Uyanan Güzel Masalı:)

Günaydın günlerin Perşembesi. Sokakta havlayan köpeklere günaydın. Akan zamana, ruhuma dokunan hayata, günaydın! İçinde çikolata olsun bugün gün! Sever misin bilmem çikolatayı? Sen ne seviyorsan günün o dolsun ya da oyalanmayalım günün mutluluk dolgusunu seçerken:)

Günaydın sen!

Yepyeni bir güne hazır mısın? Henüz aydınlanmamış göğün güneşini yaktın mı içinde? Sokaklardan geçmeye topladım mı gücünü? Kahvaltı denen öğününü kattın mı bünyene? Öteye bile geçtin mi hatta? Kahveni içtin mi yoksa şimdiden?

Yapmadığım şey değil sabahın 07:35’inde kahve içmek.

Ofise erken gittiğim zamanlarım oldu. Çok erken başlayan işler ve metropol, nasıl da birbirine uymaz! İş yerine yakın bir evde oturuyor olsan da, trafik denen şey içinde nereye gittiğini unuttuğun sabahlar yaşarsın işine giderken(!) İşine de gidersin, bu havaya uçan zavallıcık zamanlar, gücüne de gider aynı anda.. Neyse, erken ofis günlerimde kahvem daha da aciliyetle içilirdi yani:)

Kahve…

Kahvenin de mesaisi, kişinin mesaisine göre değişiyor pek tabi ki:) Höpür köpüklü olanını muhabbetle, şöyle huzurlu bir sakinlikle içmesi var, sabah ayılmalık kupalara dökülmüşünden yana yana ve de karşında duran bilgisayar ekranına baka baka içmesi var, hatta üniversite zamanlarında özellikle de finaller denen o geceli gündüzlü çabaların içinde neredeyse kaşık kaşık yutulması var!:)

Ben mesela:) Artık kahve yapmaya üşenirdim iyice:) Kahve kavanozundan kahveyi kaşıkladığımı çooook bilirim finallerde:)))

Hayat nasıl da tersinedir di mi bazan?! Çay içersin gözlerin fal taşı olur, kaşık kaşık kafein yutarsın yine de uyuklarsın o ders çalıştığın masada… Bizim öğrencilik de kolay değildi gerçi. Çizimlerle uğraşmak sabahlara kadarı buluyordu arada. Gündüz gezince biraz:)) Ama öğrenci de gezecek az! Zaten zaman denen şey geçerken insan kaç defa gerçekten öğrenci olacak ki şu hayatta…?

Hep bunu hissettim.

Yani olduğu şeyi, tek seferlik yaşayabildiğini insanın. Kim ne derse desin, yaşadığın mevsimler, tek. Her mevsim güzel mi? Elbette evet. Zaten diyorum ya ne yaşarsan, o anlam o ana özel.

Ah öğrencilik zamanları… Daha içindeyken özlediğim güzel anlar…

Öğrencilik döneminde bunalanlar hep vardır. Bilirsin. Bir an önce mezun olmak isteyenlerle doludur okullar. Ben de istedim tabi mezun olmayı, istedim de içinden geçerken zamanın, anı biriktirmek gayretim hep oldu. Annem kızardı bana arada. Önce ders der ya hani ebeveynler. Derdim Anneme, “Annecim, ben yağmurda yürümezsem, ne hatırlayacağım geriye dönüp baktığımda? Sadece dersleri mi???”

Sonra Annem çoook kafama kaktı gerçi yürüdüğüm yağmurları:) Her hoşuna gitmeyen şeyde, “Yürüdün ya sen yağmurlarda!” demeyi asla ihmal etmedi…. Ne dese başımın üstü güzeller güzeli Sultanım… Cennetim……

Annem de haklıydı tabi. Zaten insan büyüdükçe, aynı anda herkesin haklı olabilmesi denklemini çözmeye başlıyor:) Tabi bunu empati denen şeyi bilenler yapabiliyorlar. Formül bilmek gerek problemleri çözebilmek için. Yol iz bilmek gerek ilerleyebilmek için. Anlamak gerek yani içini, dışını… Kendini ve evreni tanıman, öyle önemli ki…

Seni anlamadığını düşündüğün insanlara bir bak.

Kendisiyle arası nasıl? Kendi dünyası için faydaları ne kadar? Yani kişinin kendisine hayrı var mı bir bak. Acaba kendisini ne kadar anlamış? Hayatı ne kadar anlayabilmiş??? Yalnız, kişinin kendisine bakması, sadece bilinen ihtiyaçlarını karşılayabiliyor olması değil hayırlı biri olmak:) Hani bakarsın birine uzaktan, yediği, içtiği, giydiği, gezdiği yerindedir. Bunlar madde boyutu. Manevi boyutta haberler nasıl peki? Aile hayatı? Yüzündeki harita? Gözlerindeki fer meselesi? Bunlar nasıl asıl?

Mutsuz biri seni mutlu edemez!

Baktın ki mutsuzluk abidesi biri var karşında, KAÇ! Sakın uğraş edinme onun mutluluk ülkesi olmayı. Bil ki eksilirsin onu bütünlemeye çalışırken. Belki günün birinde o bütünlenir? O zaman da sen kalırsın o mutsuzluk abidesi halinle evrende. Ve muhtemelen bütünlediğin de kaçar senden:) E hazır tamamlanmış, hayata dönmüş, neden uğraşsın seninle? Filmi başa saracak değil ya EGOSİST! Alır ona verdiklerini, geçer suyun öte tarafına. Sen de dalar gidersin suya… Su akar… Sen, akmazsın artık hayata…

Bekle ki biri seni öpsün, sen de o cadının büyüsünden kurtulup, hayata dön!

Masal olsa keşke hayat ama işte değil:) Yani tam olarak masal değil:) Yoksa cadılar var:)))) Cadı bu, erkeği de var kadını da:) Bilenler bilir:))) Prens ve prenses kısmı biraz sorun:) Hele ki mutsuzluk abidesi oldun mu işler çok yaş:) O zaman ne yapıyor muşuz? Kendimizi son zerreye kadar tüketmiyormuşuz. Bugün bu farkındalık düğmemize basıyormuşuz ve olanlara olmayanlara bir de bu gözle bakıyormuşuz:)

Kim bilir? Belki de o cadının büyüsünden kurtarmak üzere geldim ben:) Bu niyetle de harflerimce hepinizi ruhlarınızdan öpüyorum:) Uyandık mııııı?! Hadi kaç şimdi o zaman cadıdan!

Günaydın aydınlığı salına salına büyüyen gökyüzü! Günaydın serin hava! Günaydın yollardaki su birikintileri! Nerden bakarsan bak, her şeye güzel bak bugün olur mu? Yaşadığın mevsimin hakkını ver. Mutsuzluk abideleri reyonundan uzak dur! Kendini tüketmeden yaşa hayatı. Hataların, senin doğruluk yolundaki aydınlıkların. Hatalarını da sev bu yüzden. Kimse sana senin verdiğin dersleri veremez çünkü. Sen, kendi yaşam hikayenin en güzel öğretmenisin, bil. Ve öğretmek için yaşıyorsun her ne yaşıyorsan. Kendine ve seni anlamak isteyen herkese…

Gün! Öyle bir kucakla ki beni, korkularımı ve her istemediğim duyguyu sık benden, gitsin!

Süzüleyim taze günde tertemiz, yepyeni. Ferahlayayım içimden attıklarımdan. İçime katacaklarıma yerim olsun hep. Yaşama sevincim büyütebilsin içimde. Gün! Öyle sar ki beni, öyle kal ki hiç üşümeyeyim, yalnız olsam bile….

Gün, hepimizi sarsın bugün! O kadar dedik daaaa:) Elbette ki sardı bile:) Hisset yeter. Gerisi, günde!

Hadi hepimize muhteşem bir gün olsun o zaman!!!! Çok sevgiler hep:) Çok cadısızlıklar!!!!

Yaşam Sal!

Sabahlığını giymiş güne, kocaman bir gülümsemeyle, doğuyorum. Bugün de yaşamak için sebeplerimi topluyorum ruhumun bereketiyle, her manzaradan. Selam veriyorum zamana. Gelmiş ve geçmişliğiyle zamanın, barış imzalıyorum bu sabah da. Eksilmişleri dünyanın, dünyamın dengesini bozmuş olsa da biraz, sonsuzluğumla hayatta duruyorum. Sonsuzluğum sadece dünya ile sınırlı değil benim ve gidenler, gerçekte gitmediler bu yüzden. Dünya bilemez benim kadar. Çünkü dünya sonsuz değil. Onun varlığı, sadece benim varlığım kadar…

Günaydın kahvesine aşk katan aşık! Günaydın, kavga dövüş uyanan o bunalım cephede, boşanamayan..! Günaydın, hatalarının parmaklıkları ardındaki yorgun yürekli, mahkum..! Günaydın, iyi olmak isteyen şifa dualarıyla ıslak sabahında, gökkuşağı olan, iyileşen! Günaydın çocuk! Günaydın, yaşlanmış yıllarına bakan tazecik delikanlı ve genç kız! Günaydın, işsiz ama güçlü! Günaydın, cebinde akrep besleyen var yemez fani!

Hepimize günaydın!

Daha daha neleriyle karışık sokaklara çıktık yine. Ya da evinde misin? Nerede dokunuyorum şu an sabahına? Hiç bilmiyoruz birbirimizi. Acaba şu an neye ihtiyacın var en çok? Korkmamaya hepimizin çok ihtiyacı var. Bu cepte! Evet. Keşke eskisi kadar özgür olabilsek… Yere düşen o kitapları artık alabilir mi tesadüfen tanışmak üzere olan aşıklar? Ne aşkı! Kitaplar düşmüş, el alem ile çarpışma bile gerçekleşmiş! Cinnet çıkar arada çıksa çıksa… Ah… Aşkın doğal akışı bile bozulmuş durumda, iyi mi…?!

Aşıklar…

Geçen gün onu düşündüm. Lise aşkları da bu Covit yaramazıyla birlikte güme gitti…. Sistem değişti artık. Online eğitimden bahsetmiyorum sistem derken. Gıg geldi artık!!! Artık aşk nasıl var olacak? Ben işin oranındayım. Lisede aşık olmayan, bir daha gerçekten aşık olabilir mi bilemiyorum? Lise sadece üniversiteye zıplanan tramplen değil! İlk büyümek, ilk hissetmek zamanları insanın. İlk aşkın kalbe hücum ettiği muhteşem bir yer lise! Şimdi nasıl olacak? Alpay bile şarkısını yapmış yıllar önce ne güzel… Eylül… Eylül, liseli aşıkların vuslatıydı bir zamanlar….

Yoksa sen hiç lisede aşık olmadın mı? EYVAH!

Sahi. Aşktan ne haber? En son ne zaman uçarcasına yürüdün yollarda? Valla aşk uçurur. Klişe de olsa her aşık o giduyhuyu içinde mutlaka yaşamıştır. Ha eğer o yollar senin uçarcasına hallerinde hiç gidilmediyse… Sen hiç aşık olmadın, bana İnan! O telefona yüreğin hoooop halde bakmalarından ne haber? Kendini bir başkası için önemsediğin anların sana ne kadar uzak ya da yakın? Aşık mısın şu an? Aşk ne peki? Aşk! Diyorum ya aşk, lisedir bana göre… Şiirdir, şarkıdır, dolu dolu bakmaktır, dans etmektir, hayal kurmaktır….

Dünyaya yeniden gelmek gibidir aşk.

Yaşamak için sebepler derim hep. Bu sebeplere bir bakalım. Hayatın neresinde olduğuna göre sebeplerin değişir. Belli bir döneminde eğitim sorumlulukların vardır. Sonrasında kariyerini planlaman gerekir. “Evlenmezsen olmaz!” kısmı, tam bu aralarda duyulmaya başlanır! Evlendin, sırayı “Çocuklar nerde huuuu?!” alır. Ve çocukların doğuşuyla zaten kendini tekrar etmeye başlarsın. Yani kendi geçtiğin yolların projeksiyonu tutulmuş olur ömrüne. Bir tarafta ufaklığın, diğer tarafta Anne ve Baban… O ne yapsa anlatırlar, “Sen de böyleydin… Aynı sen işte!” diye diye… Birlikte zamanı tekrar edersiniz aile büyüklerinle… Onlar için bu tekrar 3. ye gelmiştir hatta. İşte bundan “Torunun tadı başkadır.” derler…

Peki yaşama sebebi demek, sorumluluklarımız mıdır?

Yaşama sebeplerimiz ile yaşama güçlerimiz aynı değildir. Bunu hep karıştırırız. Sebepler biraz da sorumluluk yani zorunluluklarımızdır. Ama yaşama güçlerimiz, içimizden gelip sevdiğimiz her şeydir. Şimdi buna göre sen nasılsın? Yaşama sebeplerini besliyor mu yaşama güçlerin? Yaşama gücünü besleyen nelerin var? Aşk! İşte bu noktada en güçlü besin kaynağıdır:) Ama tabi gerçek aşktan bahsediyorum.

Gerçek aşk? Nasıl bişey peki o?

Onu da başka bir yazıya bırakıyorum:) Şimdilik güne akalım bakalım:) Ve gün akarken de düşünelim. Sorumlulukları besleyen yaşama güçlerimiz? Yaşama güçlerimizi besleyen nelerimiz? Var?

Var mı? Yok mu?

Var mısın? Yok musun bu dünyada? Çünkü var olman gerçekten yüksek yaşama gücüne bağlı.

Acil tarafından yaşama gücü bulunaaaaa!:)

Yaşamak için lazımsın!

Kış geliyorum diyor. Duyuyor musun? Artık balkona çıkınca serinleyebiliyorsun İstanbul’da! Bir ferahlık, bir efillik hakim histe:) İyi haftalar ola bakalım. Yeni bir pazartesiye açılan gözlerimize neler dolacak bugün? Kendini nereden nereye taşıyacaksın saatler farkında? Sorma bence:) Ya taşınamazsan..? Ya da zorlanıyorsan gitmekte ya da kalmakta…? Aman! Dalgadır hani suyu bulandıran. Hele ki çok yosunlu falansa liman ya da kayalıkların….

Elimde bir bardak su. Sabahları iç dış duş güzel bir uyanıştır:) Hep dış sağlık, dış güzellik. Bir dışlamak var mekanizmalarımızda. Sevgi bile dış görünüşte… O dış illa güzellik yakışıklılıkla ilgili de değil hatta. Dış para da var bu hayatta(!) Para:) O zaten gerçekten konunun çooook çok dışında, sadece hayatta…..

Günaydın güzel güne bakan çiçekleri! Hepimiz aslında gündöndüleriz. Sever misin ayçekirdeği? Dilimi dudağımı büzene kadar yediğimin çocuksu çekirdekleri! Babam ayıklardı onları benim. Sanırım 3-5 arası yıllığımda daha, koooocaaaaman gezegende… Büyüktü elleri… Herkes çekirdek yerdi, benim ağzıma batardı kabukları. O da avucuna doldururdu durmadan ayıkladıklarını. Yerdim, acısız ve çook sevgibakan çekirdeklerimi… Annemin gülümsemesinde tatlanıp tuzlanan…

Hepimiz güne dokunan ruhlarız. Güne akan, güne bakan, aşka yanan…. Elimde bir bardak su. Yudumluyorum güzellikleri içime. İçime aydınlık, serinlik ve hayaller dolduruyorum zerrelerce… Güçleniyorum bulutların altında kalbi olan bir canlı gibi. İnsan gibi…

Bugün kötü haberlere kapatalım mı kulaklarımızı. Kapatalım! Kapat kulaklarını, kulaklarımı… İçindeki her eski haberi de kapat. İçimizde konuştuklarımıza sustuğumuz günlerden olmasın bugün. Kahveni içerken, kahveyle anlaş hem de çok iyi… Yanında çikolata aramadan. Bahanesizde iç onu. Bahanesizde ara dostunu. Bahanesizde sev başkasını. En büyük bahanen, “ İnsan doğmak “ olsun!

Günaydın…!

Bugün hep birlikte şarkılar söyleyelim, dinleyelim mi? Yazalım mı yenilerini? Gülümseyerek sevelim mi evreni. Gülümsemek en güçlü ve anlaşılır buluşmamız olsun mu yaşamakla? Rüzgar çanlarım çalıyor. Götürsün iyi dileklerimi sana… Göğe bak. Güneş olsa da bak. Sen aslında güne dokunabilirsin! Sadece GERÇEKTEN yaşayarak…

Pazartesimiz iyi ki doğmuş bugün de….!

TekerleBe:)

Selam! Şemsipaşa pasajında, sesi büzüşesiceler:) Okurken bile zor di miii:) ? Söyleyebiliyor musun okumadan? Ben söyleyebiliyoruuuuum! Tekerlemeler müthiş dil egzersizleridir. Diksiyon eğitimlerinin vazgeçilmez parçalarındandır. Dilini iyi kullanman aslında senin görevindir. Bunun için illa sahne oyuncusu ya da müşteri hizmetlerinde çalışıyor olman gerekmez. Dil, bir toplumun kültürüdür çünkü.. Şiveler, lehçeler de öyle. Hepsine sahip çıkmak lazım.

Tekelelemelerin güzel bir tarafı da güldürücü olmasıdır:) Beni güldürür mesela, herkesi bilemiyorum? Ben gülmek için apartta bekliyorum belki de o ayrı ama…?:)

Tekerleme söyleyemiyorken herkes şekilden şekle girer:) Hayatının ilk 9 ayına bürünür o surat:)! Çok tatlı olur. Tekerleyemediğinde o kelimeyi, hııışşşş puuuşşşş bişeyler dökülür ya dilinden hani:) Limon tepkisi gibi:)! Limon yiyince de büzüşür ya o surat, esneme gerinme şekline geçer vücut dili, yüzden başlayarak:))))

Tekerleme söyleyememek güldürmecesini bu anlamda herkese tavsiye ediyorum:) Mesela bıkkın bir gündesin. Karşında da suratında sirke ticareti almış yürümüş bir tip var artık bu senin neyinse?:) Her bir şeyin olabilir, herkesin başında, atma kendini köprüden:)! Hemen bir tekerleme söyle ya da söyleyeme:) İnada bindir işi o karşındaki hilkat garibesi de söyleyemesin:) Söylerse hakkaten dumura uğra ama!!!

Güleceksiniz birlikte! Burası kesin. Ortam birden ısınacak. Çok sıkıldığında bu pimi her zaman çekebilirsin:) Gülmek gerçek bir ihtiyaç çünkü…

Kimse kimseyi güldürmüyor artık.. İnsanların birbirine verecek enerjisi mi bitti, egoizm mi arttı bilmiyorum? Öyle ama. Yaaaaa bebekler bile eskisi gibi sevilmiyor artık! “ Hanimiş buuuuu ugucuuuk buhuuuşşşşcuuuuk!” diye sevmeler yasaklandı çünkü(!)

Bebeğe, karşında büyük bir insan gibi bakacak ve konuşacaksın! O bir birey! Ciddi ol! Cidddiiiiiii!!!!! Ağlarsa kucağına alma! O bir bireeeeyyyy! Saçma kelimeler kullanmaaaaa, tuhaf öğrenmesiiiin! Her şey doğru öğretilsin!

Ya hakikaten robot veri tabanı oluşturuluyor, bebek büyütülmüyor… ! Eski bebek sevmeleri ne kadar da içtendi.. Bebekler de ne kadar tatlı tatlı, saçma kelimelerle büyürlerdi.. Yahu bizde “ yarım yamalak” diye bir tabir bile var! Artık sadece siyasette kullanılır oldu(!) Neyse:) Oysa bebekler ne güzel yarım yamalak konulurlar, yerlerdi… Şimdi hepsi ordinaryüs maşallah… Suratsız!!!

Tekerleme tekerleyemeden, gülüp güldürülmeden büyümek aslında “ yarım yamalak” olanı! Sen gülmeyi ve güldürmeyi önemsemeden büyürsen, ne olacak? Etrafı tabi ki “ Yaşam Koçları “ saracak! Bu arada iyi ki varlar… Yaşam Koçları olmasa, o dost el, o anlayışlı ses nerede hani?!!!

İnsanlar o kadar kusursuz olma çabasıyla yoruluyor ki herkesin cinneti kendine halinde sürüklenip gidiyor zamanda. Bu zorlanmalar da işte trafikte, ilişkilerde ve her şeyde patlıyor….. Sadece tekerleme söylense… Daha bebekken… Saçma sapan olsak canımızın istediği kadar…

Kusurlarımız olsa… Filitresiz fotoğraflarımıza yüreğiyle gülümseyen öz bakışlar dokunsa… Herkes mutlu olmak zorunda kalmasa… Sosyal medya hesaplarında yarıştırmaya yemesek, içmesek, evlenmesek… Dostlar alışverişte görmese… Dostlar çay içse… Kahve içse ve o iki lafın beli hiç doğrulmasa….

Bunlar işte hep tekerlemesizlikten oluyor:) Benden sana günün tavsiyesi! Bugün seç kendine bir tekerleme. Tekerle ya da tekerleyeme:) Yalnız mısın? O da güzel:) Söyle, söyleyeme gül:) Aç birine telefon. Yok mu kimsen? Öylesine bir telefon numarası çevir:) De ki benim konuşacak kimsem yok. Var olanlar da valla bunaldım onlardan. “ Merhaba ey insan” de.

Küfür duyarsan, tam bitmesini bekleme:) Ama komik olur:) Buradan sana telefon sapığı ol çağrısı yapmıyorum! Ben sana “ Hayatta kal! çağrısı yapıyorum… Yaşamak için gerçekten mutluluğa öyle çok ihtiyacımız var ki… Baktın seni güldürenin yok. Baktın hatta gülmelerinin hırsızları çok. O zaman bir yol bul!

Ama bu yol senin ve etrafının sağlığını bozmasın. Tekerleme söylemek ya da söyleyememek zararsız bir mutluluk yaratacak:) Gül yağı mesela. Al onu, damlat bir küçük cezveye. Az da su koy. Yak ocağı. – aman başında dur, ev yanmasın:) – Buharı sarsın evi. Gül kokusu enerjiyi en çok yükselten kokudur. Gül suyu sür her zaman, miiiis gibi kok! Gül:)

“ Şu su şırıltısı! “ Bu da en kısa tekerlemelerden:) Tekerle tekerle dur işte:) Şekerlemelerden evladır evlaaaa! Kilo almazsın:) Güneşli gülüşün yüzünün güzelliğinden – hem Kadın hem de Erkek için söylüyorum!- hiç ayrılmasın bugün!!!!!

Çanlar Hepimiz İçin Çalıyor!

Günaydınnnnn! Rüzgar çanım çın çın sesler çıkarıyor! Dün paketinden kurtuldu kendileri ve balkonda havalanmaya bırakıldı:) Covit şakası sayesinde hep böyle eğlenceli süreçlerden geçiyor eve giriş öncesi herşey(!) Ama ne güzel çınlıyor rüzgar:) Komşular diyorlardır acaba nereden geliyor bu ses:) Dilerim bu harika rüzgar çanı onların da negatif enerjilerini dağıtmaya fayda etmiştir:) Dilerim çanlar cinlerini başlarına getirmemiştir:)

Çanlar kimin için çalıyor?!

Benim için elbette! – Senin için de:) – Bir baktım pencereden bu sabah. İstanbul kışlıyor gitgide! Eyvah! dedim hemen. Gümüşi tonlara bürünecek manzaralar. O zaman ne yapmalı? Ham kakao siparişi verilmeli!:) Mutluluk hormonları için kilo almaya hiç gerek yok. Ben yaklaşık 4-5 aydır ham kakao alıyorum ve de onu balla karıştırıp çikolata yapıyorum arada:) Geri kalan her şeye de karıştırıyorum neredeyse:) Çok lezzetli ve zararsız bir mutluluk! Denemelisin!

Kendimi mutlu edecek şeyler bulmacası oynuyorum. Sen bulmaca çözer misin? Kendini mutlu etme bulmacası? Ne kadar önemli.. Rüzgar çanı aldım geçen hafta. Bir yerde okudum, kapı kiriş ya da iki kapı arasına asarsan, enerjiyi dengeliyormuş. Negatif enerjiyi dışarı def ediyormuş.

Bazılarımız bu ve benzeri inançları alır hemen çöpe atar? Neden??? Sana iyi geleceği söylenen şeyleri neden düşünesin ki? Neden doğruluğunu yargılıyorsun? Amaç iyi hissetmek değil mi? İnan güzel şeylere! O rüzgar çanına inan. Mis gibi çın çın sesler çıkarsın. Sana hayatı hatırlatsın. Rüzgar esiyor ve hayat devam ediyor..

Kafamız içinde sürekli konuşuruz. Bilimsel olarak da bu böyle yani normaliz:) Deliye dönmedik inşallah – henüz-(!) İşte böylecik tatlıcık uyaranlar olursa çevremizde, siyahlı düşüncelerimiz dağılır. Dışarıdan veriyoruz rüzgar çanlarını, içeriden de basıyoruz ham kakaoları! Oh! Mis oluyoruz!

Olmalıyız! Olacağız! İstiyoruz..!

Bu hayat bana ait. Senin için de sana! Yine kararıyor gibi günler? Covit serüveni yine başlıyor. Ben zaten çok da normalleşmemiştim bu yaz. O yüzden dengemde gidiyorum.. Ama işte önlemlerimi de alıyorum yaşam enerjisi anlamında…

Herkes böyle zamanlarda sadece klasik önlemler alıyor. Peki ya yaşam enerjin????? Bunca şey birikiyor ruhta. Ne yapıyorsun ruhun için? Bedenin hasta olmasın diye debeleniyorsun. Peki ya ruhun???? Cildin kırışmasın diye kremler var. Ya ruhundaki eskime ne alemde????? Nasıl genç ve diri kalır ruhun??? Önemsiyor musun..?

Bu sabah pencereden bakınca ve haberlerden de haberdar olunca, dediğim gibi ham kakao stoğumu sağlamlaştırma kararı aldım:) Rüzgar çanım çok mutluluk verici. Hüzünlü şeylerde hüngür hüngür ağlıyorum. Mutlu şeylerde de kahkahalarım karın kaslarımı çalıştıracak şiddette atılıyor tarafımdan.

Bulaştırmak istiyorum mutluluğu kendime ve evrene… Hüznü yok saymadan… Dengede kalmaya çaba ile…

Ama sen inançla kalırsan ayakta, seni topraktan ne varsa yıkılmadan yaşatmayı başarırsın. Ve içinde bu gücün varken de sen her zaman şanslı olursun. Mucize bu detayda saklı. Senin yapabilirliğinde!

Ruhunu önemsemelisin. Sana ne iyi geliyor? Sana iyi gelenler olmayabilir. Ya da seni kötü hissettiren gerçekler çözümsüz olabilirler – şimdilik -. Bazı gerçekler düşünce gücüyle ya da rüzgar çanıyla hemen toparlanmaz, biliyorum. Evinin kirası ödenecekse, o parayı sırıtarak bulamazsın. Evren sana “ Al bu senin kiran. Çok sırıtıyorsun, aferim. “ demez!

Hasta olabilirsin. İyi hissederek iyi olacağın kesin. Tüm bilimler doğruladı bu gerçeği. Burada sonsuz işine yarayacak işte kendini mutlu edecek şeyleri bulma oyunu.

Hayatta herşey para değil!

Kendini mutlu edemeyenler sığınır maddeye. Zanneder ki parası daha çok olsa her şey başkalaşır. Asla böyle değil. Tamam olsun para. Çooook çok olsun. Ama eğer senin içinde ham kakao alacak kadar istek yoksa, o para ile de mutluluk yakalanmaz, bilesin.

Bedava nimetlerdir ruha huzur verenler. Gündür. Bir çiçektir. Harflerindir. Rüzgardır. Ellerindir. Anılarındır. Hayattır hepsinin toplamı… Hayatı içinde hissettiğin kadar hayattasındır. Ve hayattaysan başarırsın!

Pencerenden bak. Evindesin ya da ofistesin. Belki de hastanede bir yataktasın? Bak! Lütfen. Ve şansını yakala! Evet bu senin şansın! Nerede mi? Hayatta! Hayat varsa, şans hep orada! Sende!

Gülümse bugün. Her ne varsa! İnadına! Aldatıldın mı? Kahkaha at hiç durmadan! Ez o sinir bozucu duyguyu içinde! Fakir misin? Özgürsün! İnan:) Dalkavukların yok! Hayatında daha az yalan var buna tüm hücrelerinle inan! Gül, çok daha fazla gül! O para sana gelecek! Hak et onu! İste ve çabala! Korkma… Olacak çünkü. Şans var, sen varsın, hayat var!

Hastasın, ağrıların bitmiyor! Yatmaktan ve korkmaktan bıktın! Yeter! Haklısın! Gül! Gül! O hemşireler somurtuk kalsın senin yanında! Elinde küreklerin! Hadi! Çek kürekleri yaşamaya! Beynini sen yönetiyorsun! Sen ne istersen yaparsın! Hükmet kendine! Gülerek! Dua ile! İnanç ile! Bugün çok iyi hissedeceksin ve her gün! Bak pencereden! Sen varsın ve hayat var! Şans dolusun! Güleceğin günler başlıyor! İyisin! Şifa her zerrende çooook çok çok çok çok!

Bugün güzel bir gün olsun! Kararmadan. Hava zaten kafasına göre ve her şey. Hayat denen sınav yerinde zengin içerikler söz konusu:) Gül! İyi hisset! Ham kakaoya bulan:) Rüzgar çanı al ya da yap! Sev her şeyi.. Affet olanı olmayanı. Covit için de boşver işte. Kim yapmış kim yaymış. Sen sadece elinden gelenle ilgilen. Bu hep iyi hissettirir.

Bütün püf – noktası:) – iyi hissetmekte. Hani keşke o iyi hissettirecek Anne, Baba, kardeş, eş, sevgili, dost, evlat, iş, para, gençlik, fitlik, sağlık… Keşke bunların hepsi bir arada olabilse ya da bazıları… Ama herkeste olmayabilir bunlar. Belki hiç biri yoktur dahi? Olamaz mi? Olabilir. Ama hayat! Yaşanacak!

Gülümse…! Önce kendine. Sev ve iyi başla güne. Dün dünde. Yarından kimsenin haberi yok. An şu an! Hadi o zaman! Baştan başlasın güzelliklerle yeni gün, yeni hayat! Tüm güzellikleri, senin için ve tüm evren için diliyorum harflerimle… Şifası hepimize:) Daima çok sevgilerimle….

Ver Elini Hayata!

Yeniden başlamak için… Uyanmak kendine… Kim olduğuna… Ne istediğine… Gün aydınlanırken ruhunda, evrendeki tüm sihirli kelebeklerin uçuştuğunu ve her zerrene konduklarını hissetmek… Şımartılmayı beklemeden şımarmak… Öyle koca bir gülüşle ait olmak güne…

Bugün bunlar için vaktin var mı?

Sakız çiğneyeceğim bugün. Çenem çalışacak, midem diiil:) Parfüm sıkacağım asansöre:) İnsanlar mutlu olacaklar. Vanilya kokulu bir parfüm. Mutluluk dolduruculardan yani:) Bugün hayvanlar için mama siparişi verdim. Bilmediğim sokaklara yemler dökeceğim. Tatlış canlıların bayramında, bayram çocuğu olacağım.. Bugün telefon rehberimde hiç aramadıklarımdan 1 kişiyi arayacağım. Talihli kişiye hayat ikram edeceğim iyi sesimle.

Bugün ayaklarımı denize sokacağım akşam vakti. Yıldızlar dökülmüş yaz suyuna büyüleneceğim. Kendimi bir kiraz gibi hissedeceğim dalda. – En sevdiğim meyvedir.- Öyle Özgür ve kendiliğimden olacağım, öyle güzel… Bir tuval gibi yaşayacağım günü bugün. Hem de Vincent van Gogh fırçalarıyla dolmuş bir tuval gibi. Rengarenk ve deli.. Hayran kalacağım kendime! Yine:)

Bugün bir Aborijin olacağım düş zamanı hikayeleri anlatan. Hepsine inanacak ve güç toplayacağım, güç verirken evrene… Elimde bir bumerang…. Yeşil kıta üzerinde eseceğim ruhumla.. Atalarımın ruhlarıyla karışıp, didgeridoo – Bir Aborjin enstrümanı – çalacağım rüzgarda…

Patika yollar keşfedeceğim bugün. Elimde bir sepet olmayacak ya da bir çanta. Kollarımı sallayarak, zıplaya, koşa, çömele gideceğim çiçekler arasında. Mis kokusunun içindeki notaları keşfetmek için, daha çok bakınacağım hayata. Annemi bulacağım en çok da nefes diye aldığım havada….

Bugün Kristof Kolomb olup, İspanya’dan 3 gemiyle yola çıkacağım Hindistan’ı hedef alarak. Amacım yeni kıtalar bulmak…!Yaşamak..! Var olduğuma dünya üzerinde, kanıtlar yaratmak… İçin…… Yoksa sabun köpüğü değil miyiz sadece, şu dünyada…

Bugün 17 kasım hep aktif çalışacak gülümsediğim için:) Güneş toplayacağım kışlık. Mutluluk hormonlarıma enredeceğim. “ Çikolata olmadan da çalışıııınnnn!:)” Bugün mucizelere açacağım ömrümü… Bugün tüm istediklerim olacak. Coşku dolu danslarla girdap oluşturacağım. Tüm hüzünleri içine çeken bir girdap. Oradan hemen kaaaçııııcaaammm:)

Sen de yapsana hepsini?! Daha fazlasını! Gözlerini kapa ve düşle.. Yeniden başlamak için vaktin var mi..? İyi şeyler düşünmek için..? Yaşamak için, içinde bir “ Sen “ var mı..? O zaman;

Günaydın:) Hadi! Ver elini hayata!

Gün Sadece Sabahları Aymaz. Sen Güne Uyandığın Zaman Aydınlanır Gün Ve Her Şey…

Günün aydığını düşünüyorum. Kuzey yarım kürede. Evren içinde mavi bir gezegende. Bilim insanlarının anlattıklarına göre bir yuvarlak şey içinde dönüyorum ve zaman denen uydurulmuş birşeyler içerisinde büyüyor ya da küçülüyorum? Bildiğim tek şey hislerimin olduğu. Bunun beni canlı yaptığını biliyorum. Ve sabahı sevdiğimi.

Yaşam denen şeyin içinde gülümsemenin bir büyü olduğunu, biliyorum. Modalar, klişeler, siyaset, para ve benzeri çok şey hortum gibi. Herşeyi içine çekip çekip bırakıyor. Kimse alındığı yerde bulamıyor kendini ve formu da değişiyor o savruluşta. Herkes büyüdükçe ya da küçüldükçe bundan istiyor o huzur dolu dağ evini ya da göl kıyısındaki hamağı. Savrulmak, dağılmak, toplanmaya çalışmak…

Sabahın bu saatlerinde bunları düşünüyor olmam demek ne demek:)? Sadece mutlu olmak demek bana göre:) Fark edip de sarılmak kendime ve kendim içindeki tüm uzak ya da yakın sevdiklerime. Zaman kadar mesafeler de kandırıkçı çünkü.

Bir insanı gördüğünüzde ne hissederseniz aslında düşündüğünüzde de aynını hissedersiniz. Aradaki yek fark ne hissettiğinizi gösterebilme egosu bana göre. Görmeden göstermeden hissetmek belki de en gerçek en şekilsiz ve en sonsuz olanı. Bu yüzden Afrika’daki çocuklar kucağımda ve kutuplardaki penguenleri çok sevebiliyorum.

Ben biliyorum, ben sevdikçe çoğalıyorum. Ben ruhuma anlam kattıkça renkleniyorum ve güzelleşiyorum. Ben günün aydığını gözlerimden çok ruhumda görmeyi seviyorum. Ve gözlerimle gördüklerimin hissettiklerimle örtüşmesine bayılıyorum.

Günaydın herkes. Gün üstüne aymış herşey. Hayat güzel. Çünkü güzel diye de hayat diye de birşey var ve biz bunu hissedersek hepsi çok gerçek. Günaydın:)☀️🌹❤️

Yukarıda yazdıklarım, geçen seneye ait harflerdir. – yani Annem hala hayattayken, hala bir annenin küçük kızıyken hissettiklerim. Annem hep derdi, “ Annesi olanlar hep küçük kalırlar. Anne çok önemli…” Hep bilirdim ama bu boyutunu bilmezdim elbette… İnsanın aklına bile gelmiyor bir gün Annesinin ölüp gideceği…. “

Yukarıdaki tüm harfler hala bana ait. Sadece şu uzaktan sevmek, hissetmek kısmı… İnsan başına gelmeyen şeyler hakkında konuştuğunda en doğrusunu bilemiyormuş, anladım.. Uzaktan hissetmek en gerçek belki de yazmışım… Evet insan uzaktan da sevgiyi yaşıyor. Ben Annemi çok seviyorum. Ama insanın içi acıyor…

Acıyı sevmek olur mu… Hani hayat bir oyundu… Artık içime sinmiyor…

Bu kısım atlanmış yukarıdaki yazımda çünkü tecrübe edilmemiş. Şimdi diyorum ki; Sevmek, evet her boyutta, her uzaklıkta sevgiyi hissetmek mümkün. Lakin gülmeleri üzen ayrılıklar var bu dünyada. Seversin yine, kopmazsın. Ama eskisi gibi gülebilir misin..? Yani sevgi belki daha derin ve anlamlı hissediliyor ama gülmelerinin içinde hep o hüzün boşlukları kalıyor…

Bir daha günaydın… Güne aydım….. Herkeslere herkeslere boşluksuz gülümsemeler ola…..

Gün Aydınlık

Günaydın. Güne başlamak İçin bir start gibidir bu sözcük:) Ne mutlu yanında ya da telefonun ucunda bu sözcüğü keyifle kullanabilene . Lütfen! Bu sözcüğü kullandığının da kullananın da kıymeti biline! Sessiz sabahlara inatla diyebilmek yeni güne gülümserken. Öyle değerli ki. Hissetmek, farketmek bizleri robot olmaktan ayıran taraflarımız. En barizleri!

Uyanış! Harikasın yeni gün! Benim ol ve hayat eşsiz güzellikte tüm iliklerime kadar işlesin! Hadi! Evet herkes bu enerjiyi ister. Yabancı filmlerdeki o radyo programları sesleri vardır hani. “ Günaydın! Hadi seni çağıran o patika yolu bulsana! “ falanlar:) İyi gelir, silkelenirsin kendi kendinden. Ama sabahlarda işte bir metraj meselesi vardır. Her zaman en son olanla bağlanır olacak olanlar….

Kaldığın yerden başladığını, uyanışta aklına ilk gelenlerden anladığın şeydir “ Sabah “. Olumlu ya da olumsuz uyanışın işaretidir dişlerin görünmesi ya da görünmemesi mesela:) Ah o hemen açıklamam diyenler! Neden günün sabah kısmı geçsin diye beklenir ki???! Ya uyandın o zaman uyan:) O ritüeller de nedir? “Kahvemi içmeliyim…. “, “Uyandım ama yarım saatten önce kalkamam şöyle bir gerinip gerinip saçma sapan kalkmamalıyım (!)”, “Uyanır uyanmaz asla bişey yiyemem!” . Bunlar böyle gider “ Mutlaka “ ya da “Asla” ile başlayıp…:)

Ya aslında sadece uyan ve kalk:) Bunu dene. Ve her sabah kuralsızca, alışkanlıksızca olmaya çalış. Biliyor muydun rutinlerimiz bize unutma hastalıkları armağan ediyorlar… Evet, sürekli aynı şeyleri yapmak beynin çalışma hızını azaltıyor. Beyin diyor ki ya zaten bu canlı otomatik pilotta gitmeyi seviyor. O zaman ben rölantiye alayım kendimi. Nedir kardeşim diyor bu hız bu keskin bakış bu olaylar arası sürekli bişeyler bişeyler kurma bağlama??? Bir bırakıyor kendini, ondan sonra artık istediğin gibi uyan sabaha ya da geceye…

Hayatına zarar vermeden önce faydalı olmayı başarmak gibi bir seçeceğin var. Her sabah başka bir şey yaparak güne başlamayı dene. Yürüyorsan yürüme bu sabah. İşe gittiğin yolu değiştir ya da gidiş şeklini. Yediklerini başkalaştır. Bu sabah lütfen afyonun bir şeylere bağlı olmadan patlasın – ki o nasıl bir ifadedir yaaa huuuu ıııyyyyy!- Bu sabah önce sigara içme – hiç bir sabah hatta …- . Ne bileyim kendine sor?

Bu sabah nasıl görünmek isterdin? En yanındakine aşk dolu gülümserken mi? Telefonun ucundakinin mesajına aşklanırken mi? Bebeğini doyururken – baba ya da anne olarak – o tatlı varlıkla dolarken mi? İşe koşmak İçin fırladığın yatak sana pis pis gülümserken sen ona bakamazken bile mi:)? Onu özleyerek mi o suratsız suratınla? Yorgunken mi – yediğin gereksiz şeylerin vücudundaki ağırlığıyla- ? Kendi yolunu kendin bulmalısın. Ama hep başka bir yoldan giderek. İnsanları hep aynılara ya da hayata dahil eden şeyler, dünden kalanlar işte en çok da….

Bu sabah nasıl bir hikayeyle başlamak istersin ömrüne? Özgür müyüz istediğimiz hikayeyle başlayabilecek kadar? “ Sil Baştan “ gerçek mi? Çok severim Şebnem Ferahı da bu şarkısını da. Hayatı sıfırlamak mümkün mü? Tabi bunu şu an istediği işe yetişip koltuğuna kurulmuşlar, yatağa kahvaltısı getirilmişler, feci fit görünüp aynada havaya girmişler için yazmıyorum:)

Bu sabah hayata yeniden başlaması, hayatı renklendirmesi ve beynini otomatik pilottan çıkarması gerekenler için yazıyorum bu yazımı:) Bu sabah yeni bir “ ben “ olabilir misin? Aslında mümkün. Yeniden kendini kendin haline getirmen gerçekten mümkün. Hayat veren harfler silsilesi içinde değilsin kesinlikle. Yani güzel dursun, çiçek böcek açmış bir yazı olsun diye değil! Mesela su içmek istediğinde suyu içiyorsun değil mi? Düşünüyor musun nasıl içeceğini?????

Sadece suyu alıp içiyorsun artık bardak, şişe, çeşme onu bilemem:) İşte daha iyi bir sen için de böyle olmalısın. “ Aaayyyy nasıl olacak ki! “ dediğin hiç bir şey olmaz! Mesela tavla oynarken gerildin mi yenilirsin. Ya da tedirgin araba kullanan kaza yapar. Ya yüzerken bile düşün metrelerce suyun üstündesin, bir kıpırdarsın, kendini sağlama almak debelenmesi yaşarsın anlık bile olsa:)

İşte yeni bir sen için sadece bunu istediğini bil yeter. Susamak gibi yani. Yeni seni iste. Aşk acın, parasızlığın, yalnızlığın, maddi manevi kayıpların… Her ne ise bunlar hayatın getirdikleri. Ama hayat sadece kötü şeyler getirmiyor. İyilere odaklan ve sana geleceğine inan. Elinden gelenin en iyisini yap ve her ne olursa olsun gülümse. Gülümsedikçe o sebepler zaten kendiliğinden oluşacaklar.

Günaydın:) Bu sabah başka olsun. Her zamandan farklı, şükürlü ve inançlı olsun. Cırcır böcekleri vardır hani. Onları duymak bile aşk verir insana eğer hayata katılmak istiyorsa. Bilir çünkü hayat her seste ve her dokunuşta var. Hacı yatmaz derler:) Devir devir sallanır ama düşmez. Neden? Çünkü sivri köşeleri yoktur o komik devrilmeyen objenin. Hayatta daha gülümseyen sabahlar için, o köşeleri törpülemek gerek. Çünkü hayat denen şey otomatik pilota bağlanacak kadar ya da mutsuz uyanacak kadar değersiz değil.

Günaydın… Hakkaten, ben baktım:)👍🏻

Gün Sabah💃

Kargalar ötüyorlar. Balkondayım. Bir sabah vakti. Karga sesli denir çirkin şarkı söyleyene. O kadar sevilmez bu tatlı hayvanın sesi. Annem severdi. Ve şimdi her karga ötüşünde buluyorum Annemi… Günaydın:)

Temmuzu yalanlayan tüzgarla aydınlandım bu sabah güne:) Akarca ötünce hava durumu değişir derler, hiç duymuş muydun? Ben çok denedim ve gerçekten doğru:) Kargalar ötüyorlar🥶 Hava zaten rüzgarlı. Bu durunda süt limana geçiş bekliyorum haydi bakalım:) Kargalar..

Sabahı dinlemek güzel. Durmak. O kadar çok koşuyor ki ruhumuz zaman diye uydurulmuş şey içinde. Zaman. Garip bir saat kurulmuş öyle. Şimdi eğitim. Hadi askere git ( beyleeer😇), kariyer yap, şimdi evlen!!! Evlendin hadi çocuk, hadi çocuğa kardeş:) Hadi çocuklar okula, hadi derslere yardım🤪 Sonra onlar İçin senin gittiğin yolları takip et. E hani yani????! Neresinde özgürlük???!

İlla ki o kafiledesin. Kendi jenerasyonunla başlıyorsun dejenerasyona😛 Ruhlar rodajda… Yani hep bir koşuşturmaca. Annem 1 Nisan’dan beri göremediğim boyutunda… Hissediyorum onu… Var🙏🏻 Görememek kötü- Bu başka bir konu. Bunu da yazacağım. – … Annemin sessizliğinden beri, durmayı öğreniyorum. Durmak…

Öylece balkonda ya da duşta ya da koltukta. Mesela şu an balkondayım. Öyle bir sakinim ki tüm sesleri duyabiliyorum. Kargalar baskın ses:) Rüzgarı duyuyorum. Evlerden gelen sesleri. Kedilerin doğa içindeki sistemik hallerini:)) Ne oluyor sonra??? Hareket etmek için enerji kazanıyorum. Gerçek enerji. Sadece dinlenmek falan değil.

Kim olduğunu ve ne yapmak “istemediğini” bilirsen, iyi hissedersin. Ne yapmak istediğini demiyorum. Çünkü o çooook çok olmalı. İnsan sadece birşey değil tüm hayatı istemeli. Ama yapmak istemedikleri mümkün ise az olmalı ve insan bunları bilmeli. Ki yapmamak İçin imkanlar donanabilsin.

Sen bugün ne yapmak istemiyorsun? Düşün!Bunun İçin sadece dur. Sadece nefes al ve ver. Şanslısın🙏🏻 Gerçekten nefes alamayacağımız günlerin yanında şu an büyük bir mucize içindesin. Sana iyi gelen şeyleri hisset. Arama! Sadece dur. Onlar gelip seni buluyorlar ruhunda. Bir bakıyorsun ilk aşkınla dans ettiğin o andasın ve kendine geldiğinde gülümsemen kalmış dudağının kıyısında.. Ne lezzet ama❤️

Dur bu sabah. Paralama kendini. İşe geç kal. Ameliyata geç kal. Havaleye, zerzevata, bebeğini doyurmaya dahi geç kal. Kötü niyetle değil. Daha iyisini yapabilmek için…🙏🏻 Hayata geç kalmamak için. Rüzgarın tenindeki tüylere neler hissettirdiğini fark et bir bebek kadar şaşkın hem de.

Sonra dünya senin! Ne istersen işte. Ama önemli olan, istemediklerini bil ve onları artık yapmaktan vazgeç!!!😈 Ben de kim miyim? Belki de bugün sana gelmesi gereken bir işaretim:)🧚 Ya da bunları bana yazdıran sen, belki de benim nefesimsin..?

Deeeerin bir nefes ileeee❤️ Günaydın be🥳🥳🥳🥳🥳🥳🥳 Şimdi kahvaltı uuuuuwwwwwww❤️🌸🧚💖🤩💃