Yağmurca…

Yağmur damlalarını izliyorum. Bakışlarım değiyor kim bilir kaçına birden? Kuşların bu grilikte ağırlaşan kanatlarını hayal ediyorum. Çam ağaçlarının temizlenme günü heyecanlarını. Banyo günleri gelmiş, hoş gelmiş. Kuru dallar zaten Annemin gözleri.. Öyle çok severdi ki kuru dalları… Hepsinde yemyeşil bakışları var Annemin, kuru dallar üzerinde, kışta, bahar gibi….

Türk kahvem gelecek az sonra!

Ruhuma hatır soracak mis kokusu. Yanında çikolata da yok, içinde şeker de. Ağzımızın tadı yerinde olsun değil mi..? Şeker de çikolata da ağzının tadını getirir mi, kaçmışsa o tad??? Yok, getirmez.. Anca kilo alırsın, tadın daha bir kaçar:) Hem de seni zıvanadan çıkara çıkara:)) Kilo kötü şey, alıcısı olma:) Alıcı gözle bakılası olmazsın sonra:) Alıcı gözle bakmak! Herkes gözlüklü, maskeli artık. Nerde o filitresiz hallerimiz ah! Nerde o yağmurda, yağmuru içe içe dolaşmaklar… Evet, yağmur içmek! Çok severdim yağmur içmeyi hem de sek(!)

Şimdi yağmurda asit mi var pestisist mi var bilememekten dolayı, sadece kahve içer oldum… Şükür şükür(!) Aman! Dilerim sen de içmişsindir bir zamanlar yağmurlardan…

Yağmur güzel şeydir. Binersin otobüse, minibüse, taksiye, cam tarafında oturursun belki? Süzülürken yağmur damlaları, cama vurup da, yarışırken damlalar, izlersin onları… Ellerinin parmakları bebek olur o anda.. Yakalamak istersin belki kaçan damlaları… Zaman gibi, geçip giderler hepsi… Yol alırsın tekerlekler boyu… Zaman geçer damlaya damlaya… Gelirsin ineceğin durağa… Nefes alırken durakta inmek, korkulu değildir… Zamanda akarken istikametinin son durak olduğunu bile unuta, gidersin öyle…

Yağmurlu şarkılar mırıldanırsın, savulur içindeki bildiğin, bilmediğin, güya unuttuğun tüm son duraklar…

Unutmasa insan o en acıtan durakları, vedaları, nasıl yaşar ki şu hayatta..? Unutursun içindeki o fırtınalı yağmurları gün be gün… Ya da hatırlasan da çaktırmazsın ne içine ne de dışına… Sadece yağmur yağar, için bir başka hal alır… Yanaklarından akan tuz damlalarını, siler gök yağmurların… Yağmur böyle duygulu bir şeydir işte. Böyle dolu dolu bir şey… Yağmur yağar ve damlaya damlaya birikir kaçan zaman, manzaralarda… Elinde sıcak bir şeyle, öylece dalar gidersin yağmura. Yağmur sana “Geçti” der su dilinde bir fısıltıyla… “Geçti…” Her şey gibi….” Ondan huzurludur bu damlama gök sistemi. Geçer… Gider… Bulutlar ve yağmurlar… Sen ve diğerleri…

Yolların kenarlarından akan sular, olur selcikler:)

Bu Arap kızının camdan izlediği sular sellerde, yapraklar yüzer bazen… Gemilerin çıkar yer yüzüne hayalen… Yapraklar yapraklarla yarışır yollar boyu. Bebek adımlarını anarsın belki, o sular sellere bakakaldığındaki… Annenin üstünü başını temiz tutma gayretiyle, seni kolundan çekiştirdiği yağmurları… Anneni… O yol kenarları, senin hayal kürenden görünür olur, senin ve sevdiklerinin olduğu saatlerinde… Sıcacıktır yağmur… Kucak gibidir hatta… Bakarsın, sarılırsın, ıslanırsın, hep sıcacık… Üşüdüğün sadece bedenindir. Rûhunda hissettiklerin, bereketindir… Hakikaten de yağmur, berekettir……

Dans edersin yağmurda belki?

Saçlarını tellerine ayıran yağmurda, deli gibi zıplar, tepinirsin. Yürürsün, koşarsın elele sevdiğinle. Sanki hiç yağmur yağmıyormuşçasına yürürsün onunla sahilde. Herkes hızlı çekim film gibi geçip giderken yanından, sen tatlı mayış gülümsemelerle ağır ağır akarsın anda, aşkla.. Hava ne soğuktur ne de şifayı kapmaktasındır:) Ah be… Yağmur.. Ne güzel şeysin sen! Yaşadığımız hem, hem de yaşadıklarımızı izlediğimiz bir film perdesi gibisin. Bakıp bakıp da tanelerine, neler neler andığımız en ıslak film…

Kahvem geldi…

Kahve kokusunda akıyor yağmur… Bardaktan boşanıyor… Bardakla yağmurun bu celse celse boşanmalarına bakıyorum fincanımla:) Bazı boşanmalar işte böyle anlamlı oluyor:) Sen nasılsın? Hayatında şu yağmurdan başka bir bardak yağmur meselesi var mi? Olabilir elbette. Sana bereketli yağmurlar diliyorum o zaman:)

Yağmur… Zerrelerince zerrelerimde bulduğum en güzel müziksin…

Yapraklara dokunuşunu dinliyorum yağmurun şu an. Ne kadar küçük olduğunu anlıyorum insanın. Dünyanın ve evrenin, ne kadar da kendince olduğuna tanıklık ediyorum. Ve bu duygu bana sakinleşmem gerektiğini hatırlatıyor. Hırs kökenli sorumluluklarım, şakacı cücelere dönüşüveriyorlar birden:) Daha alim ve daha zalim olma çabaları da ıslanıyor bu yağmurlarda. Bir tık fazlasıyla hortumlar oluyor, kasırgalar. Bu ihtişam insana, etten ve kemikten imal olduğunu hatırlatıyor. Ve diyor;

Bir yaprak gibi kalsana… Bir yağmur gibi aksana… Kendiliğinden oluşlardan bir tanesi de sensin. Bıraksana pençelerin içindeki zorlanmaları… Pençe olmasa ya ellerin hatta…

Bugün yağmuru dinle lütfen.

Geçmişten ana kadar dinle suyu. Geleceğe gülümseyerek dinle.

Yağmurda ağlamak da güzeldir bak:) Kimseler anlamaz yağmurda ağladığını. Bulutlarla birlikte dökülmek, iyi gelir. Dene:)

Ve yine gül!

Güneş açsın damlalar üstüne. Gökkuşağı renkli olsun gözlerin:) Rengarenk olsun evren! Mevsim takvimde kalsın, ruhun bahar olsun senin..

Hadi o zaman:) Sokakta! Pencerenin kenarında! Balkonda! Terasta! Bahçede! Otobüsün, minibüsün, taksinin, kamyonun camında! Sahilde! Yaylada! Buluşalım bugün! Aynı “An”da kalıp, yağmuru sevelim… Kendimizi sevelim bugün. Affederek… Güçlenerek… Yıkanalım bugün tüm hastalıklarımızdan ruhen ve bedenen..! Arınalım bugün sevmediklerimizden!

Bugün yağmur günü olsun:)

Yeniden başlamak için tertemiz….

Görüşürüz o zaman:)

Şununla etiketlendi: