Bulutlar…

Bulutlar… Şekilden şekle giren göğün güzel ahenkleri. Renkten renge bulanan pofuduk oyuncaklar. Çocukluğumun puzzellerı onlar… Bulutlar….. Küçükken onlara üflerdim:) Şekilleri değişirdi:) Ve ben her yeni şekli bulduğumda, yine rüzgarımla onları yeni şekillerine sokardım:) O zamanlar Astraeus’luk vardı bende tabi:)))) -Astraeus,rüzgarlara hükmeden tanrı Yunan mitolojisinde.-

Göğe bakardım, öylece hayalden hayale akarken. Büyüdüm ama gözüm hiç yükseklerden ayrılmadı bu yüzden(!) Ay, yıldızlar, bulutlar, kuşlar, hep yüreğime yarendi, yardı, huzurla ruhuma dokunandı… Kah maviydi, kah gece rengi… Gündüzü güneşli, gecesi havai fişekli… Göğün en güzelleri, her dem yine bulurlardı…

Göğe bakmak güzeldir. Çok da anlamlıdır aslında. Düşünsene, göğe bakıyorsun. Baktığın yer mavi. Bulutlar mis. Ama aslında orası sadece bir yanılsama fonu… Masmavi gördüğümüz göğümüz, kısa boylu bir ışın dalgası aslında… Göğün mavi olma sebebi, atmosferin üst tabakasındaki toz parçacıklarının saçılması bu ışın dalgasıyla…. Bunu bilmemek, çok güzeldi o zamanlar….. Bundandır hep daha çok mutludur çocuklar…

Bilmek, farklı hissettiriyor insana… Göğün bile olmadığını bilmek… Karanlığa bakıyoruz, göğe bakarken. Bunca sesin içinde, ses olmayan dışımıza ulaşıyor bakışlarımız. Ama biz sadece maviye bakıyoruz – sanıyoruz…-. Oysa uzay boşluğuna dokunuyoruz belki bakışlarımızla…? Göktaşlarına dokunuyoruz? Bilinmeyen yaratılmışlarla göz göze geliyoruz belki? Zaman var bir de! İşık yılı falan! Ah…!

Ben mavi göğü ve bulutları biliyorum yalnızca…. Aynen de çocukça….

Bulutlar…. Geceye akan günün tonlarına hareket katan güzel beyazlıklar… Akşamın “ Herkes eve gitsin! “ anonsu vardır gizliden. Kurallar böyle. Evli evine, köylü köyüne gider güneş Annesiyle Babasina döndüğünde… – Canım Annemin çocukluk tabiri…- Bu anonsta, bulutlar da ışığını değiştirir sürekli. Kızıl olur, pembe olur, mor olur… Hani bir mekanda artık saat geç olur da ışıklar yanar da döner arada:) “Artık kapatıyoruz.” der gibi:) Bulutlar da “Günü kapatıyoruz!” renklerini yakar söndürür akşamın üzeri… Bakanlar, görür… Görenler, hisseder… Hissedenler, yaşarlar……

Bu yüzden de uzaya yolculuklar başladığını duyduğumda, öylesine bir haber gibi algıladım:) Beni hiç enterese etmedi uzaya gidebilirlik. Neden ilgileneyim ki? Onca şiir yazılmış, onca göğe bakılmış, mavi dünya demişiz adına. Sonra sa çık uzaya, bak dünyaya! Sakın bakma! Zaten yalan olduğu bu kadar ortadayken, orada iyiden iyiye tuhaflaşır algım kesin:) Bu yüzden de istemem görmeyi dünyayı dışardan… Dış dünyaya kapalıyım yani:)

Bulutlar… “ Bulut gibiydi güzelliği.” derdi benim güzeller güzeli Annem… Annem, bulut gibi güzeldi…. “Güzelliği tertemiz, bembeyaz, eşsiz” demek isteyenin tabiriydi bu. Bulut, eskiler için de böyle anlamlara sahipti yani… Eskiler de ne güzeldiler… Bulut gibiydiler…..

Göğe bakıyorum. Özgürlüğü anlatıyor kuşlar. Hepimiz bu aralar metrekarelerimizce hayatlarımızda, göğe daha bir yüreklerimizle bakıyoruz. Hayallerimizi asıyoruz göğe. Uyanmak için bahanelerimizi topluyoruz oradan sabahları. Hayat böyle böyle devam ediyor. Bulutlar geliyor, bulutlar gidiyor. Her bir halinde bir iz bırakıyorlar anlarımıza… Gölgeleriyle de bizler şekilleniyoruz… Ama bilmiyoruz….

Bu gece göğe dokun… Nefesinle doldur bulutları.. Sonra da özlediklerini hisset her zerrende… Sabaha bulutlara uyan… Bakışlarınla sarıl özlediklerine… Bulutlarca…. Nefeslerce…..

Şununla etiketlendi: