HİÇ…

“ Yaşamın bir anlamı olmalı. Senden başka benden başka… “ Ne güzel bir şarkıdır. – Yazımın sonunda paylaşacağım linki. – Yaşamın anlamı ne demek? Yaşam ve anlam? Her şeyin mantık ile yaşandığı bu yüzyıllarında dünyanın, anlam acep nerelerde?

Öyle seviyorum ki ben Filiz Akın ve Ediz Hun aşkı tüten filmleri… Lisedeyim o zamanlar. Annem çok seviyor eski filmleri. Eski İstanbul’u izliyor filmlerde, kendini izliyor yani.. Gençliğini… “ Bu tepe Aşıklar Tepesi….. Burası Ömür Tepesi…, Kilyos sahili, burası da bak eski boğazın hali….” diyor Annem… Yaşıyor o an, o günleri…. İşık yanıyor gözlerinde canımın…. Çünkü insanın gözüne fer, ancak yaşamaktan gelir………

Tabi ben başımı sallıyorum. Henüz lisede, sayfa bomboş… Hatasız bir sabi….:) Ne güzel bir yenilik, tazelik hali… “ Hiç “ bir şey olmak.. Henüz mesleğin yok, eşin, çocuğun, adresin… Sen sadece sizinkilerin çocuğusun. Bu kadar özgür. Tabi burada ailenin özgürlüğü önemli.. Eğer iyi bir ailen varsa, işler yolunda.. Ama mendil satarak büyüdüysen.. O gün de özgür değilsin…

Ben şanslıydım.. Özgür bir “ Hiç “lik yaşadım. Annem filmler izlerken, izlerdim ben de. Annemi belki bu kadar anlamazdım ama çok severdim o hallerini aşıkların ve masum şehirlerin… Anlam vardı çünkü.. Sevmek, koşmaktı kırlarda, bayırlarda. Anlaması zor değil aslında.

İki aşık. Ne yapacaklar? Koşacaklar ki gün geçsin:) Gün her türlü geçer. Ama gün yüzünde koşarsan, adada, modada gezersen, o zaman Leyla ile Mecnun olur, aşkını yüceltirsin. Kavuşursan öyle gün yüzü görmeyen yerlerde, o zaman aşkını yitirirsin. Çünkü tükenir ve tüketirsin. Tükenmişlik Sendromu senden uzak olur(!)

Ben seviyorum eski filmleri de o güzel aşkları da. Kafa bende hala o yıllarda. “ Yaşamın bir anlamı olmalı. Senden başka benden başka.. “ O kadar anlamlı ki.. Yaşamın anlamı sadece karşı cinste de değil yani. Yaşam sadece tek noktada akıp gitmiyor.

Derdim ben lisede. O zamanlar tabi filozofum:) “ Hayata geniş bir pencereden bakmalısın. “ Yeni söz yazmış ben:) Yani diyeceğim oymuş ki bakış açını geniş tut!

İnsanlar sadece sorunları kadar varlar sanıyorlar. Ben hariç:) Sadece sorunları kadar çabalıyorlar. Hayaller hep lisede kalıyor. Çünkü liseden sonrası kim olduğun damgalanıyor. Bu saçma eğitim sisteminde tüm kimliğin 3 saatte veriliyor eline. Sen doktorsun! Sen kazanamadım! Sen artık mühendis oldun! Sen öğretmensin! Sen işletme okudun, ne iş olsa yaparsın(!)

Ama ya hayaller? Ya eğilimler? Ama ben şarkı söylemek istiyorum….! Söyleme! Kötü yola düşersin! Hem zaten sanatçı para kazanmaz! Kaç kişi ünlü olabiliyor! Bas geri! Git sen matematik okuuuuuu! Sınavaaaaa! Yüüürrrr rrrrüüüüüü! Ama imdaaaaat yaniiiii!

O imdatı kimseler duymaz… İşte atarsın dart tahtasında bir yere oku… Ne gelirse okursun, iş bulur evlenir, çocuklanır sonra yaşlanırsın. Gerisini yazmasam iyi:) Yaşamın anlamı bu mu?????

“ Bazı şeyler, hep olmaz ki. Fırtınalar hava sakinken kopmalı… Olmalı, olmalı, olmalı, olmalı… Yaşamın bir anlamı olmalı… “ Peki sen buldun mu? Ne o anlam?

Anlam peşinde gezebilen ülkeler vardır. Burada daha çok insanlar para peşinde gezebiliyor. Zaten kapının dışı masraf. Ne gezmesi(!) Azınlık daha şanslı ama çoğunluk cinnet içinde. Böyle olunca “ Ne anlamı arkadaş! “ derler elbette.. Denmese keşke… Çünkü zaman kısa. Sen sana çizilmiş kaderine küserken, an kaçıyor, anlam yaşanamıyor…

Lisede hayallerin vardı. Bir “Hiç”tin. Şimdi bir şey oldun ve bu seni gerçek bir “Hiç “ yaptı. Peki bu değişemez mi? Mesela Ferhat Tunç bunu değiştirdi. Doktor olmuştu artık şarkı söylüyor.

Maria Rose Balter.

Bu ismi hiç duydun mu? Kendisi alkol bağımlısı annesinden, babasız doğan bir bebek.. 5 yaşında kimsesizler yurdunda soluğu alır. Bir çift tarafından evlatlık olarak yurttan ayrılır. İtalyan asıllı aile Maria’ya 17 yaşına dek evlerinin mahzeninde işkence yaparlar. Evlatlık edinme sebepleri, sadist duygularını tatmin etmek istekleridir.

Şiddetli depresyon sonucu felç olur Maria ve hastaneye kaldırılır. Halüsinasyonlar görmektedir. Kendisine şizofren teşhisi konur. Ama sonrasında depresyon odaklı sorunlar yaşadığı anlaşılır. Maria tedavi edilir.

34 yaşına geldiğinde hayata yeniden başlayacak hale gelmiştir Maria. Üniversiteye gider. Psikoloji bölümünden mezun olur. Maria evlenir. Bu arada kanser olur ve iyileşir! Kocası ölür. Maria işine odaklanır. Masachusetts Danver Devlet Hastanesine yönetici olarak atanır 58 yaşında. 1999 yılında hayata gözlerini yumar.

Maria Rose Balter’ın hayatı “ Nobody’s Child” adlı filmde anlatılır… Gerçek bir başarı hikayesidir Maria’nın hayatı. Maria asla “ Hiç “ olmadı. Ya da “ Hiç “ olmaktan vaz geçmedi. Maria yaşamakta ve başarmakta inat etti. Yaşamın anlamını hep sorguladı ve sonunda buldu.

Herkes için en birinci tavsşyesi de “ Affetmek “ti. Evet. Affetmek!

Her ne olduysan ya da olmadıysan, lütfen bununla barış! Kaç yaşında olursan ol, istemeye devam et! Hayaller her yaşta olmalı. Onlar varlarsa, gücün de hep vardır, hayallerini gerçekleştirmek için!

Yaşamın bir anlamı gerçekten olmalı! Küstün, süzüldün, mayıştın, kolaya alıştın ya da artık kendi içinde kayboldun? Bilmiyorum. Ama ayağa kalkmak için sadece 1 hayatlık şansın var! Bugün kendin için iyi şeyler iste. Artık bir “ Hiç “ olmasan da….