BAYRAMLI BAYRAMALARA…

Merhaba sen. Nasılsın görüşmeyeli? Yarın sabah bir bayram sabahına uyanacağız hep birlikte. Buna hazır mısın? Pandemi bayramlarını atlatmış gibi görünüyor sanki hayat? Diliyorum öyle olmuş olsun.. Bir bayram arifesinde, gecede yazıyorum şu an. Yıldızları saklayan bulutlar, Mayıs’ı soğutmuş gibi. Ürperen bir balkon sakinliğim oldu az önce, oradan biliyorum bulutların yazı saklamaya niyet ettiklerini. Mayıs’ta soğuK bir sessizlikte, ağzımdan buhar çıkar mı diye düşündüm az önce. Öyle kış hissettirdi bana bulutlar ya da yalnızlık…

Yalnızlığa bayram gelir mi?

İnsan sadece kendisiyle kalabalık olur aslında. İçinde boşluk bulunca, tıpkı hızla su alan gemiye dönüyor ruh. Batmamak için çabalar da birden okyanusu bataklığa çeviriyor. Hiç hissettin mi bunlara benzer şeyler? Debelenmek? Soğuk? Yalnızlık? Bayramsız kalmanın verdiği arife mahzunluğu? Bayramsız kalınır mı ki sahi? Takvim varsa ve hayattaysan, zaman ilerler. Bayram da gelir, vergi ödemeleri de afları da… Annemin tabiri ile, “Sağ olana” gelir işte beklenen ya da beklenmeyen günler. Bayramsız nasıl kalınır peki gün gele gele..?

Bayram nedir?

Bayram, bayramdır. Ama bayram gerçekten acaba herkeste bayram gibi tanımlı mıdır? Yoksa şeker reklamları mı öğretiyor artık bayramları bizlere? Bir neslin, sadece tatillere giden anne ve babalarla yaşayarak, bayramın sadece işe gitmeme günleri olduğunu düşündüklerini gayet iyi biliyoruz. Peki ya biz hangi kuşaktanız? Peki ya dünya bayramın gerçek anlamını bilmeyen kuşaklarla ,yaşamak kuşatılabilir mi? Yaaa… Dünyayı bayram sarmayınca, bütün dünya bayrama inanmayınca, el ele tutuşmayınca, kardeş olmayınca (şarkıda denildiği gibi), dünyayı başka şeyler sarıyor sonra. Sonra işte her kafadan her türlü ses çıkıyor da adına gündem falan deniyor. Sosyal medya bilgiçlerine malzemeler işte hepsi. Gündem denen şeyin gerçekliğini ancak, gündemzedeler yaşıyorlar ya da yaşayamıyorlar nefessiz kaldıklarından…

Bayramda nerelere… gelsin mi laf lafı ite kaka?
Gelmesin tabi. Bayram yazısı yazmaya oturdum yazı masama. Gündemlerden uzak durmak evla… Büyük bir iştahla, öncelikle kendime bir bayram lezzeti ikram etmek istedim bu arife gecesi. Çünkü yazmak benim için nefes almak. Dilerim bu ikramımı sen de keyifle ruhuna sunmama gülümsüyorsundur şu an. Evet keyif. Bundan dolayı savaşın kıyısından da kuşakların başkalığından da uzaklaşıyorum harfsel harfsel…

Bayramlar gelir de gelmez de…

En son burada kalmıştık. Bayram nasıl gelmiyor? Bugün güzel canlarla mesajlaştık çeşitli sosyal platformlardan. Herkeste, birbirini hiç görmemiş bir çok farklı hesapta, yaklaşık aynı duygu hakimdi. “O eski bayramlar, yok şimdilerde.” Yok tabi… Ama kime göre? Neye göre? Mesela bayramlığı alınmış, tatlısı dolapta bekleyen, ceplerinde bayram harçlığına yer açılmış güzel yaşlar için bayram gayet de bayram bana göre. Bayramı gelmeyenler, sevdikleri bayramda olmayanlar… Sağ olana gelen bayramda, bayramsız kalanlara edilen dualar tuzlanıyor bazılarında… Oysa bayram, tatlı bir şeydi bir zamanlar, tatlılarından da tatlı…

Annemsiz 1 defa bayram yaşamıştık 2011’de…

Bir kurban bayramıydı. Annemler yazlıklarında kurban bayramı gereklerini yerine getirmek istemişlerdi o bayram. Ben de ısrar etmemiştim. Herkes kendi bölgesinde bayram kavurmalarını yemişti bayram sabahı… Masalar eksik kalmıştı, herkes hayattayken… Sabah doğmuştu bayram gününe. Uyanır uyanmaz, pişman olmuştum İstanbul’da kaldığımıza… Ya da ısrarcı olmadığıma… Boğazımda bir düğüm, daha yüzümü yıkamadan annemi aramıştım… Aynı düğümü annemin güzel sesinden yutkunamamış, tuz tuz gülmeler atmıştım ortalık yere. Hani sis bombası vardır… Görünmez olur ortalık birden. Ağlamaklı olduğum anlaşılmasınlık, saçma gülmeler basmıştım telefonluk seslerimize… Ama öyle aynıydık ki annemle… Gereksiz gülmelere her iki tarafın da kanmadığının anlaşıldığı o anda, ikimiz de salmıştık kendimizi ve demiştik “Bir daha asla ayrı bayram planlamayalım…” Tatsız sofralar sonrası daha da güçlü sarılarak buluşmuştuk bir kaç gün sonra. Ve sözümüzde de anneciğim cennete gidene dek durmuştuk. Bir daha hiç bayramları eksik sofralar kurmamıştık…. Hem de el kızı, el oğlu istedi mi istemedi mi hiç de bakmadan…

El kızı ve el oğlu…

Aileye girenlere denir hani bu tabir. Ben şakacıktanlık yazdım amaaaa malesef de aileye giren gelin ya da damat, çok yakın aile ilişkilerini genelde sevmiyorlar. Bunu kimse yadsıyamaz. Ama itiraf eder ama içine atar amaaa böyle bir gerçek var. Aileler, aileye yeni katılan bireyler tarafından dağıtılmak istenir nedense…? Oysa ki aile genişlemelidir bana göre. Aileye giren kadın ya da erken, o ailenin bir parçası hissetmelidir kendisini. Çünkü gerçekten birini seversen, ona hayat veren genleri nasıl sevmezsin ki? Matematiksel olarak da saçmalık bu! Ama sağımız, solumuz, dünümüz, anımız çekişmede gelin, görümce, kayınvalide, elti, damat kaynar… Ve ilişkiler bu kaynamada birbirine kaynamaz… Tam da aksine yanar, kül olur, biter, gelin ve damat ayrı yollara gider… Geride işte yazık bayramlar kalır…

Ama bayramlar zaten vakti gelince eksilir…

İnsan, nedense bunu bir türlü hatırlamaz. Neyi mi? Bittiğini… Bir gün biten bir zaman var elimizde. Sadece akıyor ve geçiyor. İçinde olan ve olmayan da eksiliyor. Çok iç karartır gibi yazmak da istemiyorum lakin bunu fark etmemiz öyle önemli ki. Altı üstü sonsuz karanlığın içindeki mavide, bir süreliğine sahne alıyoruz. Nedir bu çooook abartmalar gereksiz detayları. Hayatın kendisi varken… Bayram denen harika bir şey varken mesela. Herkes hayattayken. Neden fotolar eksik kalsın ki? Neden birilerinin kalbi kırılsın ki? Masa örtüleri özenli seçilse ve kahkahalar katık olsa ya yemelere içmelere. Zaten replikler bitti mi bitecek. Ama nedense düşünmez insan… Yalnızlaşır ve yalnızlaştırır bazen… Bayram olduğu halde, bayram bulmaz hiç bir yerde…

Bugün anneciğimin geçtiği yollara baktım camın kıyısında…

Anneciğimi özleyerek geçen bir Ramazan bitti bu akşam son iftarla. Öylece duruyordum camın kenarında. Akşam üzeri bir vakitti. Henüz seçilebiliyordu lastik izleri… Evet, lastik izleri… İyice bakarsan yani yüreğinle, dünün ışığında var olur tüm izler. Bugün annemin lastik izlerine tuzlar döküldü sessizce. Annemler gelirlerdi bize… Giderlerdi sonra… Farklı gün ışıklarında ama yüreğimce sarmaş dolaş, geçerdi arabasıyla güzeller güzeli sultanım sokaktan… Telefonlarımızla konuşuyor olurduk o sırada. Annemi sarıp öpüp de yolcu etmişim düşün, daha arabaya binerken arıyorum onu… Yoldan geçerken de sesi kulağımda, lastik izlerine güle güle bırakıyorum bakışlarımı… Bu arada her gün böyle. Yani gurbetten dönüş anısı anlatmıyorum… Annem derdi, “Sevdiğine kapı ardı gurbettir…” Annemi yolcu edince kapı kapandığında işte gurbet başlardı bizde… Ve ne güzel günlerdi hepsi de… İyi ki de bu kadar yan yana ve can cana yaşadık bir ömrü… Şimdi bu anılar, merhem azıcık da olsa özlemeklerime…

Bayram, o kocaman sofralara gelir…

Can, hayatında kim varsa senin için çok değerli, onlarla harika bir bayram bul olur mu bu sabah? Yollar uzak olsun ya da cebinde az para? İşin, gücün, moralin, motivasyonun şöyle bir kenarda dursun. Ne olursa olsun! Bak pandemi de geçti. Bak şimdi herkes özgür her yere gitmek için. Şimdi işte bayram zamanı. At kendini yaşamaya ve bayram ol her nasıl olabiliyorsa öyle. Bayramların henüz gerçekten varken, yaşa. Anlamını her zerrende tada tada ve sevdiklerine de bunu hissettire hissettire yaşa. İçinden hem yaşamak gelsin hem de bunu gösterme hevesi. Şımart herkesi sabah en bayram yerinden. Mis gibi seslen, sarıl, hediyeleş.

Çocukları bayramla!

Hele hele evladın varsa ya da evlatların, sen zaten bayramsız kalamazsın! Dünyanın en önemli görevi sende. Gerçek bayram anıları yaratmak! Harika bir kahvaltı, gülümseyen suratlar ve bayram harçlıkları! Büyüklere ziyaretler ve bayram adına her ne varsa hepsi. Çünkü günün birinde evlatlar için de merhem gerekecek… Geçinden olsun ama illa bir gün gidiş bileti kesilecek. Sıcacık kalpleriyle kalmaları için geleceğe, bol bol bayram stoklamak gerek evlatların yüreklerine.

Dualar cennette bayram…

Ve hem evlat bayramlarıyla, hem de gidenlerince bayramsız kalan bizler… Bizler de işte dualarla bayramlaşacağız yine bir bayram sabahı. Gülümseyen hayallerine sarılıp öyle ıssız, kokusunu hissetmece oynayacağız hayallerimizde gidenlerimizin… En güzel anlarımız gelecek ruhlarımızın yalnızlığına, ısınacak bayram… Tuz olacak… Sonra evlat sarılacak, eş dost arayacak da bayram tatlıya bağlanacak. Hayat denilen şey akacak. Çünkü hayat böyle bir şey. Zaman haşarısı ile akan, sadece kişinin kendisine ait bir şey. Güzel bir şey. Bayram bir şey…

Sen!
Her ne durumda olursan ol, bayramı bir şekilde yaşa ve yaşat lütfen. Harflerim bunun için döküldüler bir arife gecesi. Bayramsız kalanlarla bayramı gelenler kucaklaşsın harflerle. Birbirimizi anlamla bayram edelim bu şekilde. Bir bayramlaşma olsun hissettiklerimiz. Ve güzel bir enerji de üretelim şu an. Lütfen okumaya, gülümseyerek devam et. Tuz var ise kirpiklerinde, gülümsemeyle yıkanmış olsun hüzünlerin. “Bayram oldu” diyelim şimdi hep beraber. “Bayram oldu ve her günümüz bayram.” Cennet oldu gidenlerin mekanları… Hayat doldu bayramlar!

Nice bayramlı bayramlara o zaman! Bayramımız Kutlu Olsun…

Sevgilerimle…

BAYRAMLI BAYRAMALARA…’ için 4 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s