Zamancağız…

Beyaz eşyalar sararır. O monitör kalın kalır yeniye göre. O telefon ucuzlar elinde hatta kullanılmaz kalır çekmecenin bir köşesinde. Kimse sana zaman geçiyor demez. Doğum günlerinde kandırılırsın pastalar hediyeler falanlar filanlar. Yok bişeeyyyy hadiiii bak gülümse kamerayaaaa hallerindedir herkes. Doğumgünlerine gelenler doyarlar, vicdanları hep suçlu çünkü kilo almak da vermek de hep problem yani sende olan da olmayan da…

Doğum günü bebeği ise çocuksa sırılsıklam mutlu yani muuuussssmutlu, azıcık kırçıllandıysa aynada, bir şaşkın bir aval, tadından yenmeyecek olgunluğa erişti mi de gayet duygusala bağlar olur. İleri yaş doğumgünleri bundan öyle sakin sade ve dokunaklıdır işte. Çünkü zaman geçmiştir hayli. Gazetelerin adları değişmiştir. Siyasiler ve meyvelerin tadı. Mevsimler başka olmuştur bu huysuzlukta. Sıcak bronz yapmaz, kar da üzerinde kayılmayan bir engel, bir angarya haline gelmiştir.

Zaman geçer ama insanın gönlünden hiç geçmez bu anlaşılamayan şey. Arkadaşlar büyümüştür orda burda. Adresler değişmiştir, soyadları ve diplomaları alınmış okulların yerine başka şeyler dikilmiştir çoktan. Zamanın geçtiğini o eskiyen dizilerin nostaljik bir akışta birden bire karşına çıkışında anlarsın mesela. Çocukluğunun ya da gençliğinin o tatlı dizileri boğazında düğümlendi mi tamamdır. Hayat kafasına göre gaza basmıştır ve sen duramamışsındır içinden geçen duraklarda…

Bir kişi de çıksın ve desin ki “Ben her istediğimi yaptım, hiç pişman olmadım, hep doğru kararları verdim.” Manava sorsan da bir, karara imza atmak üzere olan hakim de bir. İnsan zamanın eski tarafına birden ışınlanıverir. Büyüyeceğim bir an önce kaygısının yerini başka kaygılar alır zamanla. Faturaları dert ederken bir de bakarsın ki faturalarına kadar herşeyini başkaları takip eder olmuş. Ben ne anladım bu hayattan şimdi? Hataların telafisi için zaman var mı? Ne zaman ve neye ve ne kadar geç kalıyor insan???

Hani nerde o falcılar? Hani o yıldızlar hep boşa mı kaydılar? Bacak kadar boyuyla seni dumura uğratacak cümleler kurdu mu o birinin çocuğu, bilirsin ki sen artık sahada değil tribündesin. Çok su akmış o köprünün altından diye bir şekil yapar, dona kalırsın oracıkta. Ama zaman asla yerinde donmaz… Zaman işte böyle böyle geçer. Kimse zamanı anlamaz. Zaman iyi imiş, ilaçmış, her şey geride kalırmış ohhh ne güzel. Bre insan! Hiç mi düşünmezsin bu ilacın yan etkilerini?

Acıların hafifler ama sen tam tersi kilo alırsın mesela. Mesela zaman o kötü şeyleri unutturur sana ama sen o elele sinemanın tadını da geride bırakırsın. Sahillerde yanan ateşler ve gece ve sabah ve yaz ve harfler başkalaşır..! Zaman sana sadece acıları unutturmaz ki. Kendini unutursun sen her unuttuğun şeyde. Bir de bakarsın günün birinde, ne istediğini bulamazsın günün içi kazandıkların ya da kaybettiklerinde…

Şarkıların sözlerini bilmez olduğunda bilirsin ki zaman gerçekten çok hızla geçiyor. Şarkılar… Seni anlatmaz olduğunda o aşk şarkıları, işte o zaman domatesin tadı kesin kötüdür yaz ortasında. Karpuzlar hep kelektir. Ağzının tadı kaçmıştır zamana, mutluluklar (!) Mangal yapmaya üşendiğinde yalnızlığın tokatlar ruhunu. İnsanın içinden gelmesi meselesi vardır bir de çünkü. Seni hayata iten sebeplerin olmadı mı mangal da olmaz yanındaki nevaleler de. Zaten sen büyüdükçe öğrenirsin, karaciğeri bozduğunu 1 ufak bitirince… Saymadan şişeleri devirdiğin meyhanelerde içki dokunmazdı oysa dünlerde.

“Bilmek….” dersin. “Bilmek iyi değil bazan…”Ne kadar bilirsen o kadar esirsin bu dünyada. Doğruları bilmek hayatın tadını kaçırmaktır biraz da. .. Bilmeden yaptığın hatalar hep eğlencelidir. Çünkü bilmemek seni suçtan kurtaran masumluktur ki bu tatlı masumluğu da zamanla yani zamanın sana öğrettikleriyle yani bilmekle kaybedersin… Bir şeyler kaydedersin fotoğraf, video, ses vb. Kayıtladıklarının şekli adı değişir zaman içinde. MP3 olur sana mp4 ve ötesi. Teknolojinin sen neresindesin?

Farzet ki şu teknoloji güneş ve sen de yolda yürüyen o gölge veren şeysin. Gölge boyun ne kadar?!Buna göre ömrünün saatini anlarsın işte o bildiklerinin ve bilmediklerinin ışık yani gölge boylarında… Teknoloji sana tam tepeden aydınlık veriyorsa süper:) Bilmediklerin kadar yaşlanıyorsundur çünkü… Yeniye uyan o ayaklar hep taneciklerdir. Onlar ayak uydururlar zamana hep bundan.

Raf ömrü meselesi… Uykun gelir mesela. Yazmayı bırakırsın iyi geceler deyip. Uykusuzluğa tahammül edemediğin fısıltı oluşur gözlerinde büyüdükçe. Gözlerin yumar buna kendilerini. Sabahlara kadar oturamaz olduğunu bilerek gülümsenmez gecelerde. Normal işte sadece normal olarak uyursun. Aşkla değil mesela. Kalbi kırık değil. O kocaman heyecanlara sarılarak değil. Sadece bir bitki gibi… Kararır hava, sen uyursun…. İyi geceler…

Sanırım 2018 yılına ait bir yazımı “İyi Geceler”lik paylaşmak istedim. Ve nasıl bir duyguyla gülümsediğimi ben de pek anlayamadım, gülümsedim öylece yazım bittiğinde. Heyhat! Zaman neler neler getirir de götürürmüş bir de…

Bir daha, İyi Geceler hepimize…..

Şununla etiketlendi: