Zaman Kaçağı Var! Yakalayın!!!:)

Ekim de geçiyor. Zaman öyle hızlandı ki bir süredir, artık yaz başlayınca kış geldi, kış başlayınca da yaz geldi diyorum:) Öyle ama. Yazlıklarla kışlıkları artık dolaplarda değiştiresim yok yani:) O derece:) Sadece bana hızlı geçmediğini biliyorum ben bu zamanın. Kime sorsam aynı şey. Tüm özel günler koşturuyor birbirini! Ya insan hediye almayı düşünmeye bile zaman bulamıyor sonra(!)

Bu olanların üstüne düşünmeye başladı ben:)

Nasıl olsa Covit var di mi:) Zaman var ve insan düşünecek yer bulabiliyor bu asosyallikte kendine…Ne demişler? Her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır. Doğru. Denge adına zaten her şey her şeyle aslında iç içe. Gecekondularla villalar, açlarla toklar, internetsizlerle internetliler, hastalarla sağlıklılar aynı dünyada hatta evrendeyiz. Var ile yok arasındaki anlarımıza, inci gibi diziliyor tüm oluşlar. Ya alıp takıyoruz küpe diye kolye diye fark ederek, ya da yıldız gibi kayıyor tüm anlarımız gönlümüzden.. Birden geçiyor zaman ve bize sadece dilek tutması kalıyor geriye. Hayal kurması geleceğe… Anda tutamadıklarımızı, yüklüyoruz bir sonraya hep ama hep bi sonraki seneye… Mesela Annem Yugoslavya’ya gidemedi. Yugoslavya dağıldı.. Balkanlar Turuna gidesimiz de hep vardı. O da olmadı… Biz gidemedik. Annem bu dünyadan gitti… Coğrafyalar yerlerinde duruyorlar oysa. Biz bizden geçiyoruz yalnızca. Yalnız olarak… Geliş de yalnız, gidiş de… İçinden geleni yapma bakalım, kime kâr, kime zarar..?

Yani kısacası EVREKAAAA! Buldum zamanın neden hızlandığını!-dramatik tarafa kaçmadan harfler, aman tutiiim:)-

Bizleri oyalayan şeylerimiz çoğaldı a dostlar! Evet! Bütün olay bu. Ahir zaman falan deniliyor ya hani. Dünyanın sonuna doğru zaman çok hızla akacakmış falan “şimdiki gibi”! Demek ki başkaca dünyaların da bir zamanlar sonu gelmiş:) Bir tecrübe var bu işte:) Bilen bilmiş? Yani bu sahne, bir kaçtır değişmiş-olsa gerek?-? Demek ki dünyanın sonu demek, teknoloji demek?! Teknoloji ilerledikçe, dünyanın da suyu ısınıyormuş..? Medeniyet dediğimiz yani ciddi ciddi tek dişi kalmış canavarmış!!! Yani… EYVAH!!

Anneannen Whatsap grupları kurar mıydı???

Bu soruyu 10 yaşında tatlı bir canımız evetleyebilir:) Çünkü günümüz anneanneleri de gayet medeni:) Ama sen, ben biliyoruz anneannelerimiz neler yaparlardı. Hatta anneannemizin anneannesi sıkıntıdan neler neler döktürmüş çeyizine ve bütün sülalenin çeyizlerine::) Kanaviçe diye bir şey varmış eskiden:) Danteller boşuna mı konmuş ilk üretim tvler, telefonlar üstüne:) Onca imalat ziyan mı olsun:) El emeği göz nuru kaynamış vaktiyle ortalık. Yaaaaa:) İşte o zamanlar zaman herkese gayet de yetiyormuş da artıyormuş bile…

Hatta kış da yaz da geçmek bilmezmiş o zamanlar. Aaaaa aaaaaa! Neden kiiii?

Çünkü yazın klima yokmuş, kışın da kalorifer:) Üstelik kış demek de gerçekten kış demekmiş. Yani kar diye bir şey varmış onların zamanında… Bizim karlar artık, Noel ağacını süslemek için satılan kar spreyinde… Ya da kar küreleri var hani, sallıyorsun da karlar uçuşuyor avuçlarında… Yolları kapayan, mikropları bitiren karlar yok ki artık… İnsan sırf bu yüzden eline alır telefonu da bakar kar fotolarına değil mi(!)

Ah be…

Millet eskiden domates yemek için bekliyormuş yazı. Aslında ne güzel heyecanlar. İnsan onca beklediği domatesin değerini ne güzel de bilir. Salçalar böyle böyle icat olmuş demek ki. Sevdalı domatesler kışın da tadına varılabilir olsun diye, emekler verilirmiş o zamanlar ne güzel… Şimdi de var da işte. Var mı? Var… Nerde o organik haller hareketler… Oysa yediklerimiz, içtiklerimiz önce sevgiyle lezzetlenirler… Anne eli değmiş gibi diye sloganlar boşuna mı yazılıyor sanıyorsun? Anne eli, sevgi eli çünkü, en lezzetlisi, en seveni… Yani o salçaları yapan ellerin güzelliği de lazım. Somurttuk, bunalmış kavanozların tadı olmaz! Ya da parasını verip aldıklarında o tat, o tat mı..? Bence değil…

Elbette zaman bereketiymiş o zamanlar…Şimdi zamansızız!

Zaten herkes ya okulda ya işte. Büyüklerimiz de sabah ve öğleden sonra yayın kuşaklarındalar:) Bu kuşakların öyle karate kuşakları gibi renkleri de yok üstelik(!) Yani kuşak kuşak uyuşuyorlar onlar… Maksat canları sıkılmasın… Kuşak farkı bu devirlerde böyle oluyor. Okullular bunalımlarda, işliler zaten ay sonuna hızla varmakta, emekliler de kendi kuşaklarında… Belki de gerçek kara kuşak dedikleri bu…..

Karamsar yazı olmasın diyorum:) Ama yine kaçıyor harfler “Keşke”lere… Üüüfff:) Ne vardı sanki bu kadar değişmeseydi her şey ya! Kar yağsın bu sene!:)

İnsan özeniyor o bereketli zamanlara… Şimdi herkes sürekli yoğun. Ve bu yüzden de mecburen çok pratik… Zamanı hızlandıran şeyler varken bu kadar, bir taraftan da bu hıza yetişmelik kolaylıklar sunuluyor insanlığa. Sonra neden herkes obez?! Ben uzun zamandır market ve bir sürü alışverişimi sanaldan yapıyorum mesela. Her şey makine ile yapılıyor neredeyse. Çamaşır, bulaşık, süpürge, çamaşır kurutma, fırın, kahve makinesi, çay makinesi, mutfak şefi. Saymayayım daha. Ne biliyorsak hepsi diyelim kısaca. Eeee? Zaten yoğunuz, sürekli zaman çalan akıllı telefonlar ellerimizde(!)

Biz ne ara hareket edeceğiz peki????!

Hareket az, iletişim aşırı mekanik, gün ışığı neredeyse yok. Hal böyle olunca zaman hızla akıyor işte. Hep bir yerlere yetişenlere sunulan kolaylıklara rağmen, nefes almayı unutmuşuz nefes! Nefes teknikleri diye bir şey var artık. Doğru nefes alalım falan diyorlar. Bu işlerin artık uzmanları var! Yani hani denir ya “ Nefes alamıyorum, bunaldım!” Evet bu doğru. İnsanlık nefes alamayacak kadar bunalmış bu hızla kaçan zamanda…..

“Karnımıza dolduruyoruz nefesi. Ağır ağır ama. Ve içimizde nefesi hissediyoruz. Şimdi yavaş yavaş bırakıyoruz. Harikaaaaaa….!”

Allah’ın nefesi… Nefes almayı unutmak, nasıl bir korku filmi senaryosudur..? Anneanneme deselerdi bu günleri, kadın korkardı kesinlikle.. Herkes işte, çocuklar bakıcıda, yaşlılar da bakıcıda ya da bakım evinde… Her şeyi makineler yapıyor. İnsanlar boş… İnsanlar kambur -çünkü süreli ekranlarla haşır neşir- Ellerde akıllı bişeyler… Halbuki elde var SIFIR… Covit demeyeceğim hiç:) Bir de bundan bahsetsem Anneanneme mesela o zamanlar!!! “Git çocum, çarpıldın mı sen? Uğradılar mı sana? Sana bir kurşun döktürelim dur bakim sen!” derdi kesin… Ah be anneanne… İyi ki görmediniz sizler bu günleri…

Hadi hep beraber ühüüü ühüüü o zaman!

Ay valla bu moddan çıkayım diyorum da:) Anlat anlat bitmiyor halimiz ahvalimiz:) Yani zaman bundandır çok bereketsiz:) Kısacası bu kadar:) Her yere her türden taşıt var mesela. Denizden, karadan, havadan:) İster kendi aracınla İster hususi ile:) Ulaşım süper kolay artık. İnsanoğlu kuş misali yani:) Işınlanmaya taktık da daha icad edemedik oniii:) Bir de ışınlansak, zamana tam ayak uyduracağız(!)

Sesli kitaplar var yaaaa! Evet sesli kitaplar!

Kitap okumaya vaktimiz yok çünkü. Ve bir de ne o öyle yorucu yorucu. Sayfayı çevirmek uzun iş(!) Aynı anda bir sürü şey yapmamız gerektiğinden bu hız çılgını zamanda, sesli kitap gerçekten kurtarıcı. Çıkış amacı her ne kadar görme kusurlu kişilere kitap okuma imkanı sunmak olsa da toplumlar sesli kitapları çok sevdiler. Belki de hepimiz görme kusurluyuz zamansızlıktan?? Tartışmaya değer konu başlıklarından biridir yani:))

Acayip pratik bir şey bu sesli kitaplar!

Bir de sanki insan çocuklaşıyor sesli kitap dinlerken. İçi yumuşuyor. Ayyy! Sanki masal hepsi… Uykum bile geliyor ben sesli kitap dinlerken:) Evet! Ben de denedim:) Ama bir süre sadece.. Ben seviyorum kitabımı almayı elime. O dokunuşu seviyorum. Kahve fincanımı, yağmuru, belki de kumsalı seviyorum tatlı kitabımla. Manuel iyi gidiyor bende:) Bari diyorum bazı şeyler yorucu olsun azcık:)

Arabalar otomatik vites! -Manuel deyince aklıma birden vites geldi:)-

Benimki de öyle. Ama gerçekten sadece otomatik olsun diye. Ben manuel vitesi uzun zaman unutamadım:) Şimdi esamesi okunmuyor o ayrı:) Ama o manuel vitesi sallamalar falan, tam benim kalemimdi vaktiyle:) Şöför Nebahat Abladan öğrenmişim sanki araba kullanmayı:) Bayırda, yokuşta hiç sıkıntı yok:) Vites işi bendeee! Ah be:) Ne güzel günlerdi hiç otomatik vitesin olmadığı günler…

İnsan yarışmayı seviyor…

Diğerinde olunca, sen de zamana uyuyorsun. İşte bu ardı arkası kesilmeyen güncellemeler sonrasında da bildiğin robota dönüşüyorsun. Bir kaç organik bir araya gelince de inceden bir keman sesi kuruluyor fondaki yerine. “Nerdeeee o eski günler” nağmeleri ile Gökkubbe bir çınlıyor ki o kadar olur. O kadar oluyor zaten:) Zaman, koptuğu yerden coşarak akmaya devam ediyor:)

O kadar sanallaştık ve de tembelleştik ki artık gerçeklik gözlüklerimiz bile var(!)

Halbuki hala gerçek var. Sen mesela. Gerçeksin:) Dokunduğun ve hissettiğin her şey gerçek. Yaşadığın, emek verdiğin, heyecan duyduğun her şey bildiğin gerçek. Bunun için gözlüğe ne gerek var ki diyorum ve bu aşamada duruyorum:) Çünkü biliyorum aramızda oyun meraklıları da bir hayli çok. Ben de arada oynuyorum:) Yani zaten anneannem değilim ki. Ben de zamanın hızla aktığını söyleyen bencağızım işte:) Ama en azından ben farkına vardım:) Vara vara farkına vardım:)) Varmak ve varmamak:) İşte bütün mesele belki de bu:)

Bugün zamanı yavaşlatmayı denemeye ne dersin?

Sanal her şeyden uzak dur. Mutlaka işle ilgili zorundalıkların vardır. Onlara bir şey diyemem. Ama en azından müziği radyo bulup dinle, telefondan uzak dur, alışverişi yerinde yap. Göreceksin, ekrana bakmadığında, daha hareketli olduğunda, zaman daha mantıklı akışa geçiyor. Zaman öyle değerli ki… Zaman kazanmaya çalışacağımıza bizler sadece zamanı öldürüyoruz. Konuşmalarda bile bu böyle. “Ne yaptın dün?” “Ya ne yapayım işte evdeydim. Film milim geçti gün.” Bu mu yani? Günü geçiştirdin. Yani zamanı geçiştirdin. Yani ömrünü geçiştirdin a canım…

Zamanını çaldırma! Zamanını kaybetme!

Zamanın hızla akmasına izin verme! Kendi manuel tuşuna bas ve hisset günü. Anneanneni bul içinde. Kanaviçe işle demiyorum, senin zaten mandalan falan da vardır ama(!) Yani hisset içinde o güzel insanları işte. Çok delikanlılar vardır. Anneannemi değil ben dedemi hissedeyim der. O da olur kardeş:) Hissin cinsiyeti yok. Zamanın cinsiyeti yok. Dedeler, anneanneler anıla bugün. Zamanın tadına varıla. Geceye düşmeden varıla… Nefes alına…

Haydi sağlıcakla kalına…:)

Şununla etiketlendi: