Yapıştırıcı Müzik dinle! Müzik! Hayata Yapıştırır! Ayrılmak İstemezsin Dans Ederken… :)

Acıktım.. Böyle şarkıları, öyle dinlemelere, çok acıktım… Hep mi sofra, ziyafet ile doyar insanoğlu? Teoman gerek bazı da…

Akşamın alnı terli. Yorulmuş bedenler, hissiz ruhlar doluşuyorlar evlerine sıra sıra… Ortalıkta bir içtima! Annem derdi;”Koloniler gibi bu metropoller.. Evden çıkış, eve varış şekil yaşamak, yaşamak mı?” Bir İstanbullu Hanımefendi dahi, böyle diyordu… Bir zamanlar… En son geçen seneydi, yaşıyordu Annem henüz… İşte o zamanlar…..

Annem alışmıştı o eski filmlerdeki bahçeli İstanbul evlerine. Göğü delen Maslak’lar anneme sevdiremedi kendilerini… Sevdiremediler gitti… Annem….

Teoman dinliyorum bu aralar yüksek doz. Çok severim zaten de bu aralar bir başka istiyorum ruhuma ruhuma Teoman’ı. Özgürlüğünü ve derinliğini dinlemek ve inanmak istiyorum hepsine. Özgür ve sonsuz bir evrenin varlığını, fırlatmak istiyorum tuvallerime rengarenk! Tuvallerimde hayat olsun istiyorum! Hayat, bir sanat eseri gibi, işlensin istiyorum ömrüme! Öyle dolu, öyle dizginsiz, öyle asil, öyle gerçek! İçimden geldiği gibi olsun hayat… İçimden gittiği gibileri, sarsın zamanlar istiyorum… Madem film başa sarılamıyor, o zaman sarılsın hayat boynuma! Bekliyorum… Kanamasın şarkılar ve rüzgar kurutmasın tazeliklerimi… Teoman çalsın… Çalsın içimdeki tüm “gibilerimi”…

Arada şiir oldu galiba azdan:)

Teoman fonda, saydırıyor durmadan en bam bam tellere… İşabet ama hep mi isabet bu sözler, bu nağmeler..? Zaman içindeki o güzel günlere gidişler, şarkılarla öyle mümkün ki… Ne vakit dinlersin o şarkıyı, hissedersin kendini o anda, o masalda… İyi geldi ruhuma Teomanca her şey, hep… Üniversite sınavlarına hazırlanırken, “Papatya” şarkısı vardı mesela… Ah… Ben şarkı söylemeyi de çok severim, bağır çağır… Sen sever misin bilmem şarkı söylemeyi ya da Teoman’ı..? Ne güzel ki müziği kısmadan dinliyorum ve seni rahatsız etmiyorum şu an:) Ya da iştahını açtım, sen de açtın bir Teoman!:) Ooooh ne güzel bir akşam!

Şu an Gönül Çelen çalıyor:)

Acıkıyor insan Eylül’ü hissetmeye. Mevsim dediğin nedir ki içinde bir heves yoksa? Gelir, geçer o kadar. Takvimler, dizkapaklarına yapışır sonra… Kalırsın yılların ardında, kımıldayamadan… “Ah dizlerim, vah başım!” der der, yolunursun öyle ücranda.

Hayır!

Bu alınan, bu verilen nefes varken olmaz öyle! Olmamalı! Şarkı dinlemek gerek! Akşama dolmak gerek, bir kadehe dolan o en enfes kırmızı şarap gibi… Hani kadehi çevirirsin de damlalar yavaş yavaş süzülür kenarlardan aşağıya… Öyle olmuş olmalı zaman, öyle kıvamında olmalı “An”… Tadına varmak gerek neşenin ve sessizliğin. Her duyguyu bilmek, yerli yerine koymak gerek incelikli bir üslupla. Yani işte anlamlanmak gerek şu yaşam denen fasılda…..

Bu sabah 07:30 da ormandaydım:) Yürüyüş yaptım. Henüz yapraklar uyanıyorlardı. Geriniyordu dallar ve toprak, yüzünü yeni yıkamıştı, kokuyordu yağmurda koktuğu gibi. Öyle ferah, öyle temiz…. Nefes aldım bu sabah güne doğarken. Yatak miskinliğine teslim olmamanın yaşam tılsımını kaptım bu sabah kaderden! Heveslendim yaşamaya! yelkenler foraaaa!

Gidiyor ömür! Ya senden ya da sevdiklerinden ama gidiyor!

Ne biliyorsun az sonra burada hala var olacağını? Saatler gibiyiz zamanda. Tek numara şu kalbin atışları. Zemberek gitti mi koptu film! Geçmiş olsun… Yani iç karartan bir yazı değil bu. Ama bu gerçekleri görmek ve yaşamak gerek, acil! Muhteşem bir doğa aldım günden bu sabah. Sonra mini bir kahvaltı, höpürtülük bir köpüklü kahve ve kaldığı yerden devam etmeye başladı hafta. Ne güzel oldu kendime böyle bir armağan sunarak haftaya başlamak. Çok tavsiye ediyorum. Kendini kötü hissetmeden önce, iyi hisset. Kötü hissetmeye başladığında, İnan çok geç oluyor…

Ben, geç kalmayı hiç sevmiyorum…

2 gün yazmadım. Özledim harflerimi ve noktasında, virgülünde seni.. Durmak gerekiyor arada. Zaman güncellemesi gerekiyor. Dünde kalınca, yazmıyorum ben genelde. Hüzün çökmesin diye cümlelerime. Zor geçen günler ardından, malum, canım Annem… Gitti ya hani 1 Nisan 2020’de… Neyse… Şiddetli bir hüzün bulutunu gönderdim bu sabah ormanda nihayet… Karar aldım. Yaşamaya EVET! Üzülmeye de GÜLE GÜLE..

Giden, eğer seni seviyorsa zaten, üzülmeni istemezdi… Buna çok inanmalısın. Benim inandığım kadar hem de…

Gidenlerin ardından gitmek için, sıraya girmek değildir vefa. Hayatta kalmak ve o meşaleyi söndürmemektedir meziyet. Yaşamaya karar verdim ve bastım gaza bu sabah. Çektim arabayı bu güne. Veda ettim düne ve hüzne… Teoman da işte tatlı bir yapıştırıcı:) Özlüyorken, acıkıyorken ruhum, müzikal bir geçiş yapıyor öyle:) Sen de artık kendine ne iyi geliyorsa, kap gel akşamıma ya da bu harfleri ne zamana denk getirdiysen, oraya…

Akşam şeriflerimiz hayrola bakalım, güle gülümseye:)

Şununla etiketlendi: