Emirgan Korusu’nda

Merhaba. Şu an Emirgan Korusu’nda, çam ağaçlarının kokuları arasında kendimi iyi hissediyorum. Nefes almak. Fark ederek nefes almak çok lezzetli. Hayata dair her şey var zamanın akışında. Kazançlar, kayıplar, istenen ve istenmeyen sürüyle şey. Onlara bakmadan, bir eş vermek lazım yaşayabilmek adına.

Yeşile bulaşmak lazım ve maviye ve tüm renklere. Rüzgara dokunmak lazım. Bir süredir bildiğim bir söz var çok seviyorum. “ Asla şu anda olduğun kadar genç olamayacaksın. “ Her anın bir sonraki ana göre çok taze. Hani fotoğraflar vardır. Nereye saklayalım diye bocaladığımız o eski fotoğraflar. Eskiden fotoğraflar fotoğraf makineleriyle çekilirdi. Onlar ne güzel de basılırdı. Ve fotoğraf albümlerine yerleştirilirdi.

Her evde o albümler, gelecek olan misafirlere gösterilmek üzere hemen ulaşılabilir yerlerinde dururlardı. Alakasız bir sürü kişi de muhabbette tanıtılırdı. Şu benim görümcemin bilmem nesi, şu benim babamın büyük halası:) Saçma bir sırıtış ile albümü izleyen misafir, bunun öcünü sen bize geldiğinde alacağım diye düşünürdü- sanırsaammm:)-

O fotoğrafların bir kısmı işte, surlar odasına saklanırdı:) Günyüzü görmeyen fotoğraflara sonra rastlanılır işte. İşte o an! O zamanlar berbat dediklerimizde prenses ve prens gibi olduğumuzu anladığımız o an!:) Büyüdüğümüzün en kocaman işaretidir:)

Yani yine konu konuyu açtı – Ne mutlu – . Kısacası şu an bir sonraki ana göre tazeciksin. Bunun kıymetini bilmelisin. Birileri senin kıymetini bilsin diye asla ama asla beklemeden. Zaten çok beklersin:) Renkler hayatın her anında. Hadi yakala!

Şununla etiketlendi: