İyilik Can Yakmaz…

Güzel bir gün akmaya devam ediyordu. Kız delikanlıya gülümsedi metroda. Herkes mezdeke, herkes maske altından korkmaktaydı… Aşk, salgında da vardı.. Eros istifa etmemişti ve ne mutlu ki şarkılar yazılmaya devam edilecekti. Dinlenecekti şarkılar. Duygulara tercüman olacaktı notalar. Anlaşılır olacaktı kalp. Atacaktı. Ve insanın her şeyden çok, kalbine ihtiyacı vardı…

Dört yapraklı yoncanın hikayesini okumuş bir prenses, bahçeyi talan ediyordu. Annesinin aklı çıkıyordu! “ Kene olabilir kızım! Nerden tutturdun şimdi bu dört yapraklı yoncayı…?! “ Tatlı küçük kız Annesini duyamıyordu. Şarkılar mırıldanırken küçük kadın, ne kadar şanslı olduğunu bilmiyordu. Yaşamda hiç bir şeyi duymayacak kadar güzel istemek, ancak bu kadar masum olabilmekle mümkündü… Tatlı kız dört yapraklı yoncasını soluksuzca arıyordu. Ona inanıyordu. İnanmak güvende olmaktı. Ve ne mutlu ki bu bahçede inanç vardı…

Pazar yerinde bir esnafın gözlerinde, havai fişekler patlıyordu. Küçük bir kasabanın, köylü tezgahı sabahın erken saatlerinde bomboştu. Karlı bir kış günüydü. Evdekiler belki daha uyuyorlardı. Adamcağız ceplerine para doldurabilmek, yuvasındakilerin yüreklerini sevgi ve güvenle hoş tutabilmek için tutmuştu ekmek parasının yolunu. Şehirden gelen zengin bir araba şöförü, köylünün tezgahına talip olmuştu. Tezgahtakiler bagaja sığarken, köylü pazarcının içi içine sığmıyordu. Bir pazar günü evine koşuyordu cepleri parayla dolu. En kahraman baba evine hem de erkenden dönüyordu. En sevilesi adam, kadınına yakışıyor, yaraşıyordu. Pazarda emek vardı. İyi niyetle çekilen zahmet bu filmde ödülünü aldı. Evrenin bu ödüllere sonsuza dek ihtiyacı olacaktı…

Bebeğin sesi duyuldu. Artık kadın o soğuk ameliyathanede yalnız değildi. İçinden gelen sesi dinliyordu taze Anne. Bebeğinin sesini… Ne güzel bir duyguydu. Bebeğiyle birlikte ağlıyordu kadın. Hayatında ilk kez mutluluktan ağlamanın ne demek olduğunu mu yaşıyordu? Yoksa kendi doğduğu anı mi hatırlıyordu bilinçaltı? Orada, Annesini mi özlüyordu, bebeği doğduğu sırada..? Yeni gelen güzel ruha aşk mıydı ağlatan? Yoksa her yeni gelenin yerine birinin gideceği gerçeğine mi dökülüyordu gözyaşları? Dünyada denge vardı. Gelen ve gidenlerle ömür anlamlanıyordu. Anlam, dünyayı yaşanır kılıyordu. Her duygu hissinde insan, gerçek insan oluyordu. Robotik çağımızda insan hissedebilmek zordu. Bu odada insan vardı. Ve evren bu zenginlikle güzelleşiyordu….

Dünya böyle dönüyordu. İçinde herkes başka bir hikayeyle yoğruluyordu. Zaman hep geçiyordu. Zaman içinde insan bir yandan kazanırken, diğer yandan kaybediyordu…

Kazanmak ve kaybetmek yakın arkadaşlardı. İnsan etrafında bu iki arkadaşı hep görüyor ve duyuyordu. Ama sadece kazanmaya odaklanıyordu. Kazandığında çok seviniyordu. Ama kaybetmeyi aklına dahi getirmiyordu. Bu yüzden insan, biri öldüğünde çok ağlıyordu….

Değer veririz, değer kaybederiz. Bazen karşılıklı olmaz güzellikler. İnciniriz…

Kazanmak zor, kaybetmek kolaydır. Bunu hep biliriz ama ne de kolay kaybettiklerimiz vardır.. Mesela zaman kaybederiz en çok. Anlaşılmadığımızı bile bile anlattıklarımız, burdan en uzağa yol olur… Bir şeyi düzeltmek adına kendimiz bozuluruz. Bozuldukça dilimize oturur şu sözler; “ İnsanlık bozuldu. Dünyanın çivisi çıktı…”

Hayat içinde güzel şeylere ihtiyacımız var. Rüzgar çanlarına mesela. Ya da dolunaya. Güzel bir söz duymaya her zaman muhtarlığımız var.

“ Tuğlalar vardır köprüler yaparsın, tuğlalar vardır duvarlar örersin. “

Ne güzeldir bu söz. Tuğla aynı tuğladır. Ama o tuğlayla yaptığın, seni ya esarete düşürür ya da özgürlüğe götürür. Tıpkı kelimeler gibi…

Dünyada güzel şeyler var. Şu an biri evlilik teklifine “ Evet!” diyor. Biri iyileştiğinin müjdesini alıyor tahlil sonuçlarından. En çok istediği sınavı kazanan genç aramızda. Hayalini kurduğu evde uykuya dalacak birileri birazdan. Dans ederken aşkın damarlarında olduğuna yemin eden yürekler bakışıyorlar tam şu anda.

Dünyada güzellikler o kadar çok ki. Odaklanmak bu yüzden önemli. “ Ben nereye odaklanıyorum?” Ben bu dünyanın, bu evrenin içinde neleri dikkate alıyorum? Ben dostuma nasıl yaklaşıyorum? Ben kendime hak ettiğim gibi davranıyor muyum?

Eğer güzel şeylere odaklanırsan, en zengin ruh, en iyi dost ve en mutlu insan olursun. Kötü şeyler de var evet. Ama onları görmek ve göstermek kime faydalı?

İyilik, can yakmaz…

Eğer birinin canını yaktıysan, bil ki iyi değilsin… Eğer hayatın karanlıktaysa, bil ki pencerelerinde örtülerin var… Eğer şarkılar söylüyorsan, kuşlar seni çok seviyorlar… Dünya sana gülümsüyor…

İyilik, şifadır…

Şifa dolu bir sabaha uyanmak için, dua et bu gece. Hangi inançla, hangi dilde, nasıl istersen, nasıl bilirsen. Fark etmez. Yüreğinle dua et… Sabaha aydınlıklar görebilmek için. Daha güçlü hissedebilmek için. Gerçekten yaşamak için. Gerçekten uyanmak için. Güzel şeylere odaklanabilmek için. Dua et…

İyilik dolu bir gün açılsın önüne..!

İyi geceler, iyi sabahlar, iyilik dolu ömürler dileklerimle…

Şununla etiketlendi: