Stresi Strese Sok:) Strese Sokulma!

Annem hep derdi. “Uyandığımda mutfaktan gelen çayın ve çeşitli lezzetlerin kokusunu duymayı çok severdim.” Çerkez Anneannem çok hamarat bir kadınmış rahmetli. Hepsinin mekanları cennet olsun… Her sabah kahvaltıda hem süt olurmuş hem çay. Bazan tarhana da yaparmış. Yanında artık börekler, kızartmalar falan. Sadece Pazar ya da misafir kahvaltısı değilmiş yani. Ömürlükmüş bunlar. Çok severmiş sevdiklerine yedirmeyi, içirmeyi… Ben de hatırlıyorum yanaklarının al al olduğu tava başındaki hallerini… Kar tenli, güzeller güzeli Muazzez Hanım… Özü sözü bir, güçlü, zarif ve hamarat bir İNSAN, bir KADIN,,,

O zamanlar Bursa’ya çooook kar yağarmış.

Öyle ki Annem anlatırdı, bir uyanırlarmış, kapıya kadar kal dolu olurmuş her yer! Kapılar açılmazmış kardan. Nasıl da temizdir tabi o kar. Bu kadar zehir içermeyen bir atmosferden dökülmüştür yani karın bile organiği, kim bilir nasıl da başkadır o zamanlar…. Her kar yağdığında ve her çoook erken uyandığımda, bunlar gelir aklıma. Annem gittiğinden beri desem daha doğru olur tabi. Yoksa Annem gitmeden önce, her şey daha neşeliydi elbette. Kar da sabah da kahvaltı da… Eski aile hikayeleri de…. Anlatanı varken…. Annem…. Şubatta seni çok özledi bu kıztikçek…..

Annemle bize özel dilimizdendir Kıztikçek:) Antikçek da Annem olur…

Şubat devam ediyor takvimlerde. 14 Şubat Sevgililer Günü de geçti gitti. Peki nasıldı bu sene? Biz geçen sene dışarı çıkamamıştık. Canım Anneme demiştim, “Gidelim mi o hep gittiğimiz yere ya da başka bir yere…?” Yürüyemiyordu… Çok da oturamıyordu…. Elbette ki içinden gelemiyordu…. Ben de eve getirtmiştim gidemediğimiz yerlerden birinden neler yiyebileceksek… Biraz yemişti… Hüzünlüydü işte.. Umutluydum… Seneye telafi edecektik.. Annem iyi olacaktı…. Kul kurarmış, kader gülermiş… Evdeki hesap çarşıya uymazmış yani….

Ve Annem 1 Nisan 2020’de gitti….

Her sene biz 14 Şubat’ı Annemle de kutlardık. Yemeğe çıkardık, çiçekler ve hediyeler de ihmal edilmezdi… Dünyanın en coşku dolu kadınıydı Annem. Her zaman yaşamaya hazırdı… Bu sene Şubat içinde böyle bir tarafla da yaşanmaya devam ediyor… Doğmadan daha seni seven sevgilidir Anne. Şartlar değişir belki. Bazıları daha az bazıları daha çok gösterebilir sevgisini. Yaşam şartları neye müsade etmişse artık. Ama bil ki Anne her zaman Annedir ve ondan şu evrende sadece bir tane vardır.

Eğer Annen hayattaysa, kıymetini bil…..

Bu sene beni dünyaya getiren sevgilim olmadan yaşadığım Şubat, hüzünlüydü… Yani bu Şubat’ın rengi kırmızıdan biraz daha farklıydı…… Dünyaya getirdiğim sevgilim sağolsun, aşka boyadı yüreğimi, her nefesimde olduğu gibi. Ve aşk her zamanki gibi her zerremde. İyi ki varsın benim tatlı minik paşam, oğlum…

Lakin…. Annemi özledim….

Bu sabah da böyle merhaba yeni gün!

Şu an camın kıyısındayım. Rüzgarı dinliyor ruhum. Bugün kartopu ve kardan adam partisi hayalimiz var oğlumla:) Bahçeye bakıyor ve kara çooook yağması İçin arada gülümsüyorum:) Birazdan mutfağın ışığını açıp, çaydanlığın altını yakacağım. Oğlumun anılarında çay ve kahvaltı kokusu eksik kalmayacak şükürler olsun:) Ben hem anda hem de anılarda dolanmamaya belki devam edeceğim belki de tamamen anda kalıp daha bir neşeleneceğim:) Seçim acaba burada kimin????

Sürekli hissettiklerimiz, bağımlı olduğumuz duygularımız.

Derin bir eğitim süreci sonrasında, çok önemli olduğunu düşğndüğüm bir bilgi bu. Sürekli üzülmek ya da sürekli neşeli olmak, alışkanlığımız bizim. Yani üzülmeye alışan insan, üzülmeye yer arıyor. Bu da onun hayatındaki her olayı yönlendiriyor. Bunun başında da sağlık geliyor. Kişi üzülmeye alıştığında, üzülecek bir durum olmasa bile, hücre o salgıları beklediğini beyne söylüyor. Beyin de taze bir olay yok ise sana eski sayfaları açıyor. Ve sen o anda üzülüyorsun… Hücre alıştığı o stres hormonlarıyla doluyor ve zarar görüyor. Ve eğer bu döngü değişmez ise kişi hasta oluyor…

Peki bu değiştirilemez mi?????

Elbette değişiyor. “Anda Kal!” konusu bu işte. Eğer anda kalırsan, bunu gerçekten başarırsan, o zaman beyin eski sayfaları açtığında sen direniyorsun. O sana hüzünlü bir şeyler hatırlatıyor, sen de kendine “Tamam. Hepsi geride kaldı. Şu an hayat çok güzel.” diyorsun. Bunu ilk dediğinde aslında çok da işe yaramıyor. Belki ağlıyorsun o anda bile. Ama 21 gün geçince hatta 3 defa 21 gün yani 63 gün geçince, İnan o eski defterler çöpte buluyorlar kendilerini. Sen artık daha neşeli bir hale geliyorsun.

Bu sabah da bana olan buydu sanırım? Şu an daha iyiyim:)

Sabah mutlu kalktım hep olduğu gibi. Güzel dualar ettim, gülümsedim:) Bir kaç bir şeyler yaptım:) Baktım saat 06;45:) O anda işte oturdum camın kenarındaki manzara koltuğumuza ve birden eski sayfalar açılmaya başladı… Anılarımız çok değerliler. Onlar silinsin mi? Hayır! Ama insan üzülmenin pençesine düştüğünde, en güzel anıyı bile gözyaşları sel olmuş tadıyor. Çünkü içinde Özlem birikiyor. Ve mutlu günler o an işte yüreğine dokunuyor… Hüzün oluyor o kahkahalar. Ve bu eğer alışkanlık halini alırsa, tehlikeli oluyor!

Hüzün yaşanmalı. Çünkü bastırılmış duygu demek, travma denektir.

Amaaaaa hüzün alışkanlık haline gelmeden yaşanmalı. Hani “Salma kendini.” derler ya. Çok doğrudur bu. Salmadan çok, yaşamaktan vazgeçmeden atlatmak gerek zor günleri. Peki bu nasıl olur ki????

Uzmanına soracaksın. Ya da farkında olacaksın!

Elbette ki bir danışmanlık hizmeti alman, sorunları bir profesyonel ile çözmen en doğru olanı. Ama zorunda da değilsin. İçinden geldiği gibi yaşamalısın. Kendin başedeceksen kendinle, o zaman anda kalmaya gayret edeceksin. Yani üzülürken bir taraftan da hayatın güzel olduğu aklından çıkmayacak! Her olanın bir sebepten olduğunu hazmetmek insana çok iyi geliyor. Ve değiştiremediğin şeyler adına sürekli bir zedeye hiç gerek yok! Bunun bilincine varman da çok çok önemli. Yani debelenmeyeceksin. Su akacak, yolunu bulacak. İnceldiği yerden kopacak. Bırakacaksın hayat akacak. Sen gülümseyeceksin. Herkes iyi anda gülümser. Sen kahraman olacaksın. Sen en zor anda gülümseyeceksin!

İlk günler hem çok saçma hem de zor olacak.

Ama sonra işte daha iyi hissedeceksin. Hücrelerin stresten temizlemedikçe sana teşekkür edecek güzel cilt renginle ve enerjinle. Sağlıklı biri olarak verimli bir hayatta daha güçlü hissedeceksin. Kendine ve çevrene olan sorumluluklarını yerine getirdikçe, kendine daha çok saygı duyacak ve kendine daha çok güveneceksin. Hüzünlerin de sadece tarihine ait vitrininde sana ders ya da sana şekil veren ustalar gibi duracaklar. Arada o vitrine bakınacaksın. Arada kim olduğunu, nereden nereye geldiğini, nasıl da şekiller aldığımı göreceksin. İzleri de kaybetmeyeceksin ki gelişimin sana daha da çok güç versin. Ama sadece güç versin. Güçten düşürmesin seni.

Bu sabah da bana olan buydu sanırım?

Hücreler hüzün istediler. 1 Nisan ve sonrası aylar böyle geçti bende çünkü. Ve sonrasında kendimi iyileştirme görevimin başına geçtim. Hüzün istediğinde hücrelerim, bazan bırakıyorum bildiği gibi oluyor. Bazan da yön değiştiriyorum ki hücreler istediğini alamasınlar:)

Mesela şu an tabiri son derece caiz olarak kendimi şahane hissediyorum:)!

Şu an sana tüm doğallığıyla yansıttım hüzünle baş edilen bir sabahı. Bazı yazılarımı bu kıvamı alınca yayınlamıyorum. Ama bu sabah içimden böyle geldi. Sana başka bir yolla da faydalı olmak istiyorum. Neşeli kelimelerimle olduğu gibi bir de böylesini denemek istiyorum. Lütfen farket olur mu? Üzülmeye meyilli olanların, üzülme alışkanlıkları var. Sen de onlardan biri olabilirsin!

Bugün lütfen kendini bir dene!

Bak bakalım durduk yerde sana neler oluyor? Tam gülerken boğazına atılan düğümler nereden çıkıyor???? Hüzün bazan sehpanın üstünde duran o iştah açıcı çikolata gibi görünüyor insana! Ağlamak geliyor birden içten. Ve sonra o gözler kırmızı, omuzlar düşük… Pil bitmiş çoktan… İçinden hiç bir şey gelmiyor tüm gün. İşte bu noktada hücre istediği stres hormonunu tedarik etmiş oluyor. Verme ona istediğini! Hücrelerini kahkahalarla yıka! Yap bunu!

Nasıl mı?

İçinden hüzünlü şeyler gelmeye başladığı anda sevdiğin bir şey yap! Zorla da olsa yap ama sakın bekleme. Hemen yap! Birini ara, çikolata yut ya da şarkı aç. Hiç bir şey yapamıyorsan ki bu en etkilisidir, kalk ve zıpla. İster ofiste ol İster metroda! Bir kaç defa zıpla. Gerçekten çok ciddiyim!

Zıplarsan kafan karışacak ve kan dolaşımın hareketlenecek!

Oksijenlenecek hücrelerin daha çok. Zıplamak, çocukçadır. Ve o an sadece zıplamak, seni neşelendirecek. Çünkü beyin bu aktiviteyi yaptığın andaki duyguları verecek yayına. Yani sana kendini çocuk hissettirecek! Ve sen çocuk hissederken kendini mutlu hissedeceksin!!!

Konu bu!

Kendini kendinden kaçıracaksın. Bunu her lazım halde yapacaksın. 21 gün geçecek. Sonra bir daha 21 gün geçecek! Ve üçüncü 21 gün geçtiğinde zaten sen uçarcasına yürüyor olacaksın yollarda:) Daha mutlu ve umutlu olmak, sana daha sağlıklı bir hayat da armağan edecek.

Şu an Annemi ve Anneannemi öyle mutlu ve huzurlu anıyorum ki….

Yazıya başlarken gerçekten de daha bir gözlerden dolmaya hazırdım oysa…

Şöyle düşün. Üzülmek sana kaybettirir. Sevgi ve mutluluk dolmak sana iyi gelir. Kâr zarar hesabı yap. Mesele bu kadar. Ne istediğine karar ver ama önce kendi duygularını normal şartlarına getir. Emin ol kendi kendine kalmak sana sandığın kadar iyi gelmiyor! Yeteri kadar yalnızlık evet şart. Lakin hüzün modun açıkken kendi kendine kalman demek, seni senden kaçıranların az olması demek ki bu tehlikeli. Kendini hüzün zamanlarında bundan dolayı lütfen izole etme. Ne demiş gene bizim eskiler? “İnsan insanın zehrini alır.” Al sana! Bilim şu an bunu net olarak söylüyor işte! Alkışlıyorum canım atalarım her birinizi!!!

Güzel bir gün olsun bugün!

Dünden sıyrıl! Gelecekle çok da uğraşma! Anın içinde harikalar diyarları yarat! Kahveni kap! Çayını kap! O güzel elleri kap! Yaşamayı kap bugün!!!

Ben çok sağlıklıyım!

Ben çok mutluyum!

Ben çok zenginim!

Ben çok huzurluyum!

Ben çok şanslıyım!

Ben herşeyi başarırım!!!

Kendime çok güveniyorum!

Ben güven içindeyim!

Kendimi ve tüm evreni affediyorum!

Kendime ve tüm evrene teşekkür ediyorum!

Muhteşem güzel bir hayatı seçiyorum!

İşte buuuuu! Sayıkla bunları! Hatta bağıra bağıra söyle hepsini! Derin derin nefesler çek içine ve at içinden bütün sıkılmışlıkları!

Hücrelerine kadar neşe dol bugün!

Ve ben artık mutfağa doğru yol alayım:) Bugün yine yoğun bir gün benim için:) “Kıyı’da” adlı dergide köşe yazıyorum biliyorsun. Yeni sayı İçin harflerimi coşturmayı planlıyorum bugün. 2 seansım var ayrıca. Harika kahvelerle ve güzel canlarla sohbetlerim, mis günün içinde tatlış oğlumla oyunlar da planlarım içinde. Sen de gününü planla olur mu? İçine mutlaka seni ve sevdiklerini neşelendirecek bir şeyler kat. Bu hepinize hatta hepimize iyi gelecek:) Bil:)!

O zamaaaaaan! Güzel Şubatlar!:)

Stresi Strese Sok:) Strese Sokulma!’ için 2 yanıt

    1. Ne alâ🙏🏻 Umut çoğaltıyoruz harf harf. Yansıyor ve yansıyoruz yansımalar kadar evrende🙏🏻🧚✨ Çok teşekkürler🙏🏻

      Beğen

albaraz için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s