Dümensiz Göl Sahası…

Bir saldasın. Sazdan samandan bir sal. Elinde sadece 1 tane kürek var, çok uzun. Gölün orta yerindesin. Manzaralar masallaştırıyor olduğun yeri. Göl uyuyor. Kendisi ayrı güzel, göğün ve ağaçların yansımaları ayrı güzel. Duruyorsun sal üzerinde. Otururken, birden kendini bırakıveriyorsun sandalın ortasına. Sırt üstü izliyorsun göğü. Kuşbakışı izlediğin yerlerden daha güzel bu sırt üstü bakışı. Göğün derinliklerinde sanki hipnotize oluyorsun. Şimdi suya daha yakınsın. Gölün güzel kokusunu içinde hissediyorsun. Gölün kokusu ki içinde orman saklıdır.

Öylece yatıyorsun bir süre. Sal hiç bir yöne meyilli değil. Gideceğin bir kıyı da yok. Eşyalarını bıraktığın ya da evinin önün bir kıyı yok. Öylece duruyorsun. Güneş var ama akşamın üzerinde… Sana değil, ağaçların arkasına dokunuyor şu vakitlerde. Öyle de güzel bir ışık şöleni oluyor ki doğada, oooof! “Göğün yüzü de kızarır azdan.” diye düşünüyorsun. Sivrisinek saatine gelmeden, salı bir tarafa çekmek gerektiğini hatırlıyorsun aynı anda! Doğruluyorsun yerinden. Yüzünde hiç bir ifade yok. Ne tahvil öneriyorsun ne altın. Ne ev satıyorsun ne limon. Ne adres tarif ediyorsun ne de takımının yenilmesinin resmiyet kazanmasına 30 saniye kalmış. Yüzünde boş bir duruşla, dünyadaki belki de en büyük lükslerden birini yaşıyorsun. İfadesizlik özgürlüğü de büyük bir özgürlüktür…

Telefonunu şarj ediyorsun. Arabana benzin koyuyorsun. Çiçeklerin var belki ve onları suluyorsun. Kedin, köpeğin varsa yine onların ihtiyaçlarını gideriyorsun. Senin de bu günlük şarj yerin bu sal işte. Şu an şarj oluyorsun. Hem de ömrü hayatında hiç olmadığın kadar..

Ömre ömür katanlar azaldı artık. Ömür törpüleri yükseldi de yükseldi. Şimdi şarj alanlarına aşırı bir ihtiyaç var. Anne, baba yani yakın akraba bile uzak olmuş. Covit öncesi zamansızlıktan kimseyle görüşemeyenler, covitte evde canı sıkılınca hatırladı anasını, babasını, kardeşini. O da hatırlayan hatırladı. Daha hatırlayamayanları da var ben tanıyorum hatta bir kaçını….

Ama tükenmişlik sendromlu oldular. Ektiğin biçeceğindir ya hani. Şaşılacak bir durum yok. Sen olman gereken yerde olmazsan, bulman gerekenleri de bulamazsın bu dengede. İnan herşey mutlaka dengede. Adalet bir şekilde sağlanıyor. Ya vicdanınla ya da gerçekten daha somut oluşlarla cezanı buluyorsun ya da mükafatını alıyorsun hayattan.

Salda doğrulup gülümsedin. Tüm zerrelerin bayramda ve sen oldukça afiyettesin. Şarj oldun. Artık trafikmiş, covitmiş, anlaşamadığın hane içindeki ya da içindekilermiş. Bu liste uzar ha uzar(!) Artık hepsi önemsiz. Sevmeye ve yaşamaya gayet hazırsın artık. Herhangi bir kıyıya dalıyor gözlerin. Yüreğin o yöne gitmeni söylediği andan beri, gelinciklerin kırmızısına doğru yol alıyorsun gölde. Çok anlamlı manzaralar var her yerde. Sen hepsine bakıyor ve hepsiyle gülümsüyorsun güne. Varıyorsun kıyıya. Bir yalnızlık hissediyorsun tam da bu anda…. Sal.. Öyle güzeldi ki insan bunu konuşmak istiyor biriyle…. İçinde bu yoksullukla, kıyıya çıkıyorsun.

Seni o an bir gülme alıyor. Orman kahkahalarına kulak kesiliyor. Cırcır böceği bile ara veriyor cırcırlarına. Anlamak istiyor denge. “Ne oldu burada?!” Düşsen, sana gülecek biri yok diye gülüyorsun sen… Bunun hemen bitişik komşusu da ağlamak sette! Ama sen berbere giden bir cinsiyetsin diye, ağlamıyorsun… Zaten yeni şarj olmuşsun. Ne gerek var pili bitirmeye şimdi…

Eve doğru gideceksin. Ev şehirde. Hava da kararmaya başladı oldukça. Aslında buralarda uyumak istiyorsun. Ama nerede? Tek başına olmak, tehlikelidir hep. Bir şey yesen, dokunsa, seni kim götürecek doktora? Kim “Yeme bunu!” diye uyaracak? Yalnızlık sadece gün batımında ıssız olmak değil ki…

Göze alıyorsun riskleri ve yürümeye devam ediyorsun ana yola doğru. Oradan bir araç geçer ama sen otostop tabi ki çekmeyeceksin. Şöförü arıyorsun. Kiralık araban geliyor. Biniyorsun arabaya ve koltukta seni bekleyen telefonuna elini uzatıyorsun. Danışacaksın, yakınlarında nereler var uyumalık?

Bavulun yok. Sadece paran var. İyi bir yer buluyor ve odana geçiyorsun. Soruyorlar, yemek, içmek gerekli mi? Sen sadece odana çıkıyorsun, rahatsız edilmek istemediğini söyleyerek. İçinde bir huzur. Aracın ve şöförün de seninle bu gece. Şöför arkadaş da başka bir odada sayende tatil yapıyor. Eve gidesi olmadığını anlıyor ve teklif ediyorsun, şöför bayramlaşma hissinde sana teşekkür ederek kabul ediyor bu gecelemeyi.

Pencerenden ay görünüyor. Ay seni hissediyor, yıldızlar buna şahitlik ediyorlar yana yakıla. Serin bir yaz gecesinde, uykuya bırakıyorsun kendini. Artık kontrol sende değil. Tüm elektrikli cihazların kapalı. Organik bir uykuyla büyütüleceksin sabaha dek. Ve sonra da şehrin yolunu tutacaksın tıpış tıpış yürüyerek. I yol tutulacak ama şehre dönen sen, başkalaşmış olacaksın. Bunu hep yapmaya karar vereceksin. 10 yıl sonra aynı yere geldiğinde, kendini hayıflanırlar bulacaksın… O zamanlar bu kıyılar boştu diyeceksin yine kendi kendine. Dedene benzeyeceksin..!

Şarj olmayı unutursan, tükenirsin. Tükenirsen, kendine ve seni sevenlere hayrın olmaz. İşte bu dünyanın en büyük egoizmidir. Kendini kendin için değilse bile başkaları için var etmen gerektiğini asla unutmayacaksın yaşarken. Yaşadığına değecek bir hayatı yaşamayı seçeceksen tabi…..

Şununla etiketlendi: