Emeğinden Satılık, Kiralık Dünya Evleri…!

Bir uyandım ki ne göreyim! Bembeyaz bir pencere:) Benim black out storlardan anlaşılmıyor bir şey. Salona geçtim uyanıp. Tülleri ve camı açacağım ki Allah Allah! Sanki tüller kapalı hala:) Olmuş bizim buralar Londra! Bilmiyorum sever misin sisi? Ama bana çok masalsı geldi bu sabah. Arandım bahçede muhafızlarını sarayımın:) Zaten dün de Lady Diana’nın hiç duyulmayanlarını duyup izledim… Gerçi yarıda kaldı. Bugün tamamlayacağım. Pastanın en lezzetli yerlerinden aldım… Kalanı kabak tadı olacak ama neyse. Netflix yapımlarından biri. Çok güzel bir prensesmiş Diana…

Diana hep bilmiş farklı bir şeyler yaşayacağını… Aslında sanırım herkes biliyor başına neler geleceğini..? Dün izlerken bunu fark ettim. O zamanlar çok küçüktüm. Söyleniyordu bir Diana. Prenses olmak ne de güzeldi değil mi bilmeyene? Bazı şeyler işte uzaktan gerçekten çok farklı görünüyor. Oysa kızcağız evlenirken bile mutsuzmuş… Hatta “Bugün hayatımın en mutsuz günü.” diyordu evlendiği gün için hem de kendi sesiyle.

O dünya evi var ya. Aman ona girerken dikkat et! Valla prenses mi olursun sir mü ilan edilirsin sonrasını kendin bileceksin amaaaaa hayatının en mutsuz günü olacaksa o gün, düğünü derneği atıp bir tarafa, kaçacaksın ordan hemen dört nala! Sonradan o dünya başına yıkılacağına, yıkacaksın seni hak etmeyenlerin dünyalarını başına!

Evlilik deniliyor ve de geçiliyor. Ben anlamıyorum? Evliliğin tuzu biberi deniliyor kavgalara… Belki baharat sevmeyenler var kardeşim! Tuz ayrıca tansiyonu fırlatır!!!! Birbiriyle konuşmayanlar “eşleşkesiler” -eşleşmeden türettim:)- hakkında danışıyor, içini dökmeye ağzını açıyorsun, başlıyor karşındakiler konuşmaya. “Aman ne var, bunlar böyle!”, “Sen sanıyor musun herkes mutlu?”, “Anlatmıyor mutlu zannettiklerin. Yoksa hangi evli mutlu hangiiiii!?” Bir bakıyorsun ki karşında yeminli mutsuzlar sana her şeyi normalleştirme presine basmışlar düğmeye!

One minute amaaaaa!:)

Ya şimdi coğrafyada herkes mutsuzsa, o zaman evlilik yanlış bir şey!? Ya da mutsuz olup da bunu düzeltmemek hatalı. Ya da mutlu olmayan bir şeyin sürmesi bedbah olanı… Ama işte burada “Batık Maliyeti” sendromu devreye giriyor:) “ Ben ona yıllarımı verdim! O kadar da hayal kurdum! Naaayır! Nolamazzzzz! Ben kendime boşandı da dedirttmeemmmm!”

Ah ya… Gerçekten de zor işler. Haksız da değil diyen bunları. O kadar emek.. Yani madem herkes mutsuz, yani evlilik böyle bir şey, o zaman yenisini hiç deneme, elindekiyle mutsuz ol ama di mi:))) “Gider eteri, gelir beteri!” demiş şu bizim muhteşem eskilerimiz:) Yani aranma o zaman arkadaş! Madem bir psikopat bulmuşsun, o zaman idare et(!) Dahasını aramak da ne! her aramanın sonu Mevla değil ya!

Şaka elbette bir yana! Diana için dün yine üzüldüm.. Çok güzel bir kadın… Çok değerli bir ders hepimiz için… Tarihteki en değerli yürek derslerinden…. Bu sabah çok şükür uyandık. İyi olmayan bir dünya evi içinde uyanmak… Bilmiyorum sen nasılsın? “Evli misin?”, “Boşanmış mısın?”, “Ayrı mı yaşıyorsun?”, “Aynı evde suskun mu?”, “Hayır asla onlardan değilsiniz ve mutlu musunuz?”

Güne hep diyorum çok güzel başlayalım. Ama dış etkenler eğer senin taaa da iç dünyanın merkezinde ise bu ciddi bir şekilde zor demektir. Sabaha güzel uyanmak, günün için büyüdür. Büyülersin günü güzel geçmeye ancak ruhun yüksekse yeterince, ruhunu bozanından uzakta…

Ev nedir? Olumsuz şeylerden seni koruyan huzurun merkezidir. Orada dinlenirsin, doyarsın, temizlenirsin, kötülüklerden korunursun, özgürleşirsin. Orada tamamlanırsın. Eğer evinin içinde bunları yaşanana engel unsurlar varsa o zaman sen ne şekilde iyi hissedeceksin?Kaçacak tek yerin istila edilmişse sen nerede soluklanacaksın?!

Evden işine kaçanlar bu covit ortamında neden boşandılar?

Sebep bu! İşini sever görünenleri, kazı bak altlrından ne gömüler çıkacak:) Herkes için demiyorum ama kolikleşen her tutkunun altında işte böyle dünya evleri var… Ya kendi dünya evi ya da doğduğu dünya evi… Yani bu dünya evi mevzusu ezelden ebede gidiyor destansı stresleri ile maaaazallaaahhhh! alKOLİK, işKOLİK… Bebeklerde kolittir ağlatan sancı… Büyüyünce kolik oluyor işte yürekte tutan sancıların akıbeti… Kime yapıyor yapan? Kendine elbette! O kafayı değiştir!

Ben yazıya başladığımda sis, gözgözü görmüyor kıvamındaydı. Bir de baktım dağılmış çoğu:) Oh be şöyle sisleri harflerimle dağıtmışım gibi oldum:) Püüüüüffffff hepsi gitmişler:)

Güzeller güzeli ya da yakışıklı mı yakışıklı! Sana diyorum. Yaşın başın nedir bilmiyorum. O sayılar takvimsel ayrıntılar. Ticaret yürüsün diye zaman kavramı oluşmuş. Dünya 1 defa döndü diye neden ben 1 sene yaşlanayım? Belki hiç yaşlanmayacağız inanmasak??? Her şey beyinde değil mi? Kuantum falan şimdi ortaya bir sürü konular açasım geldi amaaa bunu başka bir yazıma saklayayım:) Zaman denen şeyi yaşta ciddiye almamak gerek. Ruhun yaşı gerçekten yok. Bundan dolayı da diyorum ki hikayen nasıl? Her yaşta sorgulama hakkın var!

“Bu saatten sonra” kavramı çürüsün artık! O saatin kaç olduğunu hangi alim biliyormuş?! Hesap yok ömürde. Sadece nefes sayısı var. Bitti mi, geçmiş olsun… Onun için dünya evlerini düzeltmek gerekli. Olmuyorsa yak, yok, çek git falan da demiyorum. Ama bu işin uzmanları var. Gemiyi yüzdürmek mi batırmak mı? Her evlilik emekler verilerek kuruluyor. Hakikaten bir çırpıda çöpe atmak çok da doğru değil. Düşünmeli insan. “Ben neden evlendim?” Bu sorunun cevaplarını hatırlamalısın. Ve aslında yürekte neler hissettiğini vaktiyle…

İki dünyanın bir araya gelmesi kolay mı? Değil elbette. Farklı biiiiin sürü alışkanlık! O zaman evlilik danışmanları ile görüşülecek en kısa zamanda. Bu deve güdülecek ya da bu diyardan gidilecek. Ama gitmeden önce elden gelenlerin hepsi yapılacak! Neden mi? Yaşadığın hikayeyi virgüllememen için. Bu çok önemli. İçinde “keşke” ile başlayan cümlelerin olmayacak. Denenmemiş bir yol bilmiyor olacaksın ayırılırken. Yoksa o koca nokta yerinde durmaz, ne kadar bitirdim desen de.

Yeni bir hayat için eski hayatını doğru yerine koyabilmen lazım. Uzmanından alınacak randevu, gecikmesin lütfen…

Bu sabah da bunlar çıktı içimden:) İnan dünya evin mutlu olmak zorunda! Zorla bir hayat yaşamak senin kaderin değil! Düzeltmek iste ve düzeltmesini. Konuşabilsek zaten anlaşacağız ama onu da çok beceremediğimiz ortada… Konuşamamak insanlık için bilinen koca bir sorun… Bir tane hayatımız var. Ve bu çok kıymetli. İçinde, dolu dizgin duygularla uyandığın ve uykuya huzurla dalabildiğin akışın adına, “gün” demelisin. Yoksa gün görmeden, geçip giden bir yolcudan başka bir şey değilsin…

Sahip çık kendine ve hayatına. Sen uyan! Sen uyandır o güzeli ya da yakışıklıyı yüreğinle. Bir domino, hep derim, düşer zaten. İyiye mi dökülsünler yoksa kötüye mi? Başladı mı öyle gidiyor çünkü olaylar. İyi bir domino taşı düşür bugün. Bugün eve giderken ikinize özel bir şey planla. Belki bir şarkı? Belli bir film? Bir dans? Elele izle bu gece haberleri. Saçma olsun. Ama güzel olsun. Olamaz mı? İnciler mi dökülür? Dökülsünler boşver. Kazanan sen olacaksın. Kazanan hayat olacak!

İyi hissetmek için iyi hissettirmek de bir yoldur.

Bu gece işin içine para da katabilirsin. Parayla alabileceğin hediyeler de düşünebilirsin onu mutlu edebilecek. Cebine göre düşün işte. Çok da şart değil para aslında. Birini mutlu etmek için sadece “Önemli Hissettirmek” gerekli. Bunu nasıl yapıyorsan yap. Mesela bulaşıkları bu gece sen hallet. Ya da bu gece masaj yap ona. Cinsiyetler önemsiz. Kadınsın ya da erkeksin. Karşında senin yoldaşın duruyor. Emin ol biliyorsun onun nasıl kendini değerli hissedeceğini. Git yanağından öp! Evlendiniz ya! Nasıl oldu da sen evlenmek istedin, o da kabul etti?! Kopya çek işte tam ordan daaaaa!:)

Şu an çok tatlı gülümsedim:) Bu geceyi hayal ettim. Lütfen sihirli bir değneğim olduğuna inandır beni… Bu gece mutlu bir sabaha uyanmana neden olan o sihirli değnek harikalar yaratmış olsun! Hayat hem çok uzun hem de çok kısa… Ya kazan ya da kaybettiğin yerde gerçekten kazandığına emin ol! Ama emin ol… Ne istediğinden emin ol.

Emin ol ki sabahların siste bile ışıl ışıl parlasın yüreğine…

Herkese mutlu Diana’lar ve Charles‘lar olaaaaaa:)!

Şununla etiketlendi: