Hamdık… Piştik… Yandık…..

Yeni bir gün doğar her sabah ömürlerimize. Bugün 17 Ağustos 2020… Hüzünlü bir tarih… Bugün mutlaka acı kayıpları olanlarımız da var aramızda. Zaten bir kayıp varsa, bu hepimizin kaybıdır da ki öyle de……. Çok neşeli olmamızın zor olduğu bir gün bugün…. Zorlamayacağız o zaman.

Hüzünden kaçmak, aslında ona saplanmaktır çünkü. Hüzün, bataklık gibidir. Debelendikçe içine çöktüğümüz bir karanlık… Ağlamak gelince tutmak, debelenmektir… Zorla gülmeye uğraşmak ama “hep uğraşmak”, debelenmektir… Susmak hüznü, kaçmak olanları konuşmaktan, debelenmektir….

Hür bırakacaksın kendini!

Tıpkı sever gibi. Tıpkı nefes alır gibi. Bir rüzgar gibi esercesine hüzünleneceksin içinden geldimi…. Korkusuzca anacaksın içini kanırta kanırta acıtan her ne varsa. O kadar çok anacak ve ağlayacaksın ki içinde üzülmeye yer kalmayacak bir zaman sonra… Sızısı kalsa da içini yiyip bitiren o kötü yaratık, artık içinde yaşamayacak…

Hüzün, öldürür… Bu yüzden, kendini değil, hüznü öldüreceksin..!

17 Ağustos 2020….. Kiminin canları, kiminin anıları yitip gitti bundan tam 21 yıl öncesi… Çok üzülmüştük.. Çok da korkmuştuk… Korkumuzdan önce Ankara’da almıştık soluğu ailece! Oradan Karadeniz Bölgesine geçmiştik! 1 ay Marmara bölgesinden ayrı kalmıştık! Ölümden, hüzünden, korkmaktan kaçmıştık. Annem 1 Nisan 2020’de yakalandı ölüme….. Ve bizler kaçamadık ne korkmaktan ne üzülmekten ve ölümden…..

Anlıyor ki insan, vadesince yaşıyoruz, hüznü de, sevinci de, ömrü de….

Bugün hüzünlerin dalgalandığı gün. Hani denizler dalgalanır ya. Sahillere vurur içinde ne varsa denizin, görürsün kıyılarda… Bulanır su, çamur olur…Bugün böyle bir gün hepimiz için. Hepimiz kendi ağırlıklarıyla yaşayacak bu tarihi. Her acı, dokunduğu ruha eziyette… Adına “ Olgunlaşmak “ diyorlar acıların bundan… Ruhun pişiyor işte böyle böyle…. Piştikçe, anlamaya başlıyor karşısındakini de… Bu yüzden bazı insanlara “ Çiğ “ deniyor.. Ve maalesef bazılarını ateşe atsan da ham kalıyor… -Bu başka bir konu (!)-

Hamdık… Piştik…. Yandık…… Güzel Mevlana’yı da andık….

Acılar, insanı büyütür. Çünkü en çok çocuklar güler. Arada böyle bir büyümek var sanıyoruz. Değil..! Acılar insanı olgunlaştırır. Ama büyüten hüzündür. Hüzün bataklığıdır büyüten, acılar sadece seni tavına getirendir. Acılara rağmen gülebilirsin, eğer vakitlice gerçekten üzülebilirsen….

Hüznün içine kök salmasına izin vermeyeceksin asla! Bakışların ıslak olabilir. Kururlar. Ama gözlerindeki ferin sönmesine izin vermeyeceksin! Bu yüzden canın yandığında, ağlayacaksın! Korktuğunda, korkacaksın! Zayıflıklarını yaşayacaksın! O zaman güçleneceksin ancak. O zaman yanacaksın……

İnsan olmak, hissetmektir.

Robot olsaydık, hiç dert değildi ki hiçbir şey. Ama o zaman kahkahalarımız da olmazdı. Hissedemezdik o güneşin batışını. Sevgilinin ellerinde atamazdı ki kalplerimiz… Saçmalayamazdık ki o zaman yani hayatın eğlencesi kaçardı. Hatalarımız, belki de bizlerin en tatlı yanlarımızdır? Hayat biraz da nereden baktığındır….

Salı kod adlı günden herkese işte böyle böyle bir bir hal ile sesleniyorum. Dokun yaralarına bugün. Hem kendininkilere hem de hiç tanımadıklarınınkilere… Kaçma! Orada kal ve yüzleş hüzünlerinle. Gönder hepsini sonra kara deliğin birine! Geri dönemesin ve başka da kimseyi üzemesin…!

Bugün kaybedenlerdeniz hepimiz… Bugün kazananlardanız da… Bugün yandığımız günlerden biri çünkü….

17 Ağustos….. Oldu, geçti, ama bitmedi yüreklerimizde……….

Şununla etiketlendi: