Ey!Lül! Hoş Gel Dilerim…

Kahvemi içtim. Güne devam ediyorum gayet keyifle. Bakıyorum, Eylül gelmiş. Oh alâ! Bazılarımız olduğu şeyin dışındakini yaşar. Ya yaz bitti diye üzülür ya da kış gelsin diye beklemede yaşamaya devam eder. Arada olan, o güzel manzaralara olur.. Oysa sonbahar da kendine göre güzeldir. Serinler hava. Yapraklar yollarda birikir de seller olur, akar en romantik halleriyle. Aklıma sonbaharlarda hep Termal ve çocukluğum gelir. Yalova Termal’i bilir misin? Muhteşem bir doğası var, gitmediysen bir git. Kaplıca seversen bir de haşlan şöyle enfes:) Ben çok sevmem sıcakta çitilenmeler falan:) Sevene saygım sonsuz. Ama ben sıcakta bariz mor renk alıyorum anında:) Bana gelmez ne kaplıca ne de Moskova:) Aşırı uç sıcaklıklara müsait değilim kısaca:)

Gerçi kaplıca suyu şifalıdır. Girmek, o minerallere bulanmak harikadır amaaaa işte sıcaklık ve çitilenme ayarları benim gibiler için yapılmalı mümkün ise:)

Annem çok severdi kaplıcaya girmeyi. Ben de tabi bizimkilerin çantası:) Onlar nereye ben oraya.. Ne güzel sürüklenmelerdi… Kaplıcalara girdim çıktım vaktiyle:) Termal demek benim için en çok yaprak demekti yine de. Herkes alabildiğine anlatırdı yemekte “İyi yaptık geldik. Su bir harika. Burada oksijen muazzam!” Ben sadece yollarda tekmelediğim yapraklarla mutluydum, pabuçlarım 26 numara yıllarımda:) Yani kaplıca maplıca değildi seyahatimin anlamı. Yapraklarca uçuşmaktı sonbahar benim için o yollarda, yaprak demekti Termal. Termal, sonbahar demekti hatta…

Annem bir şey demezdi benim yapraklar arasındaki tozutuşlarıma:) Üstüm kirlenmiş falan takılmaz, beni üzmezdi. Annem hep harika bir Anneydi… Güzel ailemiz, güle oynaya orman yürüyüşleri yapardık. Liderimiz Annem… En istekli olan! En zevk alan! Manzaraları göstere göstere yürüyen, yürüten, yaşayan, yaşatan! Ben yaprak dereleri, denizleri içinden, bebek tekmelerimle geçerdim:) Ormanın altı üstüne gelirdi… “Buradan Arzucuk geçmiş!” diyorlardı kesin o güzel sincaplar… Anneme her baktığımda, en güzel manzaranın beni izlediğini fark ederdim… Gözleri en güzel manzarasından eksik olmazdı Annemin… En çok bitanecik kızında gülerdi yeşil gözleri…

Yapraklara sonbaharlarda böyle bulaşırdım işte…

Bugün bir vakit bulup, yapraklara koşmayı planlıyorum! O geçkin renklerin hüzünlü anlamıyla insanlaşmak öyle güzeldir ki! Yanıma bir termos kahve. Sonbahara kahveyi çok yakıştırır keyfim:) Kuşları dinleyeceğim… Kuru yaprakların üzerinden geçerken, sesi gelecek Sonbaharın… Enerjimi yükseltecek dün ve an arasında kurulan köprüler..

Eğer geçmişten getirmezsen anlarına anılarını, kendi kendinle kopukluklar yaşarsın. Hani geçmişi olmayanın geleceği olmaz denir ya. Aynen de öyle. Dününü hatırlamak, üstüne anını katmak, sağlam temellerle yükselmektir olgunluğa. Anılarını anmazsan, kaybolurlar. Kaybolan anıların, kaybolman demektir anda. Kimdin? Senin için önemli olanlar nelerdi? Hedeflerin nelerdi? Bunları unutmazsan, yönünü kaybetmezsin. Güvende hissetmek için bu çok önemli.

Güzel Eylül hoşgeldin!

Bugün Eylül kutlaması yapmak adına, yokla bakalım anılarını. Dünden getir ortaya biraz huzur, biraz sıcaklık, biraz aşk, biraz çocukluk… Bu gününde ne var ne yok hepsiyle karıştır. Lezzetini ruhuna ikram edip Eylül’ün, gülümse öyle tatlı, öyle Eylül’lü…. Sonbahar da bir başlangıç. Her mevsim kendi içinde bir güzellik. Ömrümüz gibi… Her yeni dönem, sıfırlanmak için taze bir güç verir ruha. Eskimek, yeni şeklin taze örtüsüdür ancak. Bu yüzden değişen görüntülere hüzünlenmek yerine, içindeki mucizeleri ayıklamak evla.

Hadi! Bugün kimlerle karşılaşacağım bakalım ormanda! Eylül’ü karşılama töreninde görüşmek dileği ile…

Sevgiler…

Şununla etiketlendi: