Eskiler Alasım Var Eskiler…!

Eskiler ne şanslılarmış…Yaz, insanlar koruyucu falan sürmeden geçermiş. Güneş sağlık demekmiş. Sıcak yerler de, zamanlar da belliymiş. İnsanlar ona göre yaşar, sürprizlerle savaşmazlarmış… Bölgeler varmış eskiden. Yazın Akdeniz yanarmış, Marmara ılımanmış…

Kar yağınca yollar kapanırmış. İnsan boyunu aşan karlar, mikropları kırıp geçirirmiş… İnsanlar kışın illa hasta olmazlarmış(!) Mis gibi sobalar varmış. O sobalarda çıtır çıtır odunlar yanar, dünyalar lezzetlisi yemekler pişermiş… Ekmekler de öyle poşetli, marketli değilmiş… Bilmem kaç bin kimyasalın karışmadığı tertemiz unlardan yoğrulurmuş ekmekler evlerde… Onlar işte günün her saati, her yaşta insan tarafından yenilebilirmiş…

Kene yokmuş eskiden. Tavuk varmış çünkü bahçelerde. Bahçeleri varmış evlerin…..Evet yine de bir miktar kene görülürmüş ama öyle Kırım Kongo kanamalı bilmem neli falan değilmiş! Hatırlıyorum İznik Gölü diye bir yer vardı eskiden. Şimdi Cargill gölü dense yeridir… Neden mi? Çünkü göl eskiden göldü. Şimdi kimyasal çukuru oldu Cargill tarafından da ondan… Amerika kendi ülkesinde üretmiyor bunları. Bizim gibi ülkelerde üretim yapılıyor… Hem doğa bitiyor hem insanlar… Sonuçta Cargill neler üretiyor, herkes biliyor… İsteyen alıp yiyor… Her koyun her zaman kendi bacağından asılıyor. Afiyetler olsun(!)

İşte ben küçükken o mis İznik Gölüne giderdik… Anneannem, Dedem, canım Annem, dayılarım, teyzem, abilerim falan mis gibi etler pişirirdik, yanında kızartmalar, börekler… Göle girerdik mutlaka… Annem derdi o zamanlar, “ Başı ağrıyan girse göle, iyi geliyor. “ diye… Yani göl suyu şifa kaynağıymış…

Gölün suyu eskiden içilirmiş de… Şimdi etrafındaki zeytin ağaçları bile zehirlendi kurudu gitti… Bu gölde benim kulağıma kene yapışmıştı mesela. Ben kaşımıştım. O orada kalmıştı. Anneannem onu bir şekilde oradan çıkarmıştı. Yani lokal, genel anestezi falan gerekmemişti(!)Kene bile sadece keneydi…

Eskiden sebzeler meyveler sadece mevsiminde yenirmiş. Çünkü koruyucular, hormonlar, pestisistler daha Allah bilir neler neler, yokmuş… Bu sayede de insanlar domates yerlermiş domates yediklerinde. Şimdiki gibi içine bilmem ne geni karıştırılmış domatesler yemezlermiş. Bir domates ki kokusu 5 metreden duyulurmuş falan… Yani o zamanlar domateslerde lekopenin kralı bulunurmuş……

Karpuzlar çatlarmış eskiden bıçak dokunur dokunmaz. Bekleyen sebzedir meyvedir çürürmüş. Öyle mutasyona uğramazmış şimdiki gibi… Eskiden alerji falan yokmuş. Ne klima, ne kalarüfer, ne zehirli kimyasallar yokmuş… Çamaşırlar çivitle beyazlarmış. Eller de doğal zeytinyağından yapılan sabunlarla yıkanırmış. Saç da her yer de elbette. Öyle bu günkü gibi kirpiğine kadar başka zehir tavsiye etmezmiş reklamlar!

Zaten reklamlar da yokmuş. Çünkü tv yolmuş. Hiç bir modem, hiç bir konsol, hiçbir kutu yokmuş. Yani insanlar radyasyonda cazur cuzur pişmiyorlarmış o zamanlar. Öyle akıllı telefon tutacak kadar akılsız değilmiş insanlık… Tabletlere kapanmış bebekler yokmuş şimdiki gibi.. O zaman Anneler, Babalar, aile büyükleri varmış… Bakıcı dehşeti de sırf bundan dolayı uğrayamazmış ne bebeğe ne de neneye… İnsanlar o zamanlar soylarını soysuzların avuçlarına bırakmazlarmış!!!!!

Eskiden mutluymuş herkes. Kredi kartı, banka kredisi falanlar da yokmuş. İnsanlar borçlandırılmış köle gibi işlere koşulmazmış. Herkes cebindeki kadar yermiş. Zaten gerektiği kadar yermiş. Öyle o Cafe senin bu feast food benim hayatlar yokmuş o zamanlar. Yemekler evde pişermiş. Çocuklar kırmızı yanaklarını hep bu hamarat güzel Annelere borçlularmış…..

O zamanlar çocukların psikolojilerini bozmazmış dayak genelde. Dayak yiyen çocuğa yaramaz derlermiş, hiperaktif değil. Ve çocuklar hiper aktivitelerini yaparken sadece dayakla islah olurlarmış, uyutan haplarla değil. Çocuklar o zamanlar çocuklaşmış. Bugünkü gibi kamptır muamelesi görmezlermiş, mutlularmış…

Mutlu çocuklar mutlu büyüklere evrilirlermiş. Ve o zaman komşuluklar, dostluklar hep bundan çooook çok samimiymiş, gerçekmiş. Sosyal medya hesapları yokmuş o zamanlar. Millet birbirine gider gelirmiş. İnsan insanın o zamanlar zehrini alırmış. Şimdiki gibi haset fesat çarpışmaları olmazmış. Olsa da onlar mimlenir zaten dışlanırmış…

Eskiler böyleymiş. Her bişeyde doktora koşmazlarmış. Bu yüzden de iyileşirlermiş. Şifalı herşeyi eskiler hep bilirlermiş. Üşenmez de uygularlarmış. Yani eskiler zeytinyağlı da yermiş, basma da fistan da giyerlermiş. Şimdi neler neler var malum… Güneş bile saçmalamaya başladı artık. Dünya duracak falan deniliyor. Nasıl canavarlarsak, hakkaten dünyanın dengesini muhteşem bir performansla bozduk! Dünya dengesiz bir paikopata dönüştü!

Ya ozon tabakasını deldik ozon tabakasını!!! Deodorantlarla hem de! Daha bir çok bunun gibi saçma şeyle! Şimdi ne oldu? Olanlar oldu… Kim yaptı? Biz! Neden? Hayatlarımız daha kolay olsun diye! Evet. Peki neden kolaya kaçtık hep? Yorulmayalım diye! Kaslar erisin, beyinler çalışmayıp unutma hastalıklarına yenilesin diye! Obezite literatüre girsin diye!!!!!

Bir Covit gelir ve dünya sorgulamaya başlar… Şu an yaşadığımız şey tam da bu… Hız yavaşladı ve anlamaya başladık. Ne kadar yanlış bir sistemde eritiliyoruz… Sadece tüketen değerler olarak yaşıyoruz. Tüket hop cennete gitti melek(!) Artık yenisine bereket!!!!!

Eskiden çok güzelmiş dünya… Şimdi hakikaten dünyanın çivisi çıkmış… Bu çivi de şimdi aşırı ortalıklarda dolanıyor(!) Herkese hayırlı cumalar……

Şununla etiketlendi: