açık hava alanın her neresiyse çık oraya, yeni bir görüntü yakalamaya çalış. Bazan kırk yıl baktığı yerde, neler neler görür insan… Çünkü bakmak ve görmek çok başka şeyler… Hiç bir yenilik yok diyemezsin. Kafanı kaldır göğe, bulutlara bak başka bir yeni bulamadıysan manzaralarında! Çocukluğunun hayal şekilleri hala orada ve sürekli şekilde şekle girmece oynuyorlar… Oyna!

Kendindeki yenileri bul!

Yeni sabahta yeni bir duygun mutlaka var. Ama iyi ama kötü. Önemli olan burada, tespit edebilmek. Yeni duyguların oluşmuş mu liseden beri bak bakalım:)? Tonlarca var değil mi? İşte bu duygular böyle böyle oluşuyorlar. Sabah kalkıyor insan ve yeni bir inançla başlıyor güne… Artık dün ne yaşadıysa, ona göre…

Güzel yenilere merhaba! Çirkin yenilere baybaaayyyyy!!!!!

Yeni ve çirkin duyguların mı güncellemiş seni..? Yüreğini mi uçuklatmış dünlerin…? Kestane şekerinden akan o güzel şerbete bile gülümseyemez mi yapmış seni eski çirkinlerin…..? HEMEN SİLKELEN! Çünkü dündeki resimlerin sarardılar bile! Orada kaldılar. Sen taneciksin, pembeciksin, seni yenileyen hücrelerin var! UYAN!

Kalbur saman içinde kalma!

Evvel zaman içinde uyanıp da:)))) E nasıl unutacak insan? Ama NASIL? Sadece unutarak:) O kadar kafayı karıştırıyor ki insan. Derslere neden çalışır öğrenciler? Bileğiler akıllarında kalsın diye değil mi? “Her gün dersleri tekrar et evladım!” derler:) Tekrar eden öğrenci de takdir alır:) Biz ne yapıyoruz peki? Unutmak İçin sen ne yapıyorsun? Nasıl unutacağını düşünüp duruyorsun. O seni stresleyen mevzuyu ölçmelere tartmalara doymuyorsun! E sen stres toplarınla bir fiil bovling oynuyorsun!!! Ya düşünmesene, ölçüp tartmasana, içinden sürekli kurmasana, UNUTSANA!

Sadece UNUT!

Bir şeyi silmenin en güzel yolu, o şey aklına geldikçe hemen başka şey düşünmek. Öyle çok düşünmeyeceksin ki o şeyi, silinip gidecek. Ya sana yapılan haksızlıklar da vardı değil mi?! Kardeşim bu, düğündeki kameranın kim kime ne taktı kaydı mı?!:) Sana haksızlık eden aklında kalsın da bir koşu sen de git ona haksızlık yap mı yani?!:) Sil! Çek süngeri! Bırak bu işleri kardeş bırak bu işleri! Sen hakkını alacaksın diye hakkın olmayan bir hayatı tüketiyorsun sadece… Hak meselesi sence ne oluyor peki… BOŞVER. En iyisi ve de güncellenmen adına en yenisi, BU:)

Yeni güzel duygularına sarıl!

Mesela bir sabah sadece kahvaltıya acıkmadığını, sana çiçek alacak bir çift göze bakmak istediğini hissederek uyanabilirsin? Spor yapmak isteyerek doğrulabilirsin yataktan? Yıllarca sakladıklarını, ortalık yerlere dökmeye niyet edebilirsin? Yeni güzellerine kulak ver. Onları duyabilmek, hissedebilmek için, lütfen sustur dünlerini ruhunda. Kapat şu sesiii!!!:)

Güncellen!

Ve yaşa:) Hepsi bu kadar. İNAN. Sonra işte çaydı kahveydi muhabbet sohbet gün güzelce aksın. Yalnızlık, sadece yalnızlık hissedeninde demir atar ruha. İnsanlı ya da insansız olabilirsin. Yalnız hissetmedikçe, yalnız değilsin. Harflerine sarıldıkça, şarkılarına sarıldıkça, anılarına ve yarınlarına sarıldıkça, yalnız değilsin. Eğer sen güzel yenilerinle uyanırsan, istediğin kalabalığa yol alabilirsin. Her ne istiyorsan, sahip olabilirsin.

Çünkü hepimiz mucizelerizyiz evrenin…

İstersek, yapabiliriz! Bizim elimizde olmayan şeyler var. Covit mesela. Biri ölünce de bir şey yapamıyoruz. Savaşlar var. Bir sürü şey bizim elimizden gelmiyor da gitmiyor da. Ama herşeye rağmen iyi hissetme gücümüzü kazandığımızda, o zaman kendimizi kurtarmış oluyoruz. Ve her insan kurtulunca zaten, dünya da ediyor insan, evren de:)

Hadi bakalım!

Bugün herkes yeni güzeller bulsun, eski çirkinleri unutsun! Şu evrenin yeni ve güzel bizlere ihtiyacı var! Covit’e çare bulundu! 🙂

Aşırı ama aşırı sevgiler:)

Şanslıyız Biz Çoook Şanslıyız!:)

Gündemler, gündemler, gündemler! Artık tepemin tası ciddi anlamda sarsıntıda. Olumlu düşüncelerle tas halen dengede, şükür:) Ama yani! Artık normal sabahlar ve gündemler istiyorum! Bu arada aslında şunu da düşünüyorum. Acaba hep aynıydı da bizler mi bu kadar haber alamıyorduk??? Yani depremler hep oldu. Virüs tamam bu fazla abarttı. Onu bir ayrı tutalım. Ama göktaşı yaklaşıyor, denizler bilmem ne oluyor, buzullar çıldırdı, bir şeylerin nesli tükendi falan! Bu ve benzeri gelişmeler hep vardı aslında. Sadece şu an bilim daha bir anlıyor, teknoloji daha bir iletiyor. Ya biliyoruz hepsini, ne alâ ama gerildik sanki hımmm?! Yeter bu kadar bilmek! Bilmekler, bilmekler ama hiç bir şey yapamamaklar! İşkence mi ne bu?

Yani buzullar eriyor!

Sen ne yapıyorsun? Hiç! Klimayı kapama, parfüm, deodorant kullan, hala egzozdan zehir saçıl, saç kurutma makinelerini daha da geliştir, herkes her gün daha bir fönlensin, kurunsun, ağaçları kes, fabrikalar filitresiz paralar doldursun küplerine, gereksiz enerjiler kullan, dünyayı radyasyonla, toprağı zehirle çıkar o altınları bilmem neleri, sonra da de ki “Hay Allah! Buzullar eriyor! Ne yapsak ki!!!!?” Ya buzullar neden eriyor ben bile biliyorum. Dünya da biliyor. Sen neden halkın insiyatifine bırakıyorsun? Madem zararlı, izin verme zarar veren şeylere! Paris Anlaşması var! Uydun herkes! Kaldır hatalı ne varsa! Üretme plastik? Kirletme denizi!

Öööffff!

Deprem korkusu içindeyiz! Bu kadar yıldır ne yapıldı? Ne yapılmadı? Neler lazımdı? Şimdi kim nereye gitsin? Haberleri aç, çatlak patlak yusyuvarlak evler, okullar, hastaneler, postaneler, pastaneler!!! Bu nedir? Hakikaten nerde bu insanlık??? Madem deprem bir gerçek, o zaman önlem gerek. Ne olursa olsun, öncelik insan OLMALI… Ama olamıyor ki ne buzullar rahat, ne de binalar… İnsanlar sürekli GDO beslenmesi ile şekilden şekle giriyor… Ortalıkta saçma sapan genetik hastalıklar dolanıyor. Pestisist denen zehri her şeye sıkıp sokuyorlar mutfağa gıdaları! Neymiş efendim? “Sirkeye bas aldıklarını!!!” Ya zehir çekirdekte! Hangi sirke!?

Yeter!

Nasıl ama tepemin tasından taşanlar…. Ama bakıyorum rüzgara, rüzgar rüzgara benzemiyor. Yağmur yağıyor, arabaları göçürtüyor. Virüs bütün insanlığı tehditte. Göktaşı, uzaylı istilası, yeni dünya var mı? Ama bu eziyet nereye kadar? Sonra da hadi bütün dünya iyi hissedelim, enerjileri toplayalım, arınalım! Evet, enerjileri toplayalım. Bari bunu yapalım da hayatta kalabilelim. Şakam yok. Böyle bir ortamda elinden geldiğince iyi hissettin, hissettin. Hissetmedin, bilemiyorum ne olur? Manyetik alanından, enerji patlamalarına yani güneşin sistemine kadar ayar kaçmış halde, biline. E şimdi felaket tellallığı mı yapıyorum?

Yo yapmıyorum… Elimden geleni yapıyorum sadece..

Elimden geldiği kadarı ile farkındalık yaratmak istiyorum tüm yüreğimle. Geçen gün dayımla görüşüyoruz telefonda. Gelini covit oldu.. Yani kuzenimin eşi, onun ailesi, muhtemelen kuzenim.. Tam da zeytin zamanı. Bizim sülale zeytinci atadan. Bahçeler, zeytinlikler şükür var öyle orada… Güzel anlamlar, bereketler… Diyor ki dayım, zeytinler de bahçede.. Çünkü diyorum kendisine, “Aman dayıcım, sizler izole olun, çıkmayın dışarı…” Diyor bana, “Ama bir gidip neler oluyor bakmak gerek…” Haklı mı? Haklı… Ama işte tam da burada bir durup, düşünmek gerek. Annemin zeytinleri dalda… Ve Annem artık bu dünyada değil zaten… Yani ben varsam, her şey var.. Yani dayıcım, sen ol, zeytinler de olsunlar dalında ya da yerde… Yeter ki cana gelmesin gelen…

Covit çıldırdı! Şimdi daha bir dikkat! Lütfen…

Elden geldiğince izole olmaya gayret edelim Kasım, Aralık gibi özellikle. Süreci takip edip ona göre hareket edelim. Zaten yetkililer de anlatıyorlar yapılası herşeyleri. Ben bu işlerin uzmanı elbette değilim. Denilenleri hatırlatmak babında harflerim. Sevgiyle her bir güzel yaşamı sadece dikkate davet edesim var. “Güzel Sen, lütfen kendine ve sevdiklerine çok değer ver. Sen çok önemlisin. Bu dünyada sen de sevdiklerin de sadece birer tanesiniz…” Hepimiz sadece tek bir yaşamın sahibiyiz. Hepimiz bu dünyada bir taneciğiz. Ve çok kıymetliyiz. Çünkü nadiriz. Tekiz.

Depreme hazır olmak…

Bu belki çok da mümkün değil ama şu düdüktü suydu bunları hazır tutalım hepimiz, olur mu? Gerisi zaten taktiri ilahi… Yaşam üçgenlerini tespit edelim evlerimizde, iş yerlerimizde. Duvara sabitleme işlerini yapalım bir an önce. Eşyalar da zararsız olsunlar aman. Bu da çok önemli. Duvarlara bir çivi çakalım, gecikmeden… Kiralık da olsa o ev, çakın o çivileri. Sonra az alçı, az boya ile o çivinin yeri dolar. Sorun yok. Yeter ki o gardrop devrilmesin bir sebepten…. Kaçış planlarımız da olsun. Herkesin yatarken yatağı yanında terliği, pijamasında bir kaç maskesi, başucunda suyu, düdüğü dursun. Bir de hem camdan uzak – çünkü kırılıyorlar hani – hem de binanın dışına yakın alanlarda durmaya çalışılmalı. Arama kurtarma ekipleri bu şekilde daha şanslı oluyorlar kurtarma çalışmalarında.

Aman ne güzel muhabbet!

Dilerim hepimiz çok sağlıklı, mutlu, huzurlu, aşk dolu olalım. Bu yazdıklarım da işte önlem anlamında bir köşede dursun. İnşallah hepimiz uzun uzun ömürlerde, mutlu mesut yaşayalım. Bilmek her zaman şanstır. Bilgi, kurtarır. Bilgi, yaşamdan alınan keyfin aslında dozunu da arttırır. Mesela tarihi eserleri gezerken bilgi çok güzeldir örneğin. Bilirsen dokunduğun duvarda neler neler yaşanmış, hayal edebilirsin o zamanları. Daha bir hissedebilirsin gördüğünü, gezdiğini. Bilgi, özgürlüktür. İçinde olduğun duruma göre ne yapacağını bilirsen, hareket edebilirsin. Yönünü tespit edebilirsin.

Sadece bilginin fazlası ve de kirlisi gerilimli!

Bundan dolayı belli kaynaklar dışındaki herşeyi okumak ve dinlemekten bucak bucak kaçılması en evlası. Benim yaptığım budur:) Tv’de haberlerden sadece birini izlerim, biraz yazılı basına da bakarım. Gerisi yok:) Gerisi fazla demogoji, fazla öcülü bücülü:) Ben cicili bicili severim illa ki:)

Günlerden Çarşamba!

Bu ne mi demek? Yaşamak demek tabi ki! Az gerilimli, çok gülümsemeli, dikkatli bir güzel gün olsun hepimiz için. Gelecek günler de yarışsınlar birbirileriyle ben daha güzel olacağım diye. Olumsuz her ne varsa, gitsinler, kara deliklere dolsunlar istif istif. Bizlerden uzak olsunlar. Bugün aşık olalım kendimize. Bugün hayata doğalım her kabul ile. Önlemler alıp, zırhlandığımız kadar da yaşamaya devam edelim delicesine! Evet, delicesine! O kadar gülelim durup dururken! O kadar deli desinler bize! O kadar!

Kendi kendime gülüyorum şu an mesela:) Ooooh canıma değsin! Canıma değsin bu gülümseme ki canıma can katayım yahuuu!

Bugün cana can katan güzel dostlarla ekrandan da olsa görüşelim. Bugün korkmayalım olur mu? Korkmayalım. Bilelim ki zaten olan oluyor. Bir de korkulan hep başa geliyor. Korkmayalım bugün. Bugün sadece şansa inanalım. Başımıza şanslı şeyler gelsin:) Şansımız yaver gitsin! Şans kapımızı çalsın! Şans bizden yana olsun! Oooh çok şanslıyız bugün çoook! Bugün ve her gün şans demek biz demek olalım!

Olduk bile:) Bol şans hepimize!