Öğle Böyle

Merhaba öğle! Herkes sabaha ya da geceye takılmış:) Bir “öğle “ de var bu alemde. Üstelik tatillidir genelde öğleler ve yemekli. Öğle tatili, öğle yemeği, öğle arası, öğle öyle öyle gider:)

Öğle saati günün şarj saatleridir böylelikle – iş hayatında olanlar için – Ev halinde öğlesi akşamı pek yok. Evdekine her an “ istediği zaman “ lüksü var. Şimdi evde olan baylar bayanlar caz klasiklerini sergilemeye aman başlamayınız. Elbette ev kadınları ve ev adamları için de bir zaman akışı var. Özellikle de çocuklu evler için.

Okula, işe gidecekler için kahvaltı hazırlanmalı! Eve dönüş saatlerine kadar ev toparlanmalı, yemeklerin kokusu tüm çevreyi sarmalı(!) Dışardaki evdekini, evdeki de dışardakini pek anlamaz olunca da ah o bardak suda o fırtınalar kopmamalı… Meli… Malı…

Birbirini anlama sanatı icracıları mutlu aileler, mutlu komşular, mutlu çalışanlar. Bu sanat acep nasıl gelişir???

Anlamak için Nasrettin Hoca misali o duvardan düşmek mi gerekli:) Bence EVET. Nasrettin Hoca bir gün duvardan düşmüş çok fena. Etraftakiler başlamışlar koşuşturmaya! Aman hoca efendiye doktoooorrrr!!! Hoca hemen hafifçe doğrularak bağrınmaya başlamış can haliyle. “ Doktor çağırmayııınnn! Bana duvardan düşeni buluuuun!” Kıssadan hisse…

Başa gelmeden bilinmiyor. İş hayatından sonra bir sebeple ev kariyerine bodozlama geçiş yapanlar bilirler her iki tarafı ölçmeyi tartmayı en iyi. Bu yüzden de herkes eğitimini almalı, kariyerini yapmalı ve sonra evlenmeli. Kendi tercihi olmalı ev içi ya da ev dışı çalışma alanı.

Bir öğle vakti. Yemekler yenmiş mesai arası. Üstüne kahveler gelmiş gitmiş. Şimdi akşama daha rahat yetişir zaman. Ve belki de o arada gönül meseleleri hafiften halledilmiş:) Küskünler barışmış, flörtler daha bir ilişkiye yüz tutmuş.

Evlerde belki işler bitmiş. Muhtemelen diyetten mütevellit öğle yemeği atlanmış, yerine meyveler yoğurtlar ya da dedikodu kahveleri hüplenmiş:) Belki de bugün bir rehavet, bir öylesinelik? Hiçbirşey yapılmamış ve ne alâ memleket kıvamının fevki paylaşımları sosyal medyalarda dolaşmış da dolaşmış.

Herkes ayrı bir dünya işte. Dünyada zaman diye bir şey uydurmuşuz. Bu sayede toplantıların, tatillerin, özel günlerin tarihleri oluşmuş. – Oh ne şeker (!) – Dünya bir defa dönüyor. Hoooop yeni yıl geliyor, hoooop paaaa iyi ki doğdunlar gökkubbeye yükseliyor:) Belki de sadece zannederek yaşlanıyoruz???

Bunu benden başka düşünen var mi sahi?;)

Bir öğle vakti. Neden bir ağacın altında değil gölgem diye soruyor biri belki? Belki bir ekmek davası görülüyor bir karaltıda? Belki biri doğuyor, yarınların en büyük umudu olan yeni bir mavi gözlü? Belki su içiyor serçe? Belki özlüyor yürek o uzuncadır göremediğini… Bir öğle vakti…

Hadi herkes işine,gücüne, miskinliğine hadi! Zaman denen uydurmaca koşuyor, ona yetişmeli…..

Şununla etiketlendi: